Fetih Haftası ve Esintiler

Fetih Haftası ve Esintiler - Rıdvan Bülbül - Yeni Meram Gazetesi

Fetih Haftası ve Esintiler
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Zülfünün zincirine bend eyledi şahım beni Kulluğundan etmesin azad Allah'ım beni.

Cevr-ı dilber tan-ı düşmen suzı firkat za'f-ı dil

Dürlü dürlü derd içün halk etmiş Allah'ım beni

(Avni- Fatih Sultan Mehmet)

Fetih haftasın heyecanı ve uhrevi havsını solumaya devam ediyor, bu büyük olayın dünya ve Türk tarihinde ne denli önemli olduğu gerçeğini daha çok özümsüyoruz.

■ Fetihten önce Fatih Sultan Mehmet kimi zamanlarda tebdil-i kıyafetle halkının arasına karışırdı. Günlerden bir gün kıyafet değiştirip çarşıda dolaşmaya başladı. Rastladığı ilk dükkâna girdi ve bir okka tuz, bir okka şeker ve bir okka da sabun istedi. Dükkân sahibi bir okka tuzu tartıp müşterisine verdi ve dedi ki:

- Diğer istediklerinizi karşı komşumdan alın. Zira, o sabah siftahını yapmadı...

Dükkan sahibin bu kıssa dolu sözlerine karşı hayranlık duyan Fatih Sultan Mehmet, diğer dükkândan şeker ve sabunu da ondan istedi. O bakkal da şekeri verdi ve dedi ki:

- Sabunu da yandaki komşumdan alınız. Çünkü o daha siftah etmedi.

O bakkal aynı tutumu sergileyince Fatih’in  gözleri doldu ve böylesi  ahlaka sahip halkın hükümdarı olmaktan mutluluk duydu;

Ben bu ahlaka sahip bir milletle, değil İstanbul’u dünyayı dahi fethederim!”

Bakkalların tutumundan esinlenen Fatih, , fetih hazırlıklarına hız verdi.

■ İstanbul'un fethinden sonra sarayı gezen,  ve mahzene inen Fatih Sultan Mehmet Zindanda karşılaştığı yaşlı papaza sorar:

-Buraya neden hapsedildin?

Papaz yanıt verir:

-

Arz edeyim Sultanım! Siz İstanbul'u kuşatmaya başladığınızda imparator beni çağırıp, İstanbul'un düşüp düşmeyeceğini sordu. Ben de bilgime dayanarak bunun İstanbul'un uğradığı son muhasara olduğunu ve şehrin elimizden çıkacağını söyledim! Bu sözlerim imparatorun hiç hoşuna gitmedi. Çok kızdı bana! Bir dizi eziyetten sonra beni buraya attırdı.

Fatih Sultan Mehmet bir an düşündükten sonra papaza yeniden sordu;

- Peki bu şehir bir gün gelir bizim de elimizden çıkar mı?

Papaz, yanıtladı;

- Bu şehirde herkesin gözü vardır. Sizin aranızda da sen-ben kavgası başlarsa, kişisel çıkarlar ülke çıkarlarının önüne geçerse, mülklerini yabancılara satanlar çoğalır, yabancılardan medet umanlar artarsa; işte o zaman bu şehir sizin elinizden çıkar

Adamın bu sözlerini duyan Fatih ellerini kaldırır ve şöyle dua eder:

- Ya Rabbi! Böylelerini kahrına ve gazabına uğratmanı niyaz ediyorum!"

■ Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet henüz 21 yaşında iken 29 Mayıs 1453'te, at sırtında Topkapı'dan İstanbul'a girdiğinde, doğruca Ayasofya'ya yönelmiş, kapısına gelince atından inmiş ve Ayasofya'ya yaya olarak girmişti. Kiliseye sığınan savunmasız halk, Türkler Konstantin sütununun yanına geldiklerinde gökte bir melek belireceğine ve bunu gören Türklerin bir daha geri dönmemek üzere Orta Asya'daki vatanlarına gideceklerine inanıyordu; ancak ne var ki, bu soylu insandı ve kapıya dek gelmişti. Fatih Sultan Mehmet, korkudan titreyen, yere kapanan dini liderler ile erkekli kadınlı halka şöyle sesleniyordu;

- Kalkın! Ben Sultan Murat Han Oğlu Sultan Mehmet; bu günden itibaren canınız ve hürriyetiniz teminatım altındadır.

■ Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettiği gün kenti gezdi, gözaltındaki Bizanslı Amiral Lukas Notaras'ın getirilmesini emretti. Ona armağanlar verdi, sonra, kentin yönetiminden sorumlu olacağını müjdeledi. Ertesi, atıyla Notaras'ın evine gitti ve hasta hanımını ziyaret ederek şunları söyledi;

- Olanlara üzülme Allah'ın istediği buydu. Yitirdiğinin fazlasını verebilirim.

Fatih Sultan Mehmet atıyla İstanbul’u dolaşmaya başladı. Ayasofya'nın tepesine çıktı, kilisenin çevresindeki evlerin harabeye döndüğünü görünce, Şeyh Sadi’nin Farsça kaleme aldığı mısraları mırıldandı;

■Bum nevbet mîrend der künbedi Afrâsiyâb,

Perde dârî mîkünned der kasrı Kayser ankebût. (Afrâsiyâb'ın mezarının kubbesinde baykuşlar nöbet çalıyorlar, Kayser'in köşkünde de örümcekler perde-dârlık yapıyorlar.)

Bakmadan Geçme