Sinoplu Diyojen
Sinoplu Diyojen - Rıdvan Bülbül - Yeni Meram Gazetesi
■ Dışarıdan güçlü görünüyor olabilirsin, ama savaşlar içeride kazanılır. (Diojen)
***
Sinoplu Diojen, son döneminde Atina’da bir fıçının içinde yaşadı. Güpegündüz elinde fener sokaklarda dolaştı, durdu;
Adam gibi, namuslu adam arıyorum!
---
Diogenes (MÖ 404-323) Sinop’ta dünyaya geldi, Sinoplu düşünür diye ünlendi. Kuyumcu babası kalp para bastığından Sinop'tan sürüldü, baba oğul Atina'ya yerleşti; ancak umduğunu bulamadı, sıkıntı çekti. Sefalet içinde yaşadı; 90 yaşında kaputuna sarılı yatarken bulundu. Uyuduğunu sanıp uyandırmadılar; ancak kaput açılınca öldüğü anlaşıldı.
Diyojen, Sokrat gibi, arkasında hiç yazılı yapıt bırakmadı; Sinik düşünürlerin ünlüsü idi. Siniklere göre, tek iyi hal erdemlilik hali, iradeye egemen bir konuma gelmek, erdemli olmanın tek yoluydu.
---
Diyojen, Atina’da çok sayıda erdem sahibi kişi olmadığını göstermek için gündüz vakti lamba ile dolaştı. “Sinoplular sürgüne mahkûm etti,”dendiğinde de “Ben de onları oldukları yerde kalmaya mahkûm ettim!” yanıtı verdi. “Nerelisin” diye sorulduğunda verdiği yanıt iki sözcükten oluşuyordu;
“Dünya vatandaşıyım!”
---
Plato’ya sormuşlar;
“Diyojen nasıl biri?”
Ünlü düşünürün yanıtı oldukça ilginç;
“Aklını kaçırmış bir Sokrat düşünün,”
Büyük İskender’in Diyojen’i Korent’te ziyaret ettiği söylenir. Sabah vakti Diyojen’in güneşlenirken yanına gelen İskender sorar;
- Benden bir isteğin var mı?
Diyojen, büyük İskender’e ünlü yanıtı verir;
- Güneşimin önünden çekil, yeter
Bu sözler Türkçeye şöyle çevrilmiş;
- Gölge etme başka ihsan istemem!
İskender, bu sözlü duyunca söylenir;
- İskender olmasaydım kesinlikle Diyojen olmak isterdim!
Bir başka rivayet ise şöyle;
Diyojen, İskender’in ziyareti sırasında bir kemik yığınını seyretmektedir. İskender sorar;
- Ne yapıyorsunuz?
Diyojen yanıt verir;
- Babanızın kemiklerini arıyorum ama kölelerin kemiklerinden ayırt edilemiyor.
(Sinoplu düşünür Diyojen’in ölümü Büyük İskender’in Babil’de öldüğü güne rastlar.)
---
Diyojen, Muhabbetine devam edelim ve Pazaryerlerinde attığı nutukları yazalım;
- Ayaklarınızı yere vurur paçanızdaki tozları silkelersiniz de aynı şeyi ruhunuzu temizlemek için yapmazsınız. Müzisyenler müzik aletlerinin sesini akort eder ama ruhlarını unutur. Matematikçiler güneşi, yıldızları, ayı inceler de ayaklarının altındakine bir göz atmayı akıl edemezler.
Birisi Diyojen’e demiş ki;
- Herkes seninle alay ediyor!
Diyojen, sözün altında kalır mı hiç;
- Belki eşekler de onlarla alay ediyor.
Ama onlar eşeklerle ilgilenmiyorlar. Ben de onlarla ilgilenmiyorum.
Platon, Sokrates’in fotoğrafını çekiyor;
“Sokrates’in deli hali!”
“Deli” ancak akıllılardan daha akıllı ki,
aradan yıllar geçmesine karşın onun kıssaları yineleyip yaşıyor, dersini alanlar da alıyor.
■ Dünyada en fena hal nedir?
Hem ihtiyar hem fakir olmaktır!"
■ Adam ne vakit evlenmeli?
Genç ise, henüz evlenme zamanı gelmemiştir. İhtiyar ise, vakti geçmiştir,
■Yeryüzünde en iyi şey nedir?
Hür olmak!
■ Altının rengi neden sarıdır?
Kıskananı çoktur da ondan!
■ Boyuna faziletten dem vurup öğütlerinden hiç birini yapmayanlar, çok güzel sesler çıkardıkları halde, hiçbir şey hissetmeyen musiki aletlerine benzerler.
■ Birisi, ona astronomiden bahsedecek olsa,
"Gökyüzünden ne zaman döndünüz?" sorusunu yöneltirdi.
■ Çalgıcıların saza düzen vermelerinden hiç hoşlanmazdı. "Bir kere akıl kanunu bozuk! Önce ona düzen vermeye baksınlar." derdi.
■ Bir takım ehemmiyetsiz şeylerde, insanlar, birbirlerinin önüne geçmeye çalışıyor. Fazilet yolunda öne geçmek isteyen görülmüyor.
■ Bir gün hamama gireceği sırada suyun pis olduğunu görünce, yakınmıştı;
"Burada yıkandıktan sonra temizlenmek için nereye gitmeli? "
■ Ciddi, bir nutuk veriyordu. Önünden çok sayıda adam geçtiği halde, dinlemeye ilgi gösteren yoktu. Birden şarkı söylemeye başladı. Herkes başına üşüşünce azarladı;
"Sade eğlence ararsınız. Hiç doğru söz dinlemek zahmetine katlanmazsınız!"
Bakmadan Geçme