'Darbe yeniçeri geleneğidir'

Konya Aydınlar Ocağı'nın Selçuklu Salı Sohbetlerinde bu hafta Prof. Dr. Alaattin Aköz varlığı 200 yıl önce 15 Haziran 1826'da sonlandırılan Yeniçerileri anlattı. Konevi derneği salonundaki programın açılış konuşmasını yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü yozlaşmanın çok olduğu bir dönemde Yeniçeri Ocaklarının kapatılmasının toplum tarafından olumlu karşılandığına söyledi.

Haberin Özeti

  • Prof. Dr. Alaattin Aköz, Yeniçerilerin Bektaşi tarikatına bağlı, Hanefi mezhebinden olduklarını ve kapatılmalarının toplumca olumlu karşılandığını ifade etti.
  • Aköz, Yeniçeri Ocağı'nın 16. yüzyılın ikinci yarısında bozulmaya başladığını, rüşvetle devlete büyük mali külfet oluşturduğunu ve halka baskı kurduğunu kaydetti.
  • Türklerde darbenin bir Yeniçeri geleneği olduğunu belirten Aköz, 1466'dan 1648'e dek isyanları sıraladı; ocak 15 Haziran 1826'da son buldu.

Prof. Dr. Alaattin Aköz Yeniçerilerin savaş sırasında aldıkları görevler dışında, barış zamanında da çeşitli görevler icra ettiğini kaydetti. Yeniçerilerin Bektaşi tarikatına bağlı, fakat mezhep olarak Hanefi olduklarını vurgulayan Aköz, “Ocağın Bektaşiliğe bağlılığı kesindi; zira Ocağın 94. Cemaat Ortası'nda Bektaşi babalarından biri Hacı Bektaş vekili olarak otururdu.” dedi. 

16.yüzyılın ikinci yarısında Yeniçeri Ocağı’nın bozulmaya başladığını ifade eden Aköz “Kaynaklar 3. Murat döneminde bozulmanın başladığını zikreder. Kısacası Ocağın genel teamülleri çiğnendi. Ayrıca Ocakla hiçbir bağlantısı bulunmayan kişiler, yeniçerilik maaş belgesi olan “Esâme” dediğimiz defterlere rüşvet ve kayırma yoluyla sahip oldu, askerlikle bağı olmadıkları halde, devletten ulufe aldılar. Bu durum Osmanlı Devleti üzerinde çok büyük bir mali külfet oluşturdu” şeklinde konuştu. 

'Darbe yeniçeri geleneğidir'

imparatorluk topraklarını savunmadaki yetersizliklerine ilave olarak Yeniçerilerin, halk üzerinde baskı kurduğunu; cana, mala ve ırza tecavüz ettiklerinin, mahkeme kayıtlarından görüldüğünü söyleyen Aköz “Çarşı-Pazar esnafını haraca bağlamışlar ve bunlar, münferid birer olay olmanın ötesinde, iç güvenliği ihlal edici bir boyuta ulaşmıştı.”dedi. Türklerde darbenin bir yeniçeri geleneği olduğuna işaret eden Aköz, “1466’daki Buçuktepe Vak’ası Osmanlı tarihindeki ilk Yeniçeri ayaklanmasıdır. Sadrazam Çandarlı Halil Paşa ve diğer devlet adamlarının girişimiyle, 2. Murat’ın yeniden tahta çıkması sonucu, ayaklanma son buldu. 4 Mayıs 1481’de Fatih’in ölümünü gizleyerek Cem’in tahta geçmesini amaçlayan Vezir-i Azam Karamani Mehmed Paşa’yı katleden Yeniçeriler başını mızrağa geçirip İstanbul’da dolaştılar.  24 Nisan 1512’de 2. Bayezid’i tahttan çekilmeye zorladılar, Yavuz padişah oldu. 18 Mayıs 1622’de Osmanlı tarihinin en korkunç ayaklanması gerçekleşti; vezirler, ağalar öldürüldü. 1. Mustafa ikinci kez tahta oturtuldu; 2. Osman öldürüldü. Tarihte eşine az rastlanır bir şekilde tahttan indirilen Sultan Genç Osman, Yedikule zindanlarında boğularak şehit edildi. 8 Ağustos 1648’de Ocak ağaları ve ulema Sultan İbrahim’in tahtan indirilmesini kararlaştırdılar ve 7 yaşındaki IV. Mehmed tahta oturtuldu; Sultan İbrahim on gün sonra boğduruldu.” dedi. 

'Darbe yeniçeri geleneğidir'

2. Mahmut’un, Osmanlı bünyesinde yaşanan menfi iç ve dış gelişmelerin tesiriyle batı tarzında talimli bir ordu kurulması için harekete geçmesi üzerine Yeniçerilerin başta askerlik olmak üzere, devlet kademelerinde yapılan ıslahatların tamamına karşı çıkarken (din elden gidiyor) diyerek, din kisvesini kullandığını vurgulayan Aköz sözlerini şöyle tamamladı: “Yeniçerilerin kışlası 15 Haziran 1826’da muhasara altına alındı. İsyanı takiben altı hafta içinde (40-50 günde) idam ve sürgünlerle İstanbul'un nüfusu 30 bin kişi kadar azaldı. Yeniçeri Ocağı’nın 17 Haziran 1826’da kaldırıldığına dair beylikçi Pertev Paşa tarafından hazırlanan emr-i âli sureti, bütün vilayetlere gönderildi.”

Bakmadan Geçme