Yağdır Mevlam, Su!

Yağdır Mevlam, Su! - Rıdvan Bülbül - Yeni Meram Gazetesi

Yağdır Mevlam, Su!
TAKİP ET Google News ile Takip Et

■ Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.

(Ayet)

***

Hititler döneminde M.Ö 1800- 1300 - 800'de ve Osmanlı’da 1844 -1873 yıllarında yaşanan çok boyutlu kuraklıklar halkı zor durumda bırakan kıtlıklara neden oluşturdu. Kuraklık dönemlerinde yağmur yağmaması nedeniyle, geçimini büyük ölçüde tarımsal etkinliklerden sağlayan Konya bölgesi halkı kimi sorunlarla karşılaştı. Osmanlı da Sultan 1. Abdülmecit'in padişah olduğu 1844’de, Sultan Abdülaziz döneminde 1873-1874 yıllarında yaşanan kuraklıktan şairlerin yazdıkları destanlar biri birini izledi. Kuraklıktan hububat ambarı Konya’nın en çok etkilendiği gözleniyor.

---

Şairler, yaşanan kıtlık yıllarını, milletleri derinden etkileyen tarihi ve sosyal olayları destanlarla anlatma yolunu seçmiş. Nüzhet Ergun ve Mehmet Ferit Uğur'un derlediği 1926 yılında basılan “'Konya Halkiyat ve Harsiyatı'' adlı yapıtta1844 yılındaki kıtlıkta Silleli Zehri, 1873-1874 yıllarındaki kıtlıkta Matlubi'nin yazdığı''Kuraklık Destanları'' dikkat çekiyor.  İlki 31, ikincisi 32 kıtadan oluşan destanlarda şairler, halkın şiddetli kuraklığın hüküm sürdüğü yıllarda içinde bulunduğu zor şartları anlatırken, bir yandan dönemin yöneticilerinin kıtlığın etkilerinin azaltılması için aldığı önlemleri dile getiriyor. Silleli Zehri'nin 1844 yılındaki kıtlık nedeniyle yazdığı kuraklık destanından kimi dizeleri;

''Fakirin yoktur ekmeği aşı/ yer oldular otu toprağı aşı/ 1261 yılı başı, yakaladı 1062'ye vara/ Koç yiğitler gelmiş gelinler sızlar/

Aş ekmek kalmadı deyi sızlar”

Şair Matlubi, 1873-1874 yıllarındaki kıtlığı anlatan kuraklık destanında şöyle diyor:

''1290 gelmedi bahar, kullar kusurunu çekecek zahar / Niyazım Hak'tan hem leyl'ü Nehar/  Nişan aldı bu sene, Tuzcular pazardan tuzu kaldırdı, ekmekçiler akçesini çaldırdı”

Matlubi, kuraklık karşısında dönemin yöneticilerinin yaptıkları çalışmaları övüyor;

''Mevlam ömür versin Vali Paşa'ya/ dükkânlar açtırdı her bir köşeye./ Esat Paşa gibi gelmedi vali / 5 vakit duacı ona ahali/ Fukaraya muin olsun kemali/  Eğer olmasaydı Konya Valisi, birbirini yerdi hep ahalisi .”

---

Son yıllarda beklenen yağışların düşmemesi, tarih boyunca Anadolu topraklarında yaşanan kuraklık ve ortaya çıkardığı etkileri yeniden gündeme getirdi.  Yağmuru sadece kuraklığı giderdiği için değil ruhumuzu yıkayıp, arıttığı için de özlüyoruz. Yağmayınca duaya çıkıyoruz. Bu Anadolu'nun hiçbir yerinde değişmiyor. Yağmurun Anadolu kültürüne olduğu kadar edebiyatımıza da etkisi büyüktür. Yağmura rahmet de deriz. Yağmur, her bir damlasını, özenle yeryüzüne indirilmiş bir armağandır. Dilimizde diğer dillerden daha farklı bir özellik gösteriyor. Diğer dillerde yağmur, bildiğimiz yağmur anlamında kullanılırken bizde köy ortamında bereketi kent ortamında rahmeti, bir anlamda da hüznü çağrıştır. Barajlarımızdaki su seviyesinin normalin altına düşmesi, yerleşim yerlerindeki su sıkıntısı ve küresel ısınma yağmurla birlikte “duasını” da gündeme getirdi. Kimi yerlerde yağmur duaları birbirini izlemeye başladı.

...

Yağmur duası Hz. Peygamberin sünnetidir. Başlamadan önce sadaka dağıtılır, duası için özel alanda toplanılır, Peygamber Efendimiz elbiselerini ters giyer, insanlar zengin, yoksul  büyük küçük, genç yaşlı demeden eski elbise giymeye ve yalın ayak olmaya dikkat ederler, duayla pişmanlık- nedamet duyguları gözyaşı ile gösterilmeye çalışılırdı.  Yağmur Duası, Anadolu'da benzer temel motifler taşımasına karşın, illere, hatta köylere göre değişiklik gösterebiliyor. Ancak taş yalama, bezden bebek yapma, asma dalı çubuğu düğümlenerek suya koyma, at kafasına ayet yazarak suya atma gibi gelenekler İslamiyet öncesinden günümüze dek geldiği düşünülüyor.

■ Yağmur adil olanın da olmayanın da üstüne eşit miktarda yağar.

(Hopi)

---

Anadolu'da yapılan ilginç yağmur duaları;

■ Erzurum'da kel olan adları birbirine benzemeyen kırk kişinin adı saptanır. Ekşi hamur yapılarak ufak parçalara ayrılır. Kıbleye bakan duvara iliştirilirken 40 kelin adı söylenir parçalardan biri yapıştırılır 40 parça hamurdan  tümsek meydana gelir.

■ Çorum'da ihtiyar bir eşek mahallenin en yaşlı kadınının gelinliği ile süslenir. Allah'ın kullarının kendinden cömert olduğunu düşünüp, gazaba gelerek yeri göğü suya gark etmesi için yedi yolun tam ortasında kadınlar tarafından yufka yapılarak dağıtılır.

■ Yumurtalık’ta bir kadın kaplumbağayı ayağından ağaca asar, çırpındıkça yağmurun yağacağına inanılır.

■ Soma'da erkeği olmayan evden çalınan oklava yetim çocuk tarafından kuyuya atılır.

■ Horan'da at kafasına dualar yazılır.

■ Uluborlu'da 41 boğumlu yaş bir asma çubuğunun her boğumuna Yasin-i Şerif okunur bir kişi bunu suya atar.

■ Balıkesir'de bir annenin ilk oğlu, eski bir hasıra sarılır, başına tencere geçirilir. Çocuğun adı 'kepçecik'tir. Kepçebaşı adı verilen çocuk 'kepçecik'i yanına alıp mahalle çocukları arasında ev ev dolaştırır. Her evde kepçecik'in başına su dökülür.

■ Eski Türk topluluklarında taşının suya konulduğunda yağmur yağdırdığına inanılır. Bu taşa Kazaklarda cay taş, özbeklerde yada taş, Altaylılarda cada, Yakutlarda sata denir.

■ Dağıstan ve İran'da Türkiye ile benzer şekillerde yağmur duası yapılmaktadır.

■ Hristiyan Çuvaşlar her evden yumurta, tereyağı, darı, ekmek ve tuz toplanır. Bunlarla bir yemek yapılır, dua edilir. Daha sonra bu yemek yenilerek elbiselerle suya atlanır.

...

“Çatlayan dudaklara sararan yapraklara

Kuruyan topraklara yağdır Mevlam su

Suya hasret güllere sana açık ellere

Tutuşan gönüllere yağdır Mevlam su!

Söz:

Erol Martul,

Beste:

Mahmut Oğul,

Makam:

Hüseyni

Bakmadan Geçme