Sıra!..

Sıra!.. - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi

Sıra!..
TAKİP ET Google News ile Takip Et

1962 yılında Bünyan Ortaokulu 1-C sınıfında 56 numaralı öğrenciydim. Okulun yeni başladığı günlerdi. Eski, yarısı sallanan, rengi kararmış sıralarda oturuyorduk. O sabah sınıfa geldiğimizde bir sürpriz bekliyordu bizi. Gözlerimize inanamamıştık.  Sınıfımıza o gün sıfır yepyeni sıralar gelmişti.  Kura çekildiğini, kuranın bizim sınıfa çıktığını anlatıyorlardı. Okulun en şanslı sınıfı olduğumuz söyleniyordu. Diğer sınıflar,  sıralarımızı görmek için bizim sınıfa gelmişlerdi.

Okul Müdürümüz Metin İçtem o sıralara oturduğumuz ilk gün, sınıfımıza gelmiş, sıralara gözümüz gibi bakmamızı, en ufak bir çizik olmaması için, gerekli dikkati göstermemizi istemişti. Sıralarımıza gözümüz gibi bakıyorduk.

Müdürümüz ve öğretmenlerimiz,

“ Biz diyorlardı zengin bir ülke değiliz. Sizin oturduğunuz bu sıralarda en az 15 yıl daha oturulması gerekiyor. Yeni sıra alacak, durumumuz yok. Eski sıraları kendi imkanlarımızla tamir ettirip, yeniden kullanıldığını biliyorsunuz.”

Birinci dönemi geride bırakmıştık. İkinci dönemin belki de, birinci ayı dolmak üzereydi. Bir Çarşamba günüydü. O üzerine titrediğimiz sıraların sınıfın en sonuna düşen iki tanesinin üzeri çakı yada bıçak gibi sivri uçlu bir şeyle derin bir şekilde çizilmişti.

Çarşamba günü öğleden sonraları ders olmazdı. Ders çıkışı Müdür Bey, bütün sınıfı okulun koridoruna topladı. Bütün okul dağılmıştı.

1-C sınıfından kim yapmıştı bunu?

Bütün sınıf, böyle bir şey yapmadığımıza yemin ettik. Bunu kimin  yaptığını, neden yaptığını, niye yaptığını hiçbir zaman öğrenemedik.

Ancak Okul Müdürümüz, siz bu sıralara layık değilsiniz, size bir ders olsun, bundan sonra, devlet malına daha dikkatli davranırsınız diyerek, yanlış hatırlamıyorsam 2-B sınıfına verdi sıraları.

Perşembe günü sınıfımıza geldiğimizde, 2-B sınıfının eski, kararmış sıraları bizim sınıfa getirilmişti. Uzun bir süre 2-B’ye gidip sıralarımıza bakamadık!

*/*/*/*/*

2015 yılında tatile doyamadı öğrencilerimiz. Kışın kar tatili, yazın uzatıldıkça uzatılan yaz tatili sonrasında en nihayetinde dün açabildik okullarımızı.

Öğrenciler kendi tabirleriyle süper dinlendiler!

Süper eğlendiler.

İçlerinde yeter artık, açılsın okullarımız diyenler olmadı değil!

Okullarımız o eski okullarımız değil.

Isınma problemleri yok. Araç-gereç diye bir dertleri yok. Kara tahta yerine, akıllı tahtaları var.

Donanımı tam, yabancı dil ve fizik-kimya laboratuvarları, spor salonları var

Servisli, cep telefonlu, teknolojinin bütün nimetleriyle aniyle donatılan öğrenciler onlar.

Tatilleri başka,  sınıfları bile bir başka.

Bizim öğrencilik yıllarımızda tatil demek, anne ve baba tarafından ailenin en büyüklerini ziyaret etmekti tatil!

Hele benim gibi memur çocuğu iseniz.

Kayseri’den Manisa’ya kadar yollar bitmek bilmezdi. Allah’tan annem ve babam aynı memleketliydiler.

Dedelerimin evleri birbirine çok yakındı. Aynı sokağın içindeydi.

Türkçe dersinde, kompozisyonda sorulan, ‘tatilde ne yaptınız, nereye gittiniz?’ sorusuna çoğu kez memleketime nasıl gittiğimi, kimleri gördüğümü anlatarak başlardım hep!

1.5 metre kar yağardı da, yine tatil olmazdı okullarımız. Soğuk tatili diye bir tatil hiç duymadık. Kaloriferli okullarda hiç okumadık. Sınıfın yaklaşık tam ortasına denk gelen, sobalar ısıttığı kadar ısıtırdı sınıfları.

Kurşun kalemimiz, silgimiz altın gibi değerliydi.

Kurşun kalemimizi küçük çakılarla açardık. Kırmızı kalem lükstü. Tükenmez kalem hele ki, dolmakalem ceketlerimizin iç cebinde özenle muhafaza ettiğimiz kalemlerdi.

Harita odasındaki haritalarımızın birçoğunun arka kısımları defalarca yapıştırılmış vaziyetteydi. Çünkü yenileri gelmiyordu.

Ortaokula gitmek ayrıcalık gibiydi adeta. Okul şapkalarımız vardı. Öğretmenlerimizi gördüğümüz yerde asker selamı gibi selam verir öyle geçerdik. Selam vermeden geçenler, okula şapkasız ve kravatsız gelenler için okuldan uzaklaştırma cezaları vardı.

Amma velakin, benim gibi bir çok arkadaşımı en fazla ilgilendiren ve duygulandıran sıralarımız olmuştu. O sıralardan bugünlere geldiğimizi hiç ama hiç unutmadık.

Çünkü bizler, kaç yıl kullanıldığı bilinmeyen, laçka olmuş, çivi tutmayan, miadı dolmuş, bazen dağılıveren ayakları kırılıveren, amma hiç şikayet etmediğimiz, neden bu sıralarda oturuyoruz demediğimiz sıralarda tamamladık Ortaokul ve Lise yıllarını!

Bakmadan Geçme