Öfke, kalbe yakışmaz!..
Öfke, kalbe yakışmaz!.. - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Gönül kırılmaya görsün sevgili okurlar. Kırılan gönlün imarı özürle, beni affetle, çok pişmanım demekle tamir olacak, kendini toparlayacak, eski haline dönüverecek bir şey değil!
Bir tebessümü bile esirgediğimiz, selam vermekten imtina ettiğimiz, görmezden geldiğimiz, dükkanını yeni açan esnaf kardeşimize "hayırlı işler" demeyi bile fazla gördüğümüz, gönül alamadığımız, gönül almasını bilmeyenlere döndüğümüz bir zaman diliminde yaşıyoruz.
Kavgacı, hırçın, tetikte, ne söyleyecek diye, gardını almış, güvensiz, itimatsız insanlık ilişkileri olabildiğince zayıflamış bir halde, adına yaşamak denen bir kavramın içinde debelenip duruyoruz.
Zamanı olmadığını söyleyen ancak nargileye, sefaya, yemeğe, geyik muhabbetlerine daima zaman ayırabilen bir anlayış biçimi geliştirmişiz.
Bizi eleştirenleri, imalı konuşanları sevmediğimiz gibi, kimsin, ne karışıyorsun, sen önce kendi işine bak, sevgiyi saygıyı senden mi öğreneceğim diye ayağa kalktığımız, üzerine yürüdüğümüz, akrabamızdan, komşumuzdan,yaşça bizden bir hayli büyük insana, hiç düşünmeden neler söylüyoruz neler!
İnsanların şaka yollu bile olsa laf çarptığı, tahrik ettiği, birbirine tutuşturup seyir baktığı, kendi fikrinden olmayanın ters bir sözüne küfürle, hakaretle cevap vermesi, üzerine yürümesi, kavga etmesi, tekme atıp, yumruk sallaması artık olağan işlerden!
Tahammülsüz, sabır sınırı neredeyse olmayan, tartışmalara kapalı, fikri sabit, sen ne demek istiyorsun diye anlayıp-dinlemeden sinirlenen, burnundan soluyan insanların yol açtığı hasarların manen tamiri imkansız!
Kavgalardan, çıkışlardan, olaylardan, olay çıkarmalardan fayda umanların olur-olmaz herşeye dalan, vuran-kıran-yıkan insanları meydanlara gönderenlerin nasıl bir gönül taşıdığını merak etmiyor musunuz?
Biz millet olarak, bir konuyu kavgasız, yumruksuz, bağırıp-çağırmadan, küfretmeden, kafa-göz yarmadan yumruklaşmadan çözümleyemeyecek miyiz?
Kavgaları ayıranların, ayırmaya kalkanların hasar gördüğü, yaralandığı hatta hayatını kaybettiği bir ülkeyiz biz!
Bu kadar öfke, bu kadar kin, bu kadar nefret nasıl o güzel gönüllerde yeşerir hiç düşündünüz mü?
Öfke kalbe yakışmaz desekte, kalbe yakışmayanlardan nedense kurtulmak istemeyiz!
İnsanımızın gönüllerinin güzel yönlerini bulmada büyük eksiklikleri var!
Gönül imarına, gönül bahçelerinin yeniden sevgi çiçekleriyle düznlenmesine ihtiyaç var.
Yunus Emre,
" Sevelim, sevilelim dünya kimseye kalmaz"
derken, fani dünyanda kalıcı olmadığımız, yol yakınken, birbirimizi kırmadan, incitmeden, yaşayıp gitmemizi öğütlüyor!
Biz ne yapıyoruz?
Hergün birbirini aldatma bizde! Kandırma bizde! Yalan söyleme bizde!
Sözünde durmama bizde! Hırs bizde! Tamahkârlık bizde!
Fitne bizde! Kıskançlık bizde! Fesatlık ve haset etmek bizde!
Gurur ve kibri baştacı edip, insanlarla aramıza kalın duvarlar örmek bizde!
Sevgi dilimizin ucunda, fırsatını bulsak bize sevgi ile yaklaşanları bile, niye sevgi ile geliyorlar diye bir kaşık suda boğmaya kalkışmak bizde!
Ne zaman pişman oluyoruz biliyor musunuz?
Aramıza kalın duvarlar ördüğümüz insanlar birer, birer bu dünyadan terki diyar ettiklerinde!
Yani yapayalnız, tek başımıza kaldığımızda.
Senin ekmeğini ben veriyorum. Ben olmasan sürünüyordun. İşini ben buldum. aşını ben verdim. Seni everdim. Seni adam ettim. Nankör! Diye benzeri laflar edenler, onlara nasıl yardımcı olduğunu, anlatmadığı yer, anlattırmadığı insan, paylaşmadığı kimsenin kalmamasına rağmen, sürekli tekrarlar yaparak, yapılan iyilikleri başa kakma hikayelerinden bıkmayan-usanmayanlar o kadar çok gönül kırdılar ki.
Kendilerini ikaz edenleri bile kapılarından kovdular, ömür boyu küs durdular. Sonunda son demler gelip, saat yaklaştığında, ben ne yaptım pişmanlıklarıyla çekip gittiler bu dünyadan.
Onların izinden gidenler ise, bu tablolara rağmen ne acıdır ki, hala bildiklerini okumaya devam ediyorlar.
Ne demişti Yunus Emre;
Bir kez gönül kırdın ise / Bu kıldığın namaz değil/ Yetmiş iki millet dahi / Elin yüzün yumaz değil"
Bakmadan Geçme