Ahde vefası olmayanın…
Ahde vefası olmayanın… - Abdullah Leblebici - Yeni Meram Gazetesi
Sözünde durma, verdiği sözlere bağlı kalma, özü ve sözü doğru olma anlamına gelen ahde vefa, İslâm ahlâkının en önemli prensiplerinden biridir.
Kur'an'a göre ahde vefa, iman ederek Allah ile ahitleşmiş ve böylece hür iradesiyle kendisini sadakat yükümlülüğü altına sokmuş olan müminin ahlâkî bir borcudur.
İster insanlara, ister Allah'a karşı verilmiş olsun her ahid ve söz, yükümlülük şartlarını taşıyan her insanı borçlu ve sorumlu kılar. Bu sorumluluğun yerine getirilmesine ahde vefa veya ahde riayet denilir.
Ahde vefa aslında o kadar geniş bir alanı kapsıyor ki hemen hemen hayatın her alanında iç içe yaşıyoruz.
Geçen haftaki
"En erken iki yıl derken, iyimsermişim"
başlıklı yazım sonrasında İstanbul'dan bir hemşerim benimle şu satırları paylaştı.
"Yazınızı okudum Seydişehirli olarak İstanbul'da 6 yıl bulundum yeni ayrıldım. İstanbul' da Nüfus Genel Müdürlüğü verilerine göre 2000 kişiye yakın Seydişehirli var.
Bu zaman zarfında hiç bir Seydişehirli hemşerimden bırakın yardım görmeyi (Manevi) bir samimiyet dahi görmedim.(Çok az istisnalar hariç) En çok yardımı ise Bozkır'lı büyüklerimden gördüm.
Daha çok Bozkır devlet hastanesi ile ilgili konuşmalarına şahit oldum. Bizlere bırakın beraberliği çok az bürokratımız hariç randevuyu dahi çok görüyorlar.
(Hep bir şey istenecek gözüyle görülüyoruz.) Üzülerek belirtmeliyim ki bizde vefa duygusu yok. Bir teşekkür dahi çok görülüyor.
iki anımı paylaşmak isterim sizinle. Ben polis memuruyum. Bir gün Seydişehirli tanımadığım bir büyüğümüzün sosyal medyada acil kan ihtiyacını gördüm akşam 22:00 sıralarıydı, telefon bırakmış hemen aradım dedim bende Seydişehirliyim geleyim dedim. Ne iş yaptığımı sordu polis memuruyum dedim telefon gitti. Bir daha da dönüş yapılmadı.
İstanbul da bir ilçe belediyesine zabıta alınacakmış, başvuranlardan biri de Seydişehirli. Saat 21:00 sıralarında Çok sevdiğim bir Konyalı abimiz şuanda da milletvekili adayı İstanbul'dan beni aradı Murat beni belediyeden aradılar 5 kişi alınacakmış biri de Seydişehirli dedi ismini verdi tanıyor musun dedi tanımıyorum dedim tanıyorsanız siz referans olursanız işe alacağız demişler.
Başkanım siz bekleyin 1 saat müsaade dedim, en az 15-20 telefon görüşmesi yaptım ve o arkadaşın telefon numarası bulup hemen aradım.
Ortak noktaya gelmesini rica ettim ki kime aracı olduğumu görmek biraz da tanımak için. Mesafe çok uzakmış , benim gelmemi rica etti.
Ona da tamam dedik. Ortak nokta da buluştuk gittik. Hemen aradım büyüğümüzü dedim ben kefilim başkanım oda tamam arıyorum hemen inşallah olur dedi.
Aradan tam 5 yıl geçti hiç görüşmedik bende aramadım ki herhalde olmadı diye. Bir ortamda çok bilindik biri benim yanıma geldi ayaküstü sohbet ettik gitti aradan tam 2 dakika geçmeden biri yanıma geldi beni tanıdın mı, dedi. Hayır kusur bakma tanıyamadım dedim kendini hatırlattı tam 5 yıldır o belediyede zabıta olarak görev yapıyormuş. Yutkunamadım inanın bu vefasızlık karşısında beklentim sadece bir telefon bir teşekkür den öte bir şey değildi, Çok kırıldım.
Bu gün olsa elimden gelen her şeyi yine yaparım. Ama BİZLERDEN ÇOK ZOR.....Saygılarımla....."
diyor.
Şimdi başımızı ellerimizin arasına alıp düşünelim, İçimizden Gazeteci çıkar, Müsteşar çıkar, Milletvekili çıkar, Bürokrat, Adli, Askeri erkan çıkar, Genel müdür çıkar, danışman çıkar, Kaymakam, Belediye başkanı çıkar, yani çıkar da çıkar.
Ama kim kimin elinden tutar, ya da kim kimin ayağına çelme takar.
Tarih kimin yüzüne bakılacağını ve kimin yüzüne tükürüleceğini hepsini tek tek yazacaktır.
Ama bir şey var ki;
"Ahde vefası olmayanın dini de olmaz imanı da
" bu böyle biline.
Bakmadan Geçme