Taşın altına yüreklerini koyanlardır şehitlerimiz!
Taşın altına yüreklerini koyanlardır şehitlerimiz! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Şehit cenazelerinin en fazla geldiği şehirlerin başında Konya! Mehmet Akif'in İstiklal Marşının şu anlam yüklü dörtlüğünde ifade ettiği gibi;
" Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın; / Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın./ Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın.../ Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın."
Vatan topraklarına göz diken alçakları, vatan toprağına ayak bastırmama adına, vatan topraklarını savunma adına, masum insanları koruma ve kollama adına, gövdesini siper eden kahraman şehitlerimiz bir gül bahçesine girercesine, dualarla, gözyaşlarıyla kara toprağa veriliyorlar birer birer.
"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır/ Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır!"
diyen şair Mithat Cemal Kuntay, aziz şehitlerimizin döktükleri kanlarıyla, verdikleri canlarıyla vatanlaştırdığı, topraklara vatan denildiğini ne güzel anlatmış...
Taşın altına el koyma edebiyatlarıyla geçen uzun yıllar boyunca, taşın altına değil elini koymak, uzaktan bakmaya, yanına gitmeye, karşılardan elini uzatmaya bile cesaret edemeyenlerin yaptıkları taş edebiyatlarıdır bu milleti bugünlere getiren.
Türkiye Cumhuriyetinin özbe öz evlatları o taşın altına gövdelerini, yüreklerini gözlerini kırpmadan koyuyorlar!
Taş ne midir?
Taş haddizatında, mecazi bir sembol olarak geçer.
Anlayışsız, ruhsuz ve vicdansız kalpleri ona benzetirler, mezar taşı olarak, vefat edenlerin başına onu dikerler!
Taşla anlatılmak istenen, özellikle taşın altına el konulması diye üzerine değişik yorumlar getirilen derin meseledir.
Çünkü, taş diye anlatılan kavram vatandır!
Taş bu ülkenin sınırları içinde yer alan vatan topraklarının tamamıdır.
Taş, devlettir.
Taş, sınırdır.
Taş, emniyettir.
Taş, güvendir!
Taş, huzurdur!
Taş, istikrardır!
Taş huzuru, istikrarı, vatanın birliğini ve bütünlüğünü tehdit edenlere karşı verilen mücadelenin ta kendisidir!
Bu işlerin ne olduğunu hala anlamak istemeyenlere, anladığı halde işi saflığa vardıranlara, ayıldıklarında hayırdır başına taş mı düştü denilen hitap şeklinin öznesidir!
Taş, şehitlerin kıyamadığı, sevmeye doyamadığı, uğruna hayatlarını çekinmeden verdikleri Türkiye'dir anlayana!
İcabında elimizi taşın altına da koymasını biliriz diyen yalancıların, sahtekârların, gözboyacıların, çıkarcıların sığındıkları, kendilerine paravana yaptıklarıdır taş!
Gerçekleri gördükleri halde, sahtekârların, gözboyacıların yalancıların ardından gidenlerin eninde-sonunda başına düşendir taş!
Üç taş oynayanların, beş taş oynayanların dokuz taş oynayanların, hayatı oyundan ibaret sayanların, oyunlarla hayatı oyuncak haline getirdiğini sananların, oyunlarını bozandır taş!
Taş yerinde ağırdır denmiştir de, kimin için denmiştir lafına bakmayanlara da yeterde artar taş!
Eteklerine taş toplayanlara, taş biriktirenlere, taşın ağırlığından kıpırdayamaz hale gelenlere, bir yerlere gizlenip ona-buna taş atanlara, taş savurtanlara, kaleden kaleye taş fırlatanlara, oturduğu yerlere, mevkilere-makamlara, haline vaktine güvenip, taş misali laf söyleyenlere, dönüp geliverir aniden taş!
Ummadığın taş, baş yarar diye onun için söylenmiştirde, insanlara tepelerden bakanlar, üzerlerine almazlar böyle sözleri!
Arabaya taş koydum, ben bu yola baş koydum diye başlayan türküdeki, niyetlerin, siyasi düşüncelerin, ayak oyunlarının, heveslerin çok uzağındadır bu mesele!
Nedir bu yenilemeyen ve önüne geçilemeyen hırslar? Nedir bu inatlaşmalar? Nedir bu cebelleşmeler? Üç günlük dünya saltanatı için nedir bu kırıp-dökmeler, nedir bu telafisi mümkün olmayan söz düelloları?
Hz. Pir'in,
"Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Madem ki sen, bensin, ben de senim. Artık bu senlik ve benlik nedir? Biz Hakk’ın nuruyuz, Hakk’ın aynasıyız. Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz?"
sözünü hiç düşündünüz mü?
Bakmadan Geçme