Dolar
9,2493
Euro
10,7825
GRAM ALTIN
529,52
BIST
1.436
Konya
kapalı
15°C
Yeni Meram

Ebu Said Muhammed Hâdimî Hazretleri

Ebu Said Muhammed Hâdimî- Yaşar BARIŞIK- Yeni Meram Gazetesi

A+
A-
14.09.2021 01:25
14.09.2021 11:25
0
1410
ABONE OL

Saygıdeğer okuyucularım, bu hafta sizlere Konya’mızın değerlerinden olan Ebu Said Muhammedül Hâdimî'yi anlatacağım:

Berika adlı bir eserde Hz. Peygamber ( S.A.V.) efendimizin 38. kuşak torunlarından olduğu anlatılmaktadır. 18.y.y. Osmanlı din âlimlerindendir. Pek çok el yazması eserleri mevcuttur. Eserleri Yusuf Ağa Kütüphanesindedir. Buhara Türklerinden olan Hadimî hazretleri 1701 yılında Hadimde doğmuştur Babası Mustafa bin Osman'dır. Allah rahmet eylesin kırk yıl sabah namazını Kâbei muazzama kıldığını duymuştum. Kâbei Muazzama'nın görevlisi de buna şahitlik etmiştir. Hadimi hazretleri bu toprakların ilim ve irfan kaynağı değerli insanlarındandır. Pek çok öğrenci yetiştirmiştir.

Ebu Said Muhammedül Hâdimî

1701 - 1762
Asıl ismi Ebu Said Muhammedül Hâdimî olan ve kısa olarak da “Hadimi Hazretleri” olarak bilinen ve bu isimle anılan bu büyük kişi Konya’nın Hadim İlçesi’nde 1701 yılında dünya ya gelmiş ilk öğreniminin Hadim’de, daha sonra da Konya ve İstanbul’da yaptıktan sonra Hadim’e gelip yerleşmiş, babasının kurduğu medresede binlerce öğrenci yetiştirmiş, 1762 yılında da doğup-büyüdüğü ve ilme hizmet ettiği Hadim’de vefat etmiş Hadim’de toprağa verilmiş ve Türbesi de Hadim’de bulunmaktadır.
Nakşibendi tarikatına mensup bir mutasavvıf ve alim olan Hadimî; aslen Buharalı, âlim ve şairler yetiştirmiş Fahru’r-Rum unvanını taşıyan köklü bir aileye mensuptur. Hadimî, ilk öğrenimini babası ünlü alim ve mutasavvıf Karahacı Mustafa Efendi’den almıştır. On yaşında iken Kur’an-ı Kerim’i ezberleyen Hadimî’yi babası daha sonra yüksek medrese tahsili için bazı arkadaşlarıyla birlikte Konya’ya göndermiştir. Konya’nın ünlü medreselerinden Karatay Medresesi’ne giren Hadimî, meşhur müderrislerden İbrahim Efendi’den çeşitli ilim dallarında beş yıl ders almıştır.
Bu zeki, uyanık ve parlak bir istikbal vaad eden öğrenciyle özel olarak meşgul olan hocası, bir gün O’nu yanına çağırarak, artık kendisinin Konya’dan alacağı bir şey kalmadığını, ama öğrendikleriyle yetinmeyerek, bilgisini artırması gerektiğini, bunun için de İstanbul’a gitmesini tembih ve tavsiye eder.


1720’de Konya’ya gelerek buradaki tahsilini tamamlayan Hadimî, icazetini almış ve hocası İbrahim Efendi’nin tavsiyeleriyle İstanbul’a gelmiş, babasının da muvaffakatı ile 1728 yılında ünlü müderris Kâzâbâdî Ahmet Efendi’nin derslerine kaydolmuştur. Hadimî, burada bir taraftan derslerine, diğer taraftan İstanbul’un fikir ve ruh besleyen ilim ve irfan meclislerine, edebi sohbetlerine devam etmiştir.
İstanbul’daki tahsilini sekiz yılda başarıyla tamamlayan Hadimî, buradan icazetini almış ve hocasının tavsiyesiyle o sırada vefat eden babasının Hadim’deki medresesine müderris olarak dönmüştür. Babasının açtığı çığırda yürüyüp, etrafındaki öğrencilere ders vermeye başlayan Hadimî, o günlerde gördüğü bir olayı şöyle anlatır: “Pederimin kabrinde murakabeye varmıştım. Karşımda temessül eyledi. Nasihat istedim. İşte beni görüyorsun ya, dünyanın esbab ve alâkalarından uzağım. Bu alemde onlardan hiçbiri fayda vermiyor. Maişet hususunda hırs ve kötü tamahtan sakınarak, Cenab-ı Hakk’a mütevekkil ve O’nun ihsanına kanaatkar ol. Dünya’da sebepleri yaratanı unutup, ihtiyacını zahirde sebep olan kula bildirirsen, Cenab-ı Hakk seni en âdi kimseye muhtaç eder. Eğer ihtiyacını herkesten gizleyerek ancak Hazret-i Zü’l-Celâl’e arz edersen, dünya bile sana muhtaç olur” buyurdular.
Ebû Said Hadimî’nin ünü, Hadim’den dışarıya taşarak Konya’ya kısa bir süre sonra İstanbul’a kadar yayılır. Şöhreti, devrin padişahı I.Mahmud’a ulaşınca padişah tarafından İstanbul’a davet edilir ve Ayasofya Camii’nde tefsir dersleri verir. O bu derslerden Fatiha suresinin tefsirini anlatmış ve İstanbul alimleri tarafından takdirle karşılanmıştır.
İstanbul’da kısa bir süre kalan Hadimî, iki deve yükü kitapla tekrar memleketine dönmüş, bir taraftan müderrisliği devam ederken diğer taraftan da kitap yazmaya başlamıştır.
Hadimî, İstanbul alimlerinin kendisi için fıkıh, ferâiz ve emsali ilimlerden başka ilmi malumatı olmadığını söylemelerini işitmesi üzerine onlara bir hayat dersi de vermek için, on sekiz türlü ilim açısından besmeleyi şerh ettiği gibi, mantık ilmine dair “Arâisü’n-Nefâis” isimli eserini yazar. Bu O’nun İstanbul dönüşü yaptığı ilk çalışmadır. İstanbul dönüşü Hadimî’nin eser te’lifine başlama dönemini açar. Talebeleri tarafından çoğaltılan ders notlarından başka, İslâmî ilimlerin hemen her sahasına ait seksen kadar eseri vardır. Bunlar arasında “Berika” ismiyle bilineni, İmam-ı Birgivi’nin “Tarikat-ı Muhammediyye” adlı eserinin şerhi olup, en tanınmış eseridir.
Fıkıh ilmine dair olan “Mecâmiu’l-Hakâyık fî Ilmi’l-Usûl” adlı eseri Mecelle’nin meşhur kaynaklarından birisidir.
Eserlerinden de anlaşıldığı gibi Hadimî, çok yönlü bir alimimizdir. Fıkıh, tefsir, hadis, mantık konularında eserler yazdığı gibi, halkın günlük hayatta karşılaştığı ya da çeşitli meclislerde zaman zaman tartışılan konularda da eserler kaleme alarak etrafına ışık tutmuştur. Besmele, misvak, kahve ve tütün konularını işleyen eserleri bu bahsettiğimiz son türdeki eserlerinden bazılarıdır.
Risaletu’n-Nesâyih ve’l-Vesâyâ el-Mübareke isimli kitabındaki öğütleri günümüz insanına da ibret ve hikmet dersleri sergiler:
…Kazanç ve ticaret mecburiyetinde kalırsan, bunlarda güzel gayeler taşımalısın. Kendinin ve ailenin geçimini sağlamak, kazancının ihtiyaçtan fazlasını hayır yollarına harcamak gibi..
…Vaktin evladı ol, yani boş vaktini zayi etme. Çünkü senin dünün geçmiştir, geri dönmesi imkansızdır. Padişahlar hazinelerini sarf etse bile, onu geri çeviremez. Gelecek günlere kavuşman ise şüphelidir. Kavuşacak olsan bile, onları hangi işlerde kullanacağını bilemezsin. Çünkü nefsinden emin değilsin. O halde hazır, bulunduğun şimdiki hal bulunuyor. Bu itibarla sakın bu vaktini boşuna şeylere zayi etme. Hiçbir zamanı, seni yaratanın rızasına aykırı işlerde geçirme…Daima bulunduğun gün, düne göre yükselmiş olsun. Nitekim Hadis-i Şerif’te şöyle buyurulmuştur: “İki günü (dünü ve bugünü) eşit olan kimse aldanmıştır. Bulunduğu gün dününden dana kötü olan ziyandadır. Ziyanda olan kimse için de ölüm daha hayırlıdır.” Bu Hadis-i Şerif, anlayış sahipleri için yeterlidir…
…İşlerini, kendilerine kavuşacağını bilmediğin günlere (yarınlara) havale ederek erteleyip durma…
O, bütün bu eğitimci yönünden başka, İslâm hukuk tarihinde önemli eserleri ile tanınmıştır. İslâm hukuku nazariyatına dair eser veren nadir hukukçularımızın arasında bulunmaktadır. O’nun bu konudaki “Menâfiu’d-Dekâik”i yetkililerce nazariyat bakımından belli başlı eserler listesinde zikredilmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nda umumi valilik, hariciye ve nafia nazırlığı yapmış olan ve İslâm hukuku üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanınan Sava Paşa, Hâdimî’den “…İslâm fukahasının en yenilerinden bulunan Hâdimî –ki bilhassa usûl-ü fıkıh ile iştigal etmiştir. –Teşrî Usûlün mevzuunu Mecâmi’ul Hakâyık adlı eserinde şer’i deliller ile sıhhatleri isbat edilmiş olan şer’i hükümleri bilmektir. Suretinde takdim etmektir” şeklinde bahseder. O’nun bu hususta 99 maddelik bir kavâid-i külliyesi mevcuttur. Hatta Cevdet Paşa’nın başkanlığında teşekkül eden heyetin hazırlamış olduğu “Ahkâm-ı Mecelle”nin baş tarafında bulunan yüz kâidenin otuz üçünün Hâdimî’nin eserlerinden alındığı söylenmektedir. Bu hale göre büyük Hâdimî’nin, hukukta ve gerekse fıkıhta ilmi bir otorite sahibi olduğu gerçektir.
Hâdimî Hazretleri, hemen her Hakk dostu gibi aşıktır, şairdir. İlâhi cezbe ile, içli, hikmetli, tesirli şiirler söylemiştir.
Derûni aşkın tasavvufi neşe ve neşvenin burcu burcu tüttüğü şiirlerinden bir çoğu maalesef günümüze kadar muhafaza edilememiştir. Sade Türkçe ile şiirler de söylemiş olan Hâdimî’nin Peygamberimiz (s.a.v)’e olan samimi ve içli niyazını mısralaştıran bir şiiri şöyledir:
Fakirem kapına geldim,
Şefâat Yâ Rasûlallâh.
Mücrimem suçumu bildim,
Şefâat Yâ Rasûlallâh.
Günahkârım yüzüm kare,
Atarlar korkarım nare,
Meğer senden ola çare,
Şefâat Yâ Rasûlallâh.
Hâdimî’nin yüzlerce talebe yetiştirdiği bilinmektedir.

Bilgiler rahmetli Gazeteci İhsan Kayseri ağabeyimizin arşivinden. Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. SAYGLARIMLA

HABER YORUMLARI
  1. Henüz yorum yapılmamış.
    İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.