Kar, Anadolu'nun Yorganıdır!
Kar, Anadolu'nun Yorganıdır! - Rıdvan Bülbül - Yeni Meram Gazetesi
■ Baharı özlüyorum diz boyu kar içinde
Gerçek şu ki, dört mevsimde çiçeksin
Besbelli, kış sonrası bahar da gelecek,
Ama, sen gelmeyeceksin.
(A. Rıdvan Bülbül)
***
Mevsimler birbirinin içine giriyor. Örneğin, yazı sonbaharda, kışı ilkbahar’da yaşar olduk.
Karın da armonisi bozuldu. Eski karlar yok ama, eski soğuklardan daha soğuk bıyıkları bile donduruyor.
Hani biz ovada yaşayanlar “suyu ancak bardakta görürüz” deriz ya, bir ekleme daha;
Biz ovalılar kar yağışını ancak ekran beyaz camda ekranlarda izleyebildik.
Kar, Anadolu’nun yorganıdır, bir bakıma. Belki de bunca üşümemizin nedeni de yorganı bu yıl örtünemediğimizden kaynaklanıyordur.
Oysa karın pastoral( doğayla iç içe olmak) bağlamda muhteşem görüntüleri dışında yararları da hayli çok;
■
Kar suyu, topraktaki potasyum, kalsiyum, demir gibi mineralleri çözerek bitkilerin beslenmesini sağlar.
■
Kar, yeryüzü ve yeraltı su rezervlerinin en önemli kaynağıdır.
■
Kar sayesinde barajlar dolar ve enerji olarak bize döner.
■
Karda bulunan amonyak, karın erimesiyle birlikte toprakta kalır. Bu amonyak, azot bakterileri tarafından kalsiyum nitrat gibi azot tuzlarına çevrilerek bitkilerin azot ihtiyacını karşılar.
■
Havadaki ve karadaki mikropların zararlı olanları, karla birlikte yok olur.
■
Kar yağınca hava yumuşar ve havanın aşırı soğuması engellenmiş olur.
■
Bitkiler üzerinde koruyucu örtü oluşmuş olur.
...
Özetlemek gerekirse, şimdiye değin kar yağışına ilişkin ne yazı ne de şiir yazabildik.
Bir özlem oldu bu yıl kar taneleri...
Çözüm, eski yazıları anımsamak ve ekranlarda Doğu’daki kar görüntülerini izleyerek ilham penceresini açık tutmak, hatta
Cenap Şahabettin’in Elhan-ı Şita’sına kadar bir yolcuğa çıkmak
■
Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş
Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar
Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar.
İstanbul’da 1620’de öylesine kış olmuş, deniz donmuş ve Neşati de tarih düşürmüş;
"Emr-i Hak ile İstanbul'da olan kış bu sene
Belki Dünya duralı olmadı bu resme şitâ
Lâfzanü ma'nen ana dedi Neşati târih
Be meded dondu soğuktan bin otuzda derya"
...
Ne zaman kar yağsa Ahmet Muhip Dranas’ın kar şiiri beynimde mıh gibi çakılı kalır.
“Kardır yağan üstümüze geceden,
Yağmurlu, karanlık bir düşünceden,
Ormanın uğultusuyla birlikte
Ve dörtnala dümdüz bir mavilikte
Kar yağıyor üstümüze, inceden.”
Sonra, bir süre önce yitirdiğimiz değerli dostum, hemşerimiz merhum Bekir Sıdkı Erdoğan’ın “fal” şiirinden fala bakmak;■ Sen karşıma, her özlediğim anda çıkarsın!
İzmir'de; çıkar Kars'ta çıkar, Van'da çıkarsın...
Hiç böyle vefa görmedi âlemde hakikat;
Yollar kapanır, sen yine fincanda çıkarsın!
Kar yağanda ustamız, üstadımız sevgi şairi Feyzi Halıcı abimiz biç öyle dingin durur mu? Daha taşa, yere göğe, karaya denize sevgisini gergef gergef işleyen duyguları şaha kalkar;
■ Sevdadır çevre yanımda
Bir nice nöbet tutmuştur
Kar yağmıştır o dağlara
Nilgün beni unutmuştur..
Gönlümde dert dilim dilim
Aşkım tanımıyor iklim
Dostlar kendimde değilim
Gitti hayatım, sevgilim
Gayri ne söylesem boştur
Kar yağmıştır o dağlara
Nilgün beni unutmuştur.
Yahya Kemal Varşova Büyükelçisi iken
yağan karda İstanbul’u özlüyor;
■ Birdenbire mes'ûdum işitmek hevesiyle,
Gönlüm dolu İstanbul'un en özlü sesiyle.
Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,
Uykumda bütün bir gece Körfez'deyim artık!
---
Cahit Sıtkı’nın kara yaklaşımı daha değişik;
■
Esiyor tane tane yine beyaz bir rüzgâr.
Söyleyin hangi kuşun kanatları yolundu?
Sezai Karakoç, kar deyince ne diyor;
■ Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın
.
Yine hangi ağaçtan döküldü bu yapraklar?
Nazım Hikmet karı karanlıklara yağdırıyor;
■ Lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
düşmesin pencereden kara.
Kar yağıyor karanlıklara.
Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum.
Kar...
---
Gramofonların taş plaklarından Safiye Ayla'nın pırıl pırıl sesinden Saadettin Kaynak'ın nihavent bestesi yükseliyor;
“Bahar bitti güz bitti
Artık bülbül ötmüyor
Yare tel çekem diye
Tel derdim iletmiyor.
Yollar kapandı kardan
Turna gelmez diyardan
Haber çıkmadı yardan
Bu ayrılık bitmiyor.
Artık deniz gibi
Ölü bir beniz gibi
Uzayan bir iz gibi
Bitmiyor ah bitmiyor.”
Ve en sonra ben ne diyorum;
■ Memesiz kalmış çocuklar gibi ağlar Karların altında toprak ana Ağaçlar bir mahzun, kuşlar neşesiz, Uzun ve efkârlı gecelerin beyaz karanlığında,
Büyük yalnızlık içindeyiz.
■ Kar yağanda melül, mahzun olurum
Uçarı gündüzlerde yitirdim seni.
Geceler içinde yeniden bulurum
Hatırlasam deli olurum
Hatırlamasam edemem
Hatırlarım
.
( Milâttan Önce de Böyleydi adlı şiir kitabımdan)
Bakmadan Geçme