■ Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ama milletin kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi için, yetişkin ve iyi eğitim görmüş olması şarttır.
(Platon)
***
7 Haziran seçimlerinde alınan sonuçlara ilişkin çeşitli görüş ve senaryolar üretilmeye devam edilmektedir. Siyasal gel-gitlerin yaşandığı süreçte ülkemizde her mekân ve platformda, sıkça tartışma konusu oluşturan Kuvvetler ayrılığı ilkesini değerlendirmek doğru yaklaşım olacaktır. Demokrasilerde Yargı-yasama ve yürütme erkleri birbirinden
bağımsız olmalı, erkler ayrılıp egemenliğini korumalıdır. İleri demokrasilerde basının 4.güç konumuna geldiği yadsınmamalıdır.
Kuvvetler ayrılığı ilkesi, ilk kez Fransız düşünür Baron de Montesquieu tarafından ortaya atılmış demokratik devlet yönetimini düzenleyen bir model, hatta sistemdir.
Söz konusu sistem içinde devlet, çeşitli birimlere ayrılmıştır, her birimin ayrı ve bağımsız gücü ve sorumluluk alanları vardır. Bunun yanında biri diğerinin güç kullanımı üzerine sınırlamalar getirebilmektedir.
Devlet birimleri genel olarak yasama, yürütme ve yargıdan oluşur.
ABD, sistemine göre söz konusu birimler "hükümet birimleri" olarak adlandırılırken diğer sistemlerde "hükümet” yalnızca yürütme birimini ifade eder.
■ Kuvvetler ayrılığı ilkesinin taraftarları bu ilkenin demokrasiyi koruduğunu, zorba, totaliter hükümetlere engel olduğunu savunurlar. Karşıtlarına göre ise ilkenin demokrasiyi koruması bir yana bırakılırsa, kuvvetler ayrılığı yönetimi yavaşlatmakta yürütme diktatörlüğünü desteklemekte; hesap verilebilirliği düşürmekte ve yasamanın gücünü azaltmaktadır.
Günümüzde tam olarak uygulanan bir kuvvetler ayrılığı veya kuvvetler birliğinden söz edilemese de, pek çok yönetim sistemi açık bir şekilde kuvvetler ayrılığı ya da kuvvetler birliği ilkesine dayanmaktadır.
Demokratik yönetim sistemi düzenlenirken Başkanlık ve Parlamenter sistemler arasında belirli bir seçim yapılır, bunun uygulanacak bir düzen seçimi olmak zorunda değildir. Başkanlık sisteminde kuvvetler sert bir şekilde ayrılmışken parlamenter sistemde daha ılımlı bir yapı gözlenmektedir. Ayrıca "karışık sistemler" de vardır, yönetim sistemi iki ana sistemin ortasında daha yakındır, Fransa'daki şimdiki yönetim şekli gibi.
Kuvvetlerin birliği sistemlerinde, Birleşik Krallıkta olduğu gibi yasama kurumu halk tarafından seçilir ve yasama sonra yürütme birimi hükümeti "yaratır". Kuvvetlerin ayrılığı sistemlerinde ise yürütme birimi üyeleri yasama tarafından değil, başka çeşitli yollarla (örneğin seçimlerle) seçilirler. Parlementer sistemlerde yasama biriminin süresi dolduğunda yürütme biriminin de süresi dolmuştur. Başkanlık sistemlerinde ise yürütme biriminin süresi yasama süresine bağlı değildir, süreleri aynı zamanlarda dolabilir veya dolmaz. Önemli olan yürütme biriminin seçiminin yasama biriminden bağımsız olmasıdır. Buna karşın yürütme biriminin partisi eğer mecliste çoğunluğa sahipse, başkanlık sisteminde de belirli bir derece "kuvvetlerin birlikteliği" etkisi görülebilir. Böyle durumlar anayasal hedefleri engelleyebilir, halk tarafından büyük oranda benimsenen "yasama biriminin daha demokratik, halka daha yakın olduğu" fikrini baltalayabilir. Bu durumda yasama sadece "danışma meclisi" konumunu alır ve yürütmeyi hatalara ve fiyaskolara karşı sorumlu tutmakta isteksiz olabilir.
Bir birimin diğerlerinden üstün olmasını engellemek ve birimleri birlikte çalışmaya özendirmek için kuvvetler ayrılığı uygulayan yönetim sistemleri, frenler ve dengelerini geliştirmişlerdir. Sistemin, Montesquieu’nün
görüşünden esinlediği bir gerçektir. Frenler ve dengeler sistemi uyarınca kimi birimler, diğer birimlere etki edebilirler.
ABD Başkanının Kongreden geçen yasaları veto etme hakkı ya da Kongrenin Federal Mahkeme kararlarını değiştirmesi ayrı güç oluşturmaktadır. Kuvvetler ayrılığını benimseyen ülkelerin kendisine özgü fren ve dengeler sistemi vardır.
Bir damla:
■ Ulusal egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taş ve tahtlar batar, yok olur. (
Atatürk)
Bakmadan Geçme