Sevdiğinizi, sevdiğiniz yaşarken söyleyin!

Sevdiğinizi, sevdiğiniz yaşarken söyleyin! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi

Sevdiğinizi, sevdiğiniz yaşarken söyleyin!
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Yaşarken insanlara hak ettikleri değeri veremeyen ve bunu her defasında unuttuğunu söyleyen, yine de bu yanlışlardan vazgeçemeyenleriz.

Bir çok sanatçı, bir çok yazar, bir çok sevilen ve sayılan insan sağlıklarında takdir edilmemişler, ancak bu dünyadan ayrıldıklarında arkalarından ne kadar iyi oldukları, sanatları, kişilikleri anlata anlata bitirilememiştir.

Bu davranışa, ikiyüzlülük mü dersiniz?

Pişmanlık mı?

Sonradan aklı başına gelen vicdan mı?

İçimizde öyle insanlar vardır ki, sevdiğini bile söyleyemez. Bakışlarından, tavrından, duruşundan muhatabının onu anlamasını ister.

Sonra da, ona bir gün bile sevdiğimi söyleyemedim, hata ettim, pişmanım hikayeleri!

Sanki silah zoruyla söyleme dediler!

Gurur ve kibrin saçmalattırdığı insanlar bu insanlardır işte.

Sevenin sevdiğini söyleyebilmesi için, toplum olarak sevdiğimiz bir insanı sevdiğimizi göstermek için, illaki onun ölümünü mü bekleyeceğiz?

Bu ne kadirşinaslığa sığar!..

Ne vefaya...

Ne insanlığımıza...

Ne de insanlara değer verme anlayışımıza!

Hayatın ne zaman sona ereceği belli değil!

Kimi seviyorsanız, kimi yüceltecekseniz, kimin değerini takdir edecekseniz sağlığında yapın.

İnsanların yaşarken hatırlanmaları, onları bu dünyadan mesut ve bahtiyar olarak ayrılmalarına sebep olacaktır.

Bu konuda özellikle futbolcular için yapılan jübileler, sanatçılar için yapılan 40. ve 50. sanat yılı günleri, yaşarken insanlara verilen değer açısından oldukça hoş davranışlardır.

İnsanlara bir şilti, bir geceyi, bir başarı belgesini vermemek için ayak direyen, verenlerin aklını karıştıran, hedefine ulaştığında içinin yağları eriyen insanlarda ne yazık ki, bizlerin arasında.

Öldükten sonra, şöyle iyi insandı, şu kadar iyilik yapmıştı, rahmetliyi sevmeyen yoktu diye anma günü yapmak, mezarının başında timsah gözyaşları dökmek, sağlığında itiraf edilemeyen, söylenemeyen ne varsa, vefatından sonra söylemek en büyük ayıbımızdır.

Sağlıklarında insanlara verdiğimiz değeri, onları sevdiğimizi, takdir ettiğimizi söyleyemeyecek miyiz?

Niye yaygaracıların, sahtekârların, yalanları doğru gibi söyleyenlerin yanında oluruz, peşinde koşarız, niye onlara yakın olmak için, onların yanında görünmek için çaba sarf ederiz hiç düşündünüz mü?

Kindarların, kıskançların, haset ve fesatların yanında olmak adına, yanında durmak adına değerini ve kıymetini bilmediğimiz insanların ölümünden sonra değerini anlamış olmak ya da anlamış görünmek ne kadar acıdır.

Keşke kelimesiyle başlayan, pişmanlık ve acziyet ifade eden cümlelerin kime ne faydası var?

Bu dünyada onu hiç kimse anlayamadı, anlaşılamadan gitti denilen insanlar vardır!

Kimse de demez ki, onu kimse anlamak istemedi, işine gelmedi. Doğru dürüst insanlara geçit vermeyen, onların elini-kolunu bağlayan, hayat hakkı tanımayan insanlar hak ettikleri değeri vermedikleri insanın ölümünü boş gözlerle seyretmişler, suskun kalmışlar, kendilerince susma hakkını kullanmışlardır.

Oysa dünya kimseye baki değildir.

Anlaşılamayanda, anlaşılamayanı anlaşılmasın diye uğraşanlar da bu dünyadan gidecekler. İyi insanın kadri kıymeti ölümünden sonra bile olsa anlaşılırken, hasetleri, fesatları, kıskançları anan olmayacaktır.

Hz. Pir'in bu alemdeki, tek dostu Şems-i Tebrizi bu konuda bakın ne diyor;

'Yaşarken anlayamadıkları değerleri, öldükten sonra anlamanın kimseye faydası yok. Sevdiğinizi dirileştirmenin yolu, hayatın tazeliğinde itiraf ve ifade etmektir.'

Bakmadan Geçme