'Otunu, suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme!'
'Otunu, suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme!' - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Gönülleri fethetmek, gönüllere girmek, kolay mesele sanılıyor. Gönül denen mihenk taşının, defalarca sınamadıkça gönlüne kimseyi almadığı, almayacağı görmezden geliniyor.
Hele herkesin gönlüne talip olma bambaşka bir iş. Gönülleri kazanmak, gönülleri gideceği yere sürüklemek, günülleri belli bir mecranın içinde coşkun akan akarsulara dönüştürmek ve akarsuları denizlere ulaştırmak hiç kolay değil!
Gönül bir mihenk taşıdır demiştik.
Gönül belli bir süre, gönül verdiğine uyar. Şüphe etmezmiş, aldırmazmış gibi görünür. Gönül diye karşısına gönül çelen gelmişse, gönül kadri kıymeti bilmeyen gelmişse, o gönlü kendi amaç ve çıkarı için avlamaya kalkmışsa o gönüllerin nasıl soğuduğunu, nasıl uzaklaştığını, nasıl koptuğunu anlayamaz o kendini açıkgöz zannedenler!
İnsanların sukutu hayale uğradım dediği zamanlar böyle zamanlardır.
İnsanları gönülleriyle imtihan etmeye kalkmak, sonun başlangıcıdır dense yeridir. Hele ki, aleni bir şekilde imtihana zorluyorsanız!
Gönül böyle imtihanlara gelmez, hele zorlanmayı dünyada kabul etmez.
Kim birini imtihan ediyorsa, imtihan edilenin kendisi olduğunu anladığında, ortada onu destekleyecek, ona arka çıkacak bir tane gönül kalmadığını hayretler içerisinde görür.
Yunus Emre,
'Hepisinden iyice, bir gönüle girmektir'
diye ikazlarda bulunsa da, günümüzde gönüle ve gönüllere girmek, hedefe ulaşmak için birer atlama taşı, birer basamak olarak nitelendirildiğinden, gönülleri hafife alanlar, gönüllerin ricatını anlamakta zorluk çekiyorlar. Gönüllerin zapturapt altına alınamayacağını kabullenemiyorlar..
Bir çok insan, binlerce yıldır bilmediği gönüllerde çobanlığa soyundu. Gönül nazenindir, kırılgandır, alıngandır, duygusaldır, tatlı sözler, cana yakın ifadeler gönülleri etkileyebilir, başını döndürebilir, bağlayabilir!
Binlerce göz meydanlarda o tatlı söz söyleyenlere hayranlık besleyebilir. Ardından hiç düşünmeden yürüyebilir!
Gönül bağlandığından, inandığından, gönül verdiğinden kolay vazgeçmez ifadesi doğrudur. Ancak, gönülleri fethetme iddiasında bulunanların gözlerindeki pırıltının, ışıltının söndüğünü ve fersizliğini yakaladığı an, sözlerinde ki mana, derinlik ve inandırıcılık havalarının kaybolduğunu sezdiği an, elveda deme zamanı geldiğine hükmeder.
Gönül, ayrılık vaktinin geldiğini davul-zurnayla, tellal çıkararak, duyduk duymadık demeyin ben bu gözboyacıdan, bu yalancıdan ayrılıyorum diye ilan etmez!
Böyle olunca da, bütün gönülleri kendi gönlüne topladığı sanılanlar, sessiz sedasız çekip gidenlerin farkına ya varamaz, varsa da, gidişlerine mani olamazlar.
Gönül umduğu yere küsmeye görsün!
Gönül, aldatılmaya, gözlerinin içine baka baka söylenen yalanlara, gönüllerin talanına katlanamaz.
'Sırtımda yumurta küfesi yok ya!'
lafı onun için meşhurdur.
Kırık gönülleri, incinmiş gönülleri tamire, mimar benim diyenler; gönül imarı yapar gibi davranarak, kendilerine imar edecek başka-başka konu ve alanlar bulmuşlarsa, o gönülleri bakarkör sanmışlarsa, böyle düşünenlerin ipliğini pazara çıkaran yine aynı gönüller olmuştur.
Gönüllere girebilmek için frekansları ve akortları belli bir süre tuttursanız da, gönülleri bam telinden yakaladığınızı düşünseniz de, ona olan sevginizin yüceliğine inandırsanız da, gerçek yüzünüz, gerçek niyetiniz, gerçek amacınız ortaya çıktığında, benden vazgeçmez dediğiniz, çantada keklik olarak gördüğünüz o gönüller, size sırtını dönüverir.
Teşebbüs gücünü elinde tuttuğu sanılan nice insan, tam bilemedikleri, okuyamadıkları, ruhuna hitap edemedikleri gönüller karşısında bozguna uğramışlardır.
Hz. Pir'in bu alemdeki tek dostu Şems-i Tebrizi bu konuda bakın ne diyor;
'Otunu, suyunu bilmediğin gönüllerde koyun gütme! Yoksa ‘kaçıracağın keçilere’ çobanlık yapamazsın…'