TYB Konya'da Artvin ve Ahlat tarihi konuşuldu

Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Konya Şubesi tarafından düzenlenen 'Kültürel Etkinlikler' serisi devam ediyor. Bu hafta D. Mehmet Doğan Kütüphanesi'nde 'Şehir-Şehrengiz: Artvin - Ahlat' tarihi konuşuldu.

Prof. Dr. Nuri Şimşekler’in düzenleyici olduğu etkinliğe konuşmacı olarak Dr. Kâmil Uğurlu ve M. Kâmil Berse katıldı. M. Kâmil Berse, Ahlat’ın kültürel ve tarihî mirasına değindi. Berse, şehirdeki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin gençlerin eğitimindeki rolünü vurguladı. Berse, bu yapının Anadolu'ya giriş kapısı olan bölgede çok önemli bir misyon üstlendiğini ifade ederek, “Ahlat, Türkiye'nin en önemli yerlerinden biridir; adeta Türkiye'nin tapusudur.

Anadolu'ya girişimizin kapısıdır. Bu gerçekten çok güzel ve anlamlı bir ifadedir. Bugün Van Gölü kıyısındaki Ahlat ilçesinde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı'na ait çok güzel bir külliye bulunuyor. Birkaç kez gittim, her seferinde Türkiye'nin çeşitli illerinden gelmiş en az yüz lise öğrencisi vardı. Onlarla bir araya geldim, oturup Türkiye'nin geleceğini konuştuk. İşte Türkiye'nin tapusu o kapıda; orası, bu toprakların üstüne ve altındaki değerlere nöbet tutan bir karakol gibi düşünülerek yapılmış. 

26 Ağustos Malazgirt Zaferi'nin yıl dönümünde yaklaşık iki gün törenler düzenleniyor, çeşitli etkinlikler yapılıyor ve Anadolu'ya girişimiz orada kutlanıyor. Yılın geri kalan yaklaşık 360 gününde Türkiye'nin her şehrinden başarılı öğrencileri gruplar hâlinde buraya gelir, kamplar düzenleyerek, tarihî bölgeleri gezerler.”şeklinde konuştu.  M. Kâmil Berse, Ahlat'ın stratejik yerleşimini ve şehirleşme anlayışını, özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait kale yapıları ile kümbetler üzerinden anlattı. Berse, Ahlat taşının bölgeye özgü yapısını ve kümbetlerin dünya ile ahireti buluşturan mimari anlayışını dinleyenlere aktardı. 

Artvin'in Kültürel Sembolü: Kafkasör ve Boğa Güreşleri

Dr. Uğurlu, Artvin'in kültürel kimliğinde önemli bir yere sahip olan Kafkasör Yaylası'ndaki boğa güreşlerinin yalnızca bir spor etkinliği değil, bölgenin hayvancılık geleneğinden doğan köklü bir kültürel miras olduğunu vurguladı. Uğurlu, "Yayla yoluna çıkmadan önce Kafkasör ve benzeri yerlerde bu boğaları karşılaştırıyor, güreştiriyorlar. Bunun sebebi şudur: Eğer bu boğalar yayla yolunda ya da yaylada ilk kez karşılaşıp güreşmeye kalkarsa, mutlaka biri ya da ikisi birden hayatını kaybeder. Çünkü her taraf uçurumdur; kaçabilecekleri bir alan yoktur. Bu yüzden onları önceden düz ve güvenli bir alanda karşılaştırıyor, güreştiriyorlar. Böylece hangisinin üstün olduğu belirleniyor. Ardından boğalar huzur içinde yaylaya çıkarılıyor. Birbiriyle güreşen iki boğa artık birbirini tanıyor. Hayatı boyunca hangisinin üstün olduğunu biliyor. Yaylada yeniden karşılaştıklarında ise sadece birbirlerini selamlayıp yollarına devam ediyorlar; kesinlikle yeniden dövüşmüyorlar. Gerçekten oldukça ilginç bir durum." İfadelerini kullandı. 

Programın sonunda konuşmacılara katkılarından dolayı teşekkür edilerek Katılım Beratı verildi. Etkinlik toplu hatıra fotoğrafı çekimiyle son buldu. 

Bakmadan Geçme