• Haberler
  • Genel
  • Ziyaretçi Akını, Uzayıp Giden Tren Yolları Gibi...

Ziyaretçi Akını, Uzayıp Giden Tren Yolları Gibi...

Ziyaretçi Akını, Uzayıp Giden Tren Yolları Gibi... - Rıdvan Bülbül - Yeni Meram Gazetesi

Ziyaretçi Akını, Uzayıp Giden Tren Yolları Gibi...
TAKİP ET Google News ile Takip Et

■ Kimi gittikçe kalır,

Kimi kaldıkça gider...

(Özdemir Asaf)

***

Hani bir şarkı vardır, şöyle başlar;

“Uzayıp giden o tren yolları

Açılıp sarmayan yârin kolları

Uğurlar kızları nazlı dulları.”

Naci Tektel’in güftesini yazıp bestelediği sabâ makamında düyek usûlündeki sıkça  sözleri de uzayıp giden dinlediğimiz o şarkı var ya. Ne zaman sıra kuyruğuna giren kalabalığı görsem bu şarkı adeta kulaklarımda çınlar durur... Örneğin sınav kuyruğu, vergi yatırma kuyruğu, iş başvurusu kuyruğu, otobüs duraklarında bekleme kuyruğu, ucuzluk kuyruğu, yardım kuyruğu, bilet kuyruğu, harç yatırma kuyruğu, Muayene İstasyonlarında ve sınır kapılarındaki araç kuyruğu kutlama kuyruğu daha nice tren yolları gibi uzayıp giden kuyruklar. Geçmişte kıtlık döneminde daha ne kuyruklar gördük! Ekmek kuyruğu, akaryakıt kuyruğu, yağ kuyruğu. Bugün yandaş denilen sonradan parti değiştirenlere de “kuyruk “ denirdi. Kurukları daha da uzatmak mümkündür.

Çok ziyaret usandırır, az ziyaret dostluğa zarar verir, diye bir Atasözümüz var bizim. “Çok” ile “az “ arasında acaba bir “orta” yol yok mu, onu bulmalıyız!

---

Buradan sözü şuraya getirmek istiyorum;

Yüksek makama seçilen ya da atananları kutlamaya gidenlerin oluşturduğu yoğun ziyaretçilerin önü ve arkası alınmıyor.

Ziyaretçileri şöyle değerlendirebiliriz;

Bir;

Gerçekten hiçbir yarar beklemeden içtenlikle kutlayanlar...

İki;

makamdan bir şey bekleyen ve “biz de sizdeniz” diyenler.

Üç;

Yerlerini güçlendirmek isteyenlerin  “sizdenim” gösterişleri.

Dört;

Oy vermediği halde “verdim” diyen  kişiler topluluğu.

Daha birçokları... Bunların sayıları da tren yolları gibi uzanıp gider.

...

Selçuk Üniversitesi Rektörlüğü makamına oturan, Rektör, Yardımcıları, Danışmaları, Dekanlar   “kutlama trafiğinden” yorgun düşüyor. Tümü de benim dostlarım hem yazılarım hem de sosyal medya aracılığıyla bu kutlama görevimi yerine getirdim. Değerli yöneticileri artık serbest bırakalım da işlerini yapsınlar. Çözüm bekleyen yığınla sorunlar   durup dururken  “aman efendim, yaman efendim” edebiyatına artık noktayı koyalım.

---

■ Ziyaretin en hayırlısı, ziyaret edilecek kimseyi kaybetmektir.

(Hz.Muhammed)

■ Dostun ziyareti, muhabbetin cilasıdır.

■ Çok ziyaret usandırır, az ziyaret dostluğa zarar verir

.(Hz Ömer)

---

■ Ya göründüğün gibi ol ya olduğun gibi görün

. (Hz Mevlana)

Görünmek istediğin gibi ol. (

Aeskhylos)

İnsanoğlu nasılsa öyle görünmeli yoksa hiç görünmemeli daha iyi.

(Shakespeare)

---

Molla Cami anlatıyor;

Zengin bir adam, eskiden beri tanıdığı dervişe neden çoktandır ziyaretine gelmediğini sorunca. Derviş şu yanıtı vermiş;

“Bana, niye gelmiyorsun diye sormanız, neden geldin demenizden daha iyidir de ondan...”

...

Laf lafı açınca, laf nereye geldi bakın.

Kalabalıkların kutlama trafiğinin uzun kuyruklarlar oluşturduğuna vurgu yapınca   sözcüğe ilişkin kimi deyimleri; anımsatalım;

Kuyruk olmak (kuyruğa girmek)

: Bir şey itişip kakışmadan düzenli sıraya girmek.

Kuyruk acısı

: Hınç, alınacak öç.

Kuyruk çekmek

: Boya ya da sürmeyle gözün üzerine gözden daha uzun bir çizgi çekmek.

Kuyruk sallamak

:  Yaltaklanmak, dikkatini çekecek şekilde davranmak.

Kuyruğu dikmek

: Hayvan ya da küçümsenen kişi için koşmaya hazırlanmak veya koşmak.

Kuyruğu kapana kısılmak (sıkışmak)

: Kolay kolay kurtulamayacağı çok zor bir duruma düşmek.

Birinin kuyruğuna basmak

: Sert bir karşılık vermek zorunda bırakmak, kışkırtmak.

Birinin) kuyruğuna teneke bağlamak

: Birini aşırı ölçüde alaya almak.

Kuyruğunu kısmak

: Korkudan pusmak.

BirininKuyruğunu kıstırmak

: Birini kımıldayamayacak bir durumda yakalamak.

---

Madem kuyruk acısı dedik; bir öykü;

Yaşlı bir adam her gün bahçesindeki kuyuya yaklaşıp yılanı çağırırmış, yılan da delikten çıkar adama bir kese altın verirmiş.  Adam hastalanınca oğluna demiş ki;

“ Oğlum! Bahçedeki kuyuya git yılana seslen o sana bir kese altın verecek,  onu al bana da ilaç getir!”

Çocuk, basının dediğini yapmış. Kuyunun başına gitmiş ve yılana seslenmiş. Yılan çıkmış, bir kese altın vermiş. Çocuk altınlarla babasına ilaç alıp götürmüş. Ancak, çocuk bir

sonra zenginlik hırsına kapılmış. Yılanı öldürüp kuyudaki tüm altınlara sahip olmanın planını yapmış. Yeniden kuyunun başına gittiğinde yılan kuyudan çıkar çıkmaz

koca bir taşla başına vurmuş. Yılan da acı içinde çocuğu ısırarak öldürmüş.   Aradan uzun süre geçtikten sonra yaşlı adam kuyuya  gitmiş ve yılana seslenmiş;

“ Yılan kardeş! Bizim çocuk bir hata etti ama biz eski dostuz gel barışalım.”

Yılanın titreyen sesiyle verdiği yanıt tam bir kıssadan hissedir;

“ İyi güzel de bende bu kuyruk acısı  sende de bu evlat acısı olduktan sonra biz artık yeniden dost olamayız!”

---

Hiçbir yol yoktur ki sonu olmasın!

(Sadi)

Ben doğru yolda kaybolmuş kişi görmedim

. (Sadi)

Bakmadan Geçme