Şehrin merkezi, şehrin kalbidir!..
Şehrin merkezi, şehrin kalbidir!.. - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Şehrin geçmişiyle, geleceği arasındaki kültür birikimi, kültür değerleri, yapılar, eserler yaklaşık bir asırlık süre içinde talan oldu, yalan oldu, dümdüz edildi. Ayıp olmasın diye göstermelik kalan bir miktar eserde, daha bunlar hala yerinde duruyor mu, işgal ettikleri alan şu kadar kıymetlendi, değerlendi diyen aç gözlülerin doymak bilmeyen gözleriyle süzülüp duruyor!
Bütün eski şehirler, yüzyıllar öncesinin getirdiği isimler, meydanlar ve merkezlerle anılır.
Geçmişle gelecek arasında köprü olabilecek ne varsa yok etmeye, yerle yeksan etmeye meyilli, ecdat yadigarlarından bihaber, tarihi miraslardan nasipsizler, ne kadar yerden kaç arsa, kaç parsel, kaç katlı site, kaç daire çıkar hesabında ve derdindeler.
Şehirlerin kimyasıyla,, şehirlerin ruhuyla, şehirlerin genleriyle, şehrin merkez olarak yüzyıllardır kabul görmüş merkezleriyle oynamamak gerekiyor.
Şehrin merkezi, şehrin kalbidir diyenlere aldırmadan, şehrin kalbini söküp atmak anlamına gelen, yeni merkezler oluşturma işgüzarlıklarına sahne olan bir şehirde yaşıyoruz.
Gelin kırmayın şu şehrin kalbini!
Delik-deşik edilmiş, sağı-solu kazılmış, bağrı yarılmış, dört bir yanı olumsuzluklarla sarılmış bir merkezimiz var.
Alaaddin tepesi!..
Bu tepe Konya'nın merkezi. Bir zamanlar bütün yolların bu tepeye çıktığı şehrin tepe ve çevresinde sıralandığı, Türbeönüne de bir hayli yakın bir mesafe de.
Tramvay hatlarının kuşattığı, etrafında fır döndüğü tepe, şimdi Adliye Sarayına kadar uzanan yeni hatta yol veren bir merkez! İsteseler de, istemeseler de, her geçen gün önemi daha da artıyor!
Tepenin garip, hazin ve hüzün verici haline yine de dönüp bakamıyorlar!
Konya’nın sembolü olan tepe, bütün bu vurdumduymazlıklara rağmen şehrin merkezi olduğunu göstere-göstere ispat etmeye devam ediyor!
Bu merkezi bir türlü içine sindiremeyen Mahalli İdareler, şehrin en olmadık yerlerinde, suni merkezler oluşturma gayretine öylesine bir daldılar ki, bu merkezleri parklarla da desteklediler.
Paralı vadiler, paralı parklar yaptılar.
Kelebek görmek için 7.5 lira, dinozor görmek için 5 lira ödesin insanlar dediler.
Hasan Dedem,
“Oğlum, mesarif fazla oldu herhalde ki, onun ceremesini de, vatandaşın sırtına sarıyollar!”
deyiverdi.
Yeni sarayların oluşturduğu merkezler var bu arada. Kapılarının önünden metro filan geçecek denilenleri var, sırada bekleyen müstakbel, devasa bir saray var.
Hali hazırda durup duran iki tane saray var. Her sarayın bulunduğu yer merkez. Bu merkezlerin bulunduğu yerlerin çevresi de, pek bir bereketleniyor, tatlanıyor, tadından yenmiyor diye anlatanlardan da geçilmiyor!
Bir şehrin tarihi meydanları, tarihi merkezleri konusuna girmek istemeyenlerin tarihle araları pek iyi değil. Birçok defalar paylaştığımız gibi, şehriniz tarihi bir şehirse, nereyi kazsanız tarih çıkması, tarihi eser çıkması kaçınılmaz.
Tarihi seven, tarihi esere katlanır diye, gülü seven dikenine katlanır sözüne nazire yapmak gerekiyor!
Mesela, yeni Kent meydanı gibi, eski Buğday pazarı gibi…
Şehrin birçok köşesi elbette canlanması lazım. Köşeleri canlandırırken, şehrin merkezini es geçmek, pas geçmek, kaderine terk etmiş gibi davranmak olmuyor.
Bütün yollar, yine o harap vaziyette ki tepeden geçiyor.
Yarın Devlet erkanımız, büyüklerimiz, ne olmuş buraya, daha hala bir şeyler yapılmadı mı, diye sormayacaklar mı?
Ya görmesinler diye güzergah değiştireceksiniz, ya buradan geçerken gözlerinizi yumun, yada bağlayalım gözlerinizi öyle geçin diyeceksiniz!
Bırakın bütün işleri de, kurtarın şu tepeyi ve şehrin gerçek merkezini!
Park ve Bahçeler ile donatılan şehrimizde, cambaza bak misali o kadar çok açılış yapılıyor ki, millet esas görmesi gereken yerleri tam görecek, tam konuşacak, buyur gel, filanca yerde açılış var deniyor!
Kaç, kaç nereye kadar sevgili Belediyemiz?
Kimseler görmesin diyerek, yarın-bir gün bütün Alaaddin tepesinin üzerini mi, kapatacaksınız?
Bakmadan Geçme