'Vahdettin hain değildi'

'Vahdettin hain değildi'

Konya Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği Selçuklu Salı Sohbetlerinde bu hafta yazar Önder Volkan Erikçi son Osmanlı Sultanı Vahdettin’i anlattı. Erikçi, Sultan Vahdettin’in şehzadelik, sultanlık ve 1. Dünya harbi dönemine dair bilgiler verdiği konuşmasına  “Osmanlı’nın en dâhi padişahı Fatih, en muktedir padişahı Yavuz, en şanslı padişahı Kanuni, en şanssızı Sultan 2. Abdülhamit idi; elli, yüz yıl önce tahta geçmiş olsa çok şey değişecekti Çok büyük bir dehaydı ve çok büyük plânları vardı ama gücü olmadığı için eli bir yerlere yetişmedi.  En biçaresi, âcizi de Sultan Vahdettin Han’dı. En tartışmalı iki Sultan’dan biri 2. Abdülhamit ki Kemalist çevreler yakın zamana kadar ağır ifadeler kullanmasına rağmen son zamanlarda bakış açısında ciddi bir yumuşama görülüyor. Fakat sol çevrelerde Vahdettin için halen en galiz ifadeler kullanılıyor. Oysa ne Abdülhamit kızıl sultan idi ne de Vahdettin vatan haini idi”dedi. 

Vahdettin Bahtsız bir Padişahtı

Vahdettin’in Mustafa Kemal ile ilişkileri, Sevr Anlaşması, Milli Mücadele ile olan ilişkisi gibi siyasi tarafının çok konuşulmasına rağmen kişiliği ve karakterinden çok bahsedilmediğine vurgu yapan Erikçi, “4 Ocak 1861 tarihinde İstanbul’da doğdu. Abdülmecit’in kırk üç çocuğundan biridir. Osmanlı tarihinde bir ilktir; Abdülmecit’ten sonra dört tane çocuğu arka arkaya padişah olan tek kişidir. 5. Murat, 2. Abdülhamit, Mehmet Reşat ve Vahdettin, yani son dönemin dört padişahı da Sultan Abdülmecit’in evlatlarıdır. Vahdettin, doğduktan itibaren ölümüne kadar bahtsız bir insandır. Altı aylıkken babası veremden öldü, dört yaşındayken de koleradan annesini kaybetti.  Bundan olsa gerek, yetimlere ve öksüzlere çok büyük şefkat gösterdi” diyerek devam etti.

Hanedanı Değil Vatanını Düşündü

Sultan Vahdettin’in Milli Mücadeleye etkisini de anlatan Erikçi “Vahdettin hanedanın geleceğini değil, vatanının geleceğini düşünüyordu. Tevfik Paşa’nın oğlu ve Vahdettin’in yaveri Ali Nuri Bey (Hünkâr Mustafa Kemal Paşa’yı ikna edebildi) der. Refet Paşa da (Ben onun Mustafa Kemal’i bu işe sevk ve teşvik eden tek adam olduğunu yakından biliyorum. Elbette bu hakikat bir gün tarihe intikal edecektir) demiştir. Avni Paşa’nın da (M. Kemal Paşa’ya Harbiye ve Dâhiliye Vekâletinden biner lira, birkaç otomobil ve bir vapur tahsis edildiği ve Paşa’nın hiçbir bahanesi kalmadığı halde Paşa hala Anadolu’ya gitmek istememekteydi) dediği hatıratlarda kayıtlıdır. Necip Fazıl’ın Ankara Palas’ta karşılaştığı Refet Bele (Sultan Vahdettin Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki felaketi millette hiçbir ferdin hissedemeyeceği mikyasta (ölçüde) derinden duymuş, vatanın kurtulması yolunda genç kumandanları Anadolu’ya dağıtmış ve bu işin başına geçmesi için de maddi ve manevi her fedakârlığı göstererek Mustafa Kemal’i seçmiş ve onu Anadolu’ya göndermiş olan insandır) diyerek Milli Mücadelenin başlatılmasında Vahdettin’in rolünü anlatmıştır. Mustafa Kemal Samsun’a hareket etmeden önce Vahdettin ile çok sayıda gizli görüşme yaptı. Sultan atlarını satarak elde ettiği otuz bin lirayı Mustafa Kemal’e verip Samsun’a gitmesini sağlarken (Paşa, bütün ümitlerimiz sizde kaldı. Hepimizi siz kurtaracaksınız) demiştir. Mustafa Kemal Samsun’a otuz beş üst düzey komutanla gitti. General Milne M. Kemal’in geri çağrılmasını istediğinde de Osmanlı endişe edecek bir şey olmadığına dair cevap vermiştir. O dönemdeki gazete yazılarında da M. Kemal’in Vahdettin tarafından gönderildiği yazılır” diyerek devam etti.

Yanına Hazineden Hiçbir Şey Almadı

Vahdettin’in İstanbul’dan ayrılma kararı aldıktan sonra yazdığı dilekçeyi Sultan değil, halife olarak imzaladığını ve uluslararası seyahat edebilecek başka gemi bulunmadığı için İngiliz gemisiyle ayrıldığını anlatan Erikçi sözlerini şu cümlelerle tamamladı: “Kurtuluş Savaşı yıllarında Avrupa’daki görüşmelere Ankara Hükümeti’nin temsilcileri de Fransız veya İtalyan gemileriyle gitmekteydiler. Yanına hazineye ait hiçbir şey almadan gitti. Hatta yarısını okuduğu Kıyametname adlı kitabı ve sigaralığını da iade edip makbuzunu aldı. Sürgün kararının ardından önce Malta’ya gitti ama çok duramayıp Filistin’in Hayfa şehrine gitmek istedi. Fakat İngilizler kabul etmedi. Şerif Hüseyin’in daveti üzerine de Hicaz’a gitti. Buradan da oğluyla birlikte yakalandıkları humma sebebiyle ayrılıp Kıbrıs’a gitmek istedi ama izin verilmeyince Mısır’a gitti. İtalyan konsolos İtalya’ya davet edince önce Cenova, sonra San Remo’ya geçti. Milli Mücadele için de (Biz yandık amma onu Anadolu’ya göndermekle vatanı kurtardık. Mustafa Kemal bunu bana yapamazsın, Mustafa Kemal bunu bana yapamazsın) demiştir. 16 Mayıs 1924’de vefat ettiğinde etrafa 60 bin liret borcu vardır. O gün Sabiha Sultan ile Ömer Faruk’tan torunun doğum haberi geldiği gündür aynı zamanda. 2 bin 200 liret otopsi ücreti Sabiha Sultan’ın küpeleri ile ödenir ama 60 bin liret borç yüzünden cenazesinin defnine izin verilmedi. O günkü Türkiye hükümeti cenazeyi kabul etmedi. Vefatından iki ay sonra kaçırılarak Şam’a götürüldü ve Süleymaniye Külliyesi kabristanına defnedildi. M. Kemal, Vahdettin’in ölüm haberini aldığında  (Çok namuslu bir adam öldü. İsteseydi Topkapı’nın bütün cevahirini -değerli taşlarını- götürür ve öyle bir ordu kurup geri dönerdi ki…) demiştir.”

Program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, yazar Önder Volkan Erikçi’ye teşekkür ederek günün hatırası olarak kitap takdim etti. Haber Merkezi

Bakmadan Geçme