SİT'e sığınmak!

SİT'e sığınmak! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi

SİT'e sığınmak!
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Son yılların kavram olarak, en arızalı, üzerinde en çok tahlil ve münakaşa yapılanı, en zemini kayganı, en civa misali elde tutulamayanı ne diye sorsanız, millet hep bir ağızdan SİT diye cevap verir.

Bir zamanlar, bir yere SİT alanı dendi mi, bir daha o yerden, o bölgeden kapak kaldırılamazdı.

O yılların SİT alanları titizlikle ve büyük fedakarlıklarla korundu. Korunan tarihi eserler ayakta kaldı, restoreleri bakımları ve çevre düzenlemeleri yapıldı.

Daha sonra,  SİT alanlarının bulunduğu sahalar, alanlar işletmecilerin, olaya ticari gözle bakanların, Otellerin, turistik tesis yapma düşüncesinde olanların dikkatini çekmeye başladı!

Alan görünmez bir zırha bürünmüş bir alan olunca, bir hayli zorlandılar.

SİT alanlarını koruyanlar var güçleriyle dayandılar!

Bir süre sonra nefesleri yetmedi!

Son yıllarda görüldü ki, bu görünmez zırh ara ara delinmeye başladı!

Hatırlarsanız, eskiden meralar vardı. Meranın boşu boşuna yatmasından, kimseye bir faydası olmadığından dem vuranlar, gecenin bir yarısında, ya da sabaha karşı kimseler yokken, şahit diye bir Allah'ın kulu ortalarda bulunmuyorken, akıllının, açıkgözün birine sürdürdüler merayı, sonra arazi mera vasfını kaybetti dendi, mera meralıktan çıktı, gitti!

Sonra bu mevzuya uygun olarak Ormanlık arazinin orman arazisi vasfını kaybetmesi meselesi de eklendi aynı konuya...

Bilinmez biri piknik yaptı, piknik ateşini tam söndürmeden çekti gitti,  arabasıyla ormanın yanından geçen sigara izmaritini keyfekeder fırlattı!

Orman yandı, orman olma vasfını kaybetti.

Mera ve orman, SİT alanları için de bir anlamda emsal gibi bir şey oldu.

SİT hikayeleri de, az biraz mera, az biraz orman hikayelerine benzedi...

Ya da bilerek benzetildi!

SİT alanları boşu boşuna yatmasın, istifade edilen yerler olsun ekonomiye katkısı filan dokunsun diye düşünüldü herhalde!

SİT alanının vasfı değiştiğinde, bir de bakıldı ki SİT kelimesi, SİT olarak kalmamış sağına soluna bir şeyler eklenmiş!

Mesele vasıf meselesi, vasıfla alakalı, vasıf kaynaklı sevgili okurlar!

Bir kere vasıf kaybolmaya görsün!

Vasfını kaybetti mi, SİT, SİT'liğini yitiriyor!

Amma velakin bazı konularda SİT, Nuh diyor da Peygamber demiyor.

İnatçı, dirençli, karşınızda da sıradağlar gibi duruyor.

Konuşanlarda olmaz arkadaş diyorlar, burası SİT alanı. Değil kazma vurmak, çivi dahi çakamazsınız!

SİT alanı olmak, ne menem bir gerekçeyse artık!

Vasfı bozulursa, buyurun size AİT, değilse kusura bakmayın burası SİT!

SİT, kime dayanak?

SİT, kime  kalkan?

Tarihe mi?

İnsana mı!

Sözü geçene mi?

Gücü yetene mi?

SİT alanıydı vasfı değişti diye her şeyi de yapabilirsiniz!

Burası SİT alanı, diyerek bir çakıl taşını dahi yerinden oynatamazsınız!

SİT diye, SİT'e sığınıp, bütün olması gereken talepleri dahi reddedebilirsiniz!

Burası bilmem ne zamandan beri SİT alanı diye tutuluyordu, üstelik bilmem kaçıncı sınıf SİT alanıydı derler, gözden düşürürler, önemini sıfıra indirdikten sonra, vasfı gider, teklifler gelir,

"burası bir zamanlar SİT'ti, diyen gitti"

derler kapatırlar mevzuyu!

SİT dokunulmazlığı olan alandır. SİT kapsamında olan her ne varsa dokunulmazdır denmiştir.

Bir kaç gündür, Mevlana alanına bayrak dikme konusunda ilginç açıklamalar, sorular ve başvuruda bulunan kurumun verdiği cevap dolaşıyor sosyal medyada.

O meydan nasıl bir SİT'se, dokunulmadık, kazılmadık yeri kalmadığını sağır sultan bile biliyor!

SİT alanıdır, Bayrak direği dikilemez demişsiniz amma, ayyıldızlı bayrağımız nazlı nazlı dalgalanmasın dercesine bir kelam ederken, kültüre dokunursunuz, tarihe dokunursunuz, dokunduğunuz her yer değişime uğrar, dönüşüme uğrar, yol geçer, beton geçer, asfalt geçer, bordür geçer, en derininden hat geçer...

Bugünlerde gelir geçer!

En büyük dokunulmazlığı olan Ayyıldızlı Bayrağımız değilse nedir? Türk Bayrağının dikilemediği alana, SİT'e sığınıp, SİT derken, hangi çamları devirdiğinizin, hangi gafları yaptığınızın ne kadar farkındasınız?

Bakmadan Geçme