Eski pullukların civataları bir türlü tutmazdı. Çift sürmenin tam ortalarına doğru, kalakalırdı insanlar tarlanın orta yerinde.
Ne yapsalar, ne etseler ayar tutmazdı.
Birşeylerle sıkıştırsanız bile iki adım gidildiğinde, yine olacaklar olur, civata, yapardı yapacağını!
Bu civataların hali daha sonraları insanları yarı yolda bırakan, ayarsız, insanın yüzüne gülerken yapmadığı yalakalık kalmayan, arkasından da etmediğini bırakmayan insanları anlatmak için kullanıldı ve bugünlere kadar geldi.
Günümüzde civatalar gelişirken, pulluk civatası gibi olanlarda kendilerini geliştirdiler.
İnsanlar arasında en geçerli olan, aranan, en fazla el üstünde tutulan, itibar edilen, yanlarında gözükmek için etraflarında pervane olunan insanlara dönüştüler!
Rol model olanları bile oldu.
Bizlere gelince, doğru ve dürüst olanları defterden sileli, onlardan yüz çevireli çok olduğundan mı nedir, pulluk civatası gibi olanlara, onlar gibi olmaya özenenlere, onlardanmış gibi görünenlere yakın olma yarışındayız!
Doğruyu söyleyenleri değil dokuz köyden ondokuz köyden kovduğumuzu, çok yerinde bir iş yapmış gibi anlatırken, doğruların adlarını-sanlarını ve izlerini kazıdık, semtimize uğramasınlar diye, çevremize duvarlar ördürüp, derin hendekler kazdırdık!
Kantarın topuzunun fazla kaçırıldığına kâni olanlar, şöyle bir soru sordular;
Yüzünüze gülen, arkanızı döndüğünüzde, sizin hakkınızda en olmadık ve hiçte hak etmediğiniz sözleri söyleyen insanlarla hala merhaba edebildiğinize sizlerde şaşırmıyor musunuz?
Sorulara cevap vermeyi susarak geçiştirenler, nasırlarına basıldığında, topun namlusu kendilerine çevrildiğinde, ipin ucu bir şekilde kendilerine dokunduğunda, başladılar ciddi ciddi düşünmeye!
Ağzında bakla ıslanmayan, sır tutamayan, sözünde durmayan, güven vermeyen, itimat ve telkin etmeyen, ne konuşulursa konuşulsun allayıp-pullayıp yanına eklemeler yaparak adam seçmeden anlatmaktan ve her kimi anlatıyorsa, anlattığı insanı anlattığı insanın gözünden düşürerek perişan eden bu insanları nasıl bu kadar el üstünde tutabildiklerine kendileride bir anlam veremediler!
Çünkü onlar için sınır diye, kırmızı çizgi diye, etik diye, adabı muaşeret diye hiç bir şeyin olmadığını kendileriyle uğraşıldığında anlayabilmişlerdi!
Kime dost-kime düşman olduklarını da hesap edemişlerdi.
Ortak özellikleri olan bir türlü tatmin olmayan egoları ve kendilerini aşırı beğenmişlikleri bir çok kişinin işine geldi.
Hangi kurumda, hangi işletmede , hangi mekanda çalışırlarsa çalışsınlar, bütün işleri kendileri yapar havasında olmalarına hayran kalanlar bile olmuştu.
Kabiliyetli ve yetenekli insanlara tahammülleri olmayışlarını, onların ayarında pek az adam var zaten diye kabullendiler.
İşin garibi, bunları dinleyenlerin, dikkate alanların, bunlara hayran olduğunu, anlattıklarını yorumsuz, sorunsuz beğenmeleri çok daha enterasandı!
İş bitirici özellikleri, her nereye giderlerse gitsinler elleri boş dönmemeleri, bağlı göründükleri insanlara karşı son derece saygılı olmaları bir çok kusurlarını örtmeye yetip artıyordu.
İşkolik görüntüleri, kendi anlatımlarıyla tek kişilik ordu olmaları, bütün işlerini başka insanlara yaptırmalarına rağmen, kesinlikle kimseye ihtiyaçlarının olmadığına karşı tarafı inandırmaları, insan kıymeti bilmemeleri, dedikoduya bayılmaları, insanları birbirine takma merakları, hemen bir çok şeyden iyi-kötü haberdar olmaları, duydukları birşeyi anlatmadan rahata ve huzura erememe huyları hep gözlerden kaçtı, kaçırıldı.
Sizler nasıl düşünürsünüz bilememem amma, pulluk civatası tabiatlı insanlar için esprili olarak, her kuruma, her mahalleye, her işletmeye bir tane lazım denmeside sanırım boş değil!
Bakmadan Geçme