Omuz omuza verememek!..
Omuz omuza verememek!.. - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Artık bir günde 6 şehit cenazesinin geldiği günleri yaşamaya başladık. Ne oluyor diye, yeter artık diye, bitsin bu olaylar diye, bitsin bu terör diye, Ak Partilisi, CHP'lisi ve MHP'lisi, omuz omuza verip sokaklara dökülemedi!
Güneş çarığı, çarık ayağı sıkıyor, ne yapsın ayak mı diyeceksiniz?
Yoksa, şöyle uzaktan, ne oluyor, ne bitiyor diye sessizce seyredip, soranları susarak mı geçiştireceksiniz?
Ateş düştüğü yeri yakıyor, ateşin sıçramadığı haneler bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın deyip, vurup kafayı yatıyor. Ölen ölmüş, giden gitmiş umrunda değil!
İnfial yaratan olaylar karşısında, ayağa kalkan mahalleler, köyler, kasabalar, ilçeler ve şehirler yok artık!
Kıbrıs Barış Hareketları başlamadan yıllar önce Kıbrıs'ta gelişen olaylar sonrasında sokaklara kendiliğinden dökülen bir millet vardı. Parti gözetmeksizin herkes bir araya geliverirdi.
Milli şuur o tarihlerde, milleti yaşanan bir olay karşısında bir araya getirmeye, bir arada tutmaya muvaffak oluyordu. Şimdi bir araya gelmekten, o ne der, bu ne der diye korkar çekinir olduk!
Milletin yüzde bilmem ne kadarı bir tarafta, yüzde bilmem kaçı bir başka tarafta, yine yüzde bilmem kaç oranında bulunanı bir diğer tarafta.
Bu yüzdeler sandık sonuçlarına ve siyasi parti liderlerinin bu yüzdeler üzerinde tasarruflarının olduğunu düşünmesi üzerine geliştirilmiş.
Demokrasi, özünde böyle bir bakış açısını reddeder. Bugün oy verilen partiye, yarın oy vermeyebilirsiniz! Ancak bizim liderlerimiz ve siyaset yapanlarımız öyle demezler!
Benim seçmenim bir başka yere gidemez, partisini ve fikirlerini değiştiremez!
Sonrası malum, kolaysa gelin bir araya da, ortak bir infiali birlikte kınamaya kalkın!
Aidiyet ayrı bir konu, ülkenin ortak acıları ayrı bir konu!
Ülkenin ortak acısı, aidiyetlerden de, partilerden de, liderlerden de ayrı tutulması gereken bir konudur.
Yapamadığımız ayrım, sanıyorum bu ayrıntıda saklı. Birlikten, dirlikten, beraberlikten ve kardeşlikten bu kadar mı uzağız? Bu kadar mı birbirimize uzaklardan bakanlardan olduk. Birimizin ak dediğine, bir diğeri kara demek için neden işaret bekler halde?
Ne oldu o insanların inisiyatiflerine? Ne oldu o vatan-millet-bayrak sevgilerine?
Bizler adına o vurdumduymaz, sevgisiz, hoşgörüsüz kararları kim yada kimler veriyor?
Türkiye bu saç-baş yolduran ayrımcılıkları, tarafgirlikleri ve partizanlıklarını geçmişte dolu-dolu yaşadı.
Aynı aile içinde karşıt görüşlü çocuklar ana ve babalarının önünde birbirine saldırdı. Analar bayıldı, babalar kalpten gitti. Akrabalar, akraba çocukları hasım oldular.
Kendi fikrini taşımayan insanlara ekmek dahi satmayan bakkallar türedi.
Tam birbirimizi anlamaya başladığımız dönemler geldi derken aramıza yine ayrılık ve nifak tohumları saçıldı.
Aynı milletin çocukları, birbirini tanımıyormuş gibi davranmamalı....
Sizden, bizden takıntılarından vazgeçmeli...
Ülke yangın yerine dönmüşken, bir milletin çocuklarının aklını başına daha ne getirebilir?
Gençliğe emanet edilen ülke, alakasız mecralarda, alakasız konularla kimi, neden, niçin desteklediğini bilmeden destekliyor? İşin derinliğinde kimin için ağladığından bile habersiz
Kim ve kimler için kavgalara gittiğinin bilincinde değil! Sorgulama yok! Araştırma yok! Konu hakkında bilgi edinme yok!
Şehrin bir yakasında şehit cenazesi kaldırılırken, bir diğer yakasında Mısır'a ağıtlar yakılabiliyor!
Kendi şehidine ağlamayanlar, içlerinde ağlama, acıma gibi duygular taşımayanlar, şehit kim, kimin için şehit olmuş, kim vurmuş, nerede vurulmuş, geride acılı-yaslı kimleri bırakmış merak dahi etmiyor!
Kime ağlayacağınız, kimin yasını tutacağınız, kime destek vereceğiniz, kimin için sokağa döküleceğiniz, başkaları tarafından programlanırsa böyle oluyor. Onun içindir ki, kendi milletinizin şehitleri ile ilgili haberleri, infialleri, feryatları duymuyorsunuz!
Sanırım, bizler bu hale nasıl geldik, nasıl getirildik diye sorma zamanı geldi de geçiyor bile...
Bakmadan Geçme