Dolar
13,6343
Euro
15,1848
GRAM ALTIN
781,50
BIST
1.991,06
Konya
açık
-7°C
Yeni Meram

İşçi haklı peki ya işveren?

İşçi haklı peki ya işveren?- Mustafa DEĞİRMENCİ- Yeni Meram Gazetesi

A+
A-
11.11.2021 11:06
11.11.2021 11:08
0
1402
ABONE OL

Değerli okurlar, yıl sonunda resmi enflasyon rakamının %20 civarında olacağı bekleniyor. Bu çerçevede de asgari ücrete en azından bu civarda hatta bir tık üzerinde bir zam gelmesi muhtemel. Kamunun vatandaştan aldığı harç ve cezaların yeniden değerlendirme oranı %36 olarak açıklandı. Enflasyonla aradaki farkın açıklaması çok mümkün değil. Ya enflasyon %36 ya da devlet bu sene harç ve cezalardan %16 daha fazla kar elde etmeyi planlıyor. Üçüncü bir açıklaması yok.
Her sene sonunda ülke gündeminin en önemli meselesi asgari ücret zammı oluyor ve bu zam oranı da genellikle resmi enflasyon rakamı dolayında gerçekleşiyor. Ülkemizde asgari ücret ve %10 üzeri dolayında çalışanların, tüm çalışan nüfusa oranı %57. Yani bu zam oranı ülke nüfusunun doğrudan ve dolaylı olarak %60-65 civarında kesimini ilgilendiriyor. Bir de asgari ücretten yüksek çalışanların sene sonunda talep edecekleri zam oranının üç aşağı beş yukarı asgari ücret zam oranı kadar olduğu gerçeğini de önümüze koyduğumuz zaman; kritik bir sürece giriyoruz.
Açıklanan enflasyonla reel yani vatandaşın hissettiği enflasyon arasındaki fark da işin cabası. TÜİK artık kamuoyu nezdinde güvenilirliğini yitirmiş bir kurum. Enflasyon sepetinde insanların günlük yaşamlarında pek kullanmadıkları ürünlere yüksek oranda yer veriyor olmaları neticesinde halkın en temel ihtiyaçlarında meydana gelen fiyat artışıyla, TÜİK’in açıkladığı fiyat artış genel yüzdesi arasında ciddi bir makas var. TÜİK verileri oluştururken küresel standartları kullandığını açıklıyor ve elbette haklıdır ancak doğrudan vatandaşın cebinde hissettiği enflasyona yönelik de bir çalışma yapılması gerekiyor. Barınma, gıda, elektrik, su, ısınma, ulaşım, hijyen ürünleri, telekomünikasyon, elektronik ev aletleri, mobilya gibi herkesin bir şekilde belirli periyotlarda mutlaka satın almak zorunda olduğu ürünler üzerinden bir enflasyon hesabı olmadıkça; TÜİK açısından güvenilirlik problemi sürecektir. Açıklanan veriler üzerinden yapılacak olan zamlar da çalışanların bir yıllık gelir kaybını telafi etmeyeceği için sosyal ve siyasal olarak da sorunlar ortaya çıkacaktır.
Döviz – enflasyon – faiz üçgeninde ülkemiz uzunca bir süredir debeleniyor. İktidarın üzerinde ısrarcı olduğu ekonomi politikalarının bizi getirdiği sonuç bir darboğaz. Buna bir de en çok ticaret yaptığımız ve ülkemiz halkının birikim aracı olarak kullandığı dövizlerin sahibi olan ülkelerle yaşadığımız haklı ya da haksız siyasi gerilim ve krizler eklendikçe; ne yazık ki sürekli bir gelir kaybı içindeyiz.
Bütün bu tabloda sorumluluğu en az olan kesim işverenler. Sermayesini riske eden, sermayesi yoksa borca girerek daha büyük bir riskin altında olan; bütün zihinsel ve fiziksel emeğini çalışanının mesai sonrası kafasından işi çıkardığı gibi çıkaramayan, 24 saat işiyle yaşayan ve olası bir iflas durumunda tüm çalışanlar ceketini alıp başka bir yerde çalışmaya başlayıp hayatına devam ederken dev bir enkazın altında tek başına kalan ve belki de hayatının geri kalanı boyunca bir daha belini doğrultamayacak olan girişimciler, işverenler, iş insanları ne acıdır ki faturayı ödeyecek olanlar.
Ülkedeki genel fiyat artışlarının bir kriz ortamında yaşanıyor olması sebebiyle ürünlerine maliyetlerinin artışı oranında zam yapamayan, üstelik ithal girdilere sahipse bu fiyat artışına ek olarak döviz oranında bir parti daha artış yapması gerekirken yapamayan; vergi, sigorta, harç ve ceza gibi ödemelerini bir gün bile geciktirse tüm kredibilitesi ve kredi olanakları kısıtlanan ekonominin gerçek aktörleri olan iş insanları açısından bu meseleyi düşünen yok.
İhracat yapanlar açısından mevcut ekonomik ortam çok kötü değil. Ancak iç piyasaya çalışan ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren KOBİ’lerin bu mevcut gidişatta önleri çok karanlık. Çalışan kesim öyle ya da böyle bir zam alıyor, ihracat yapan zaten rahat ediyor. Esnaf kesimi de zaten pek vergi ödemiyor ve kayıt dışı kazandığı için bu krizlerden daha az etkileniyor. Kabak dönüp dolaşıp hizmet üreten orta ölçekli işletmelerin başına patlıyor. Zira mevcut ekonomik şartlar gereğince ne hizmetlerine gereken oranda zam yapabiliyor, ne de yeni müşteri bulma şansı artıyor. Üstelik bir de ekonomi yönetimindeki zaaflar neticesinde belirlenen zam oranında kaçabiliyor. Öyle bir süreçteyiz ki sunduğu hizmet çok nitelikli olmayan ya da kenarda ciddi oranda sermayesi olmayan orta ölçekli hizmet sektörünün ülkemizde çökmesi bile olasıdır. Saygılarımla…


HABER YORUMLARI
  1. Henüz yorum yapılmamış.
    İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.