'Küle Döndüysen Gül Olmayı Bekle'

'Küle Döndüysen Gül Olmayı Bekle' - Rıdvan Bülbül - Yeni Meram Gazetesi

'Küle Döndüysen Gül Olmayı Bekle'
TAKİP ET Google News ile Takip Et

■ Küle döndüysen, yeniden güle dönmeyi bekle.  Ve geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil,  kaç kere yeniden küllerin arasından doğrulup yeni bir gül olduğunu anımsa!

(Hz. Mevlana)

***

Hz. Mevlana’yı Yahudi Hahamlardan ve Hıristiyan papazlardan bir gurup ziyaretine gelir. Kuran-ı Kerim’deki emir ve yasakların hikmet ve gizemini sorarlar. Onları saygı ile karşılayarak konuşur;

“Yüce Allah müminlere şirkten kurtulmaları için

iman

ı; kibirden arınmak için

namaz

ı; rızka sebep olduğu için

zekât

ı; ihlâslarını sınamak için

Hac

cı; dini yüceltmek için

cihad

ı kan dökülmesini önlemek için

kısas

ı emretmişti. Aklı korumak için

şarab

ı; iffeti ve nesebi temiz tutmak için

zina

yı yasak etmiştir.”

Hz. Mevlana emir ve yasakları anlatmaya devam eder. Söyleşinin sonunda Yahudi ve

Hıristiyanların tümü tövbe ederek İslam dinini kabul ederler.

---

Hz. Mevlana halka vaaz ediyordu;

- Sizler hep iyilerin yanında, kötülerin  uzağında durun! Sakın kötülerle yakınlık kurup da kötülük bulaştırmayın.

Bir gün yine kötü bilinen kişinin işyerinde söyleşide bulunurken biri, beklemeye başlar.   Kişinin amacı Camide söyledikleriyle dışarıda yaptıklarının hesabını sormak, ve izahını istemek. Bu kişi Mevlana iş yerinden çıkıp da yürümeye başlayınca arkasından yetişerek seslenir;

- Sen değil miydin iyilerin yanında, kötülerin uzağında durun, diyen?

Hz. Mevlana hemen yanıtlar;

-Evet, bendim!

Öfkeli adam daha da sertleşir;

- Öyle ise bu çelişkili halin nedir böyle? Saatlerdir kötü adamla sohbettesin!

Hz. Mevlana’nın bu kez söyledikleri yin adamın beyninde bomba gibi patlar;

- Bırak bu kötüyü,  ben yetmiş iki buçuk milletle beraberim!

Adam büsbütün çileden çıkar;

-Bizim ahlakımızı bozuyorsunuz. Kürsüde öyle konuşuyorsunuz, sokakta başkasınız. bö Sözünüzle özünüz hiç biri birini tutmuyor.

Hz. Mevlana yumuşak bir üslupla konuşur;

-

Ben bu sözünle de beraberim. Doğru olan; sözüyle özü bir olmaktır. Kürsüde ne söylüyorsak sokakta da öyle davranmaktır. Yalnız benim sözümle özüm birdir. Çelişki yoktur halimde...

Bunun üzerine adam bir daha öfkeye kapılır. Mevlana artık kendi gerçeğini anlatmaya mecbur olur;

-  Sırtında gül yaprağı taşıyan hamal gibiyim. Vardığım yerlere gül kokusu taşırım. Sırtında gülü bulunmayanlar kötü kokulu yerlere varmasınlar!

Sözlerine sonunda şu benzetmeyi ekler;

-Bizim gibilerin vardığı karanlık yerlerde şimşekler çakar, aydınlık kaplar. Vardığı yeri aydınlatacak ilim nuru bulunmayanlar karanlık yerlere yaklaşmasınlar

.

Karşıt görüşteki adam ayaklarının ucuna bakarak düşünmeye başlar ve şunları söyler;

- Demek ki,  bilgi ve kültürle yüklü bulunmayanlar kötülerin yanına girmesinler, karanlıkta kalanların dehlizlerine yönelmesinler. İrşat güçleri yoktur ki, kötü duygu ve düşüncelerini bastırsınlar. Bilgi nurları yoktur ki karanlıkta kalan gönülleri aydınlatsınlar.

---

Hz. Mevlana, Konya’da altın (simya) yapımıyla uğraşan Tirmizi ’yi ziyaret için  evine varır. Tirmizi, Hz. Mevlana'yı görünce saygıyla karşılar ve iltifat eder;

“Buyurun efendim, hoş geldiniz”

Hz. Mevlana yerde paslı demir görüp eline alır. Evirir, çevirir, paslı demir, elinde “altın”a dönüşür. Tirmizi, “Nasıl oldu?” diye düşünürken Hz. Mevlana,  konuşur;

“Bu iş kolay, zor olan başka şeydir.”

Bunun üzerine Tirmizi de sorar;

- Zor olan nedir ki efendim?

Mevlana yanıt verir;

- Zor olan bilimdir, ameldir, bir de ihlâs!

Bu üçüne kavuş ki, simyâ budur esas.

■ Ne biriktirdim ise hepsini döktüm, erittim, yaktım. Benim şu üç sözden fazla sözüm yok! Yandım, yandım, yandım.

(Mevlana)

Bakmadan Geçme