17 Aralık 1995 gecesi aramızdan ayrılan Doğu Türkistan’ın bilge evladı, rahmetli İsa Yusuf Alptekin, vefatından yaklaşık dört yıl önce şöyle demişti;
“90 yaşıma geldim. Gözlerimi kaybettim. Fakat içimdeki mücadele azmi ve Doğu Türkistan’ın istiklaline kavuşma arzusundan hiçbir şey kaybetmedim.”
Yine bir konuşmasında, “
Gönül arzu eder ki, Türkistan meselesinin halledilmesi davasında öncülük şerefi, Türkiye’nin hakkı olsun!”
dileğini paylaşmıştı.
Çinliler, Doğu Türkistan topraklarına Sincan derken, kendi dillerinde yeni fethedilmiş toprak parçası anlamına gelen bu kavramı öyle bir kabullendirdiler ki, ayıp olmasın diye, Çinlilerin gücüne gitmesin diye bu kavramı Sincan diye kullanmakla kalmadık, neredeyse Doğu Türkistan diyenlere tavır koyacağız!
Bu bölgenin adı Doğu Türkistan, Türkistan’dan koparılmış, Doğu Türkistan toprakları bu topraklar.
Urumçi bu bölgede, Kaşgar bu bölgede, Yarkent bu bölgede, Hotan bu bölgede, Turfan bu bölgede, Aksu bu bölgede. Bu şehirler soydaşlarımızın şehirleri. Her biri bir Türk şehri. Bu coğrafyada akan kan hiç durmadı, gözyaşları hiç dinmedi.
Bu coğrafya Osman Batur gibi bir kahramanı, İsa Yusuf Alptekin gibi bir bilgeyi, Türkistan davasına
“Gök Bayrak”
yaptı.
Bugün o gök bayrak, onların ismiyle açılıyor.
O Osman Batur ki, Doğu Türkistan’ın Bağımsızlığı için vermiş olduğu ölümüne amansız mücadele sonucunda, Çinliler tarafından yakalanarak 29 Nisan 1951 tarihinde Urumçi’de idam edildi.
Onun ve İsa Yusuf Alptekin’in yolundan yürüyenlerin, yapılan haksızlıklara karşı koyması sonrası
binlerce Uygur Türkünün ölümünü adı hür dünya, adı medeni dünya, adı bağımsızlıkları koruyan ve destekleyen dünya, her zaman olduğu gibi yine seyretti. Bugün yine seyretmeye devam ediyor.
Her katliam sonrasında Çinliler, Uygurlar ayaklandı, Çin ordusu ayaklanmayı bastırdı diye, söyleyip geçiyor. Haberler iyi okunur, dikkatle gözden geçirilirse, ölen bir tane Çinli yok. Öldürülen Uygur Türkü sayısını net olarak ne bilen var, ne anlatan!
Ölen ve yaralanan Uygur Türklerinin fotoğraflarının yanı sıra, ellerinde çivili sopalarla, Urumçi sokaklarında dolaşan Çinli katillerin fotoğraflarını yıllardan beri biliyoruz.
Olayları derin bir kaygı ve üzüntü içerisinde takip ediyoruz mesajları, Türkistan meselesinin halline bugüne kadar çare olmadı. Her yeni olay zuhur ettiğinde, olayları daha derin bir kaygı ve üzüntü içerisinde takip ediyoruz demeye devam ettik.
Takip etmek, seyretmek demek değilse nedir, sorusunun bir cevabı yok!
Yıllarca olayların müsebbiplerinin yakalanmasını, adalete teslimini ve sükûnetin sağlanmasını talep etmişiz!
Biz Kerkük içinde aynı şeyleri yapmıştık, çok daha önceleri Batı Trakya içinde…
Vah…vah!...Tüh…tüh! dememiz günü kurtarma adına, onun için pek meşhurdur!..
Çin, Doğu Türkistan diye bir bölgenin varlığına hiçbir zaman tahammül göstermedi. En ufak bir direnişi dahi oldukça kanlı bir şekilde bastırdı. Bölgede Çinli nüfusu artırmak için onlarca yıldır, uyguladığı iskan politikası yanında kültürel baskı kurdu.
Doğu Türkistan’da yaşayan Türklerin, inançlarını sorguladı, yasakladı. Oruç tutana, namaz kılana önce ağır cezalar verdi. Baktı ki, cezalar Doğu Türkistan Türkünü yıldırmadı, bu seferde namaz kılanı, oruç tutanı gözünü kırpmadan öldürmeye başladı.
Çin tarihin her devrinde olduğu gibi karanlık yüzüne taktığı tebessüm maskesiyle, yapılan zulmü, yapılan vahşeti hiç yüzü kızarmadan, büyük bir pişkinlikle geçiştirme derdinde.
Çin Dışişleri sözcüsü Hua Çunying,
" Şunun bilinmesi lazım ki; Sincan halkının tamamı, kendilerine Çin anayasasınca tanınan dini inanç özgürlüklerinden faydalanıyor... Tabii ki Türk tarafının Çin'le orta noktada buluşacağını ve ilişkilerin düzelmesini sağlayacağını umut ediyoruz"
şeklinde açıklama yapabiliyor.
Bu açıklama Türkiye’de, Doğu Türkistan için yapılan ve yapılmaya devam eden, ülke ve dünya kamuoyunda ses getiren yapılanları telin eden, kınayan, sert açıklamalar sonrasında gelen ilk açıklamalardan birisi.
Merak etmeyin üç-gün sonra olaylar yatışır, her şey unutulur, bir başka Çin katliamına ve zulmüne kadar beklenir, sonra tekrar sokaklara çıkılır ve kısır döngü, biz vazifemizi yapıyoruz arkadaş denilerek, devam ettirilir!
Bakmadan Geçme