Üzmeyin Alaaddin Tepesini!..
Üzmeyin Alaaddin Tepesini!.. - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Alaaddin tepesini bilirsiniz. Bu tepe bir zamanlar Konya'nın sembolüydü. Merkeziydi. Konya'da bütün yollar Alaaddine çıkardı.
Belediyelerimiz suni merkezler peşinde koşmaktan, şehrin tarihi ve ana merkezini öylesine bir ihmal ettiler ki, bu ihmal Alaaddin tepesini resmen kendi kaderine terk etti.
Lalezar yani lale bahçesi haline getirilen tepe, senenin belli bir mevsiminde, lale ömrü ne kadarsa, o kadar ömrü ve seyirliği olan bir tepe durumuna getirildi.
Bu tepede, 'Ve üç Peygamber Sultan Alaeddin Camii civarında medfundur' diye açıklamış rahmetli Prof. Dr. Süheyl Ünver!
Bu tepede, Alaaddin Camii, bu tepede Selçuklu Sultanlarından sekizinin mezarı var.
'Sultan I.Mesud, II.Kılıçarslan, II.Rükneddin Süleyman, I. Gıyaseddin Keyhüsrev, I.Alaeddin Keykubad, II.Gıyaseddin Keyhüsrev, IV. Rükneddin Kılıçarslan ve III. Gıyaseddin Keyhüsrev yatıyor o mezarlarda.'
O mezarların da, doğrulanmayan, doğrulanamayan herkesin bir şeyler anlattığı hazin ve garip hikayeleri var!
'I. Mesud, Anadolu'da adına altın para bastıran ilk Türk hükümdardı. II. Kılıçarslan, 1176'da Denizli taraflarındaki Miryakefalon'da Bizanslılar'ı son ve kesin bir yenilgiye uğratmış ve Anadolu'nun Türkleştirilmesi işini tamamlamıştı. Aláeddin Keykubad ise Anadolu Selçuklu Devleti'nin en parlak devrini yaşatan sultanıydı. Alaiye'yi yani bugünkü ismiyle Alanya'yı yeniden varetmiş ve şehre kendi ismini vermişti.'
Alaaddin tepesi küskün ve dargın bu şehre...
Bu tepe ile ilgili yapılan çalışmalar bıktırıcı bir şekilde uzadı. Her seçim öncesi tepenin ihyası ile ilgili verilen ve hiçbiri tutulmayan vaatler yüzünde şehrin en ihtişamlı tepesi olması gerekirken, en kırık-dökük, en perişan tepesi olması kimin suçu acaba?
Neredeyse, tepe inatçı mı inatçı, hırçın mı hırçın diyecekler, diyemiyorlar!
İnat diye bildiğiniz yöneticilerimizin eline nasıl su döksün, garibim Alaaddin tepesi!
Mahsun, boynu bükük, gönlü incinmiş bir tepe olarak, bunca yıldır bekliyor.
Bir başka şehirde olacaktı, efsane olurdu bu tepe!
Bizim elimizde ise, kazıla-deşile, bir türlü akıl aşındırılamadığından kuşa benzetilmiş bir halde!
Tepe desen tepe değil, açıkhava müzesi hiç değil, seyirlik, mesirelik bir yer deseniz o da çok inandırıcı gelmiyor.
Yüzyıllardan beri ayakta duran Alaaddin tepesi, ben ne olacağım, derdiniz ne, kastınız ne, amacınız ne, ne yapmak istiyorsunuz diye gözü yaşlı sorsada, cevap veren yok, ne cevap vereceğini bilen de yok!.
Göreniniz, hissedeniniz, feryadını duyanınız var mı? Yok amma! Önünden bomboş gözlerle gelip-geçen çok...Lale zamanı, laleleri benim için dikmişler diyerek, kökleyip alıp götüren çok...Bu tepeyi neden kazmışlar, ne yapacaklar diye merak eden yok!.
Biliyorsunuz sağını-solunu, önünü-ardını bayağı bir kazdılar. Şehrimize gelen büyükler görmesin diye, çepçevre perdelediler, üstlerini mühim bir kazı yapıyoruz imajı vererekten örttüler. Tepenin yamalı bohça gibi olan görüntüsünü laleler bile kapatamadı.
Sonra, Tramvaylar hat düzenlemesi gerekçesiyle tepenin Kent meydanına bakan yüzünde,
'Çabalama Vatman ben gidemem'
diyerek eksantrik dönüşler yapmaya başladılar.
Zafer durağına doğru gittikten sonra, geri gelip, tekrar Belediye istikametine doğru yaptıkları ritmik gösteri
'Tramvayla vals'
olarak şimdiden tarihe geçti.
Kimi petrol arıyorlar herhalde diye takıldı. Kimi amfiteatr var bu tepenin altında diye bilmiş-bilmiş konuştu.
Beton şemsiyenin koruduğuna inandığımız Kılıçaslan Köşkü kalıntısı, yıkılmadım ayaktayım der gibi meydan okusa da, büyüklerimiz beton şemsiye kalıntının üzerine yıkılsa da, ikisinden de aynı anda kurtuluversek diye dua ediyorlar diye düşünmeye başladık.
Her iki yapının durumu vahim olsa da, beton şemsiye çoktan şehrin simgelerinden biri haline geldi!
Alaaddin tepesinin tek güzelliği, Kent meydanına bakıyor olması ve her ikisinin üstü örtülen, örtülemeyen ve örtülmesi düşünülen bir tarihin üzerinde bulunmaları!
Görene!.. Köre ne?
Bakmadan Geçme