Galiba, Tarihi Şehirler Yönetimindeydik!

Galiba, Tarihi Şehirler Yönetimindeydik! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi

Galiba, Tarihi Şehirler Yönetimindeydik!
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Tarihi şehrin tarihi eserlerinin kubbesinde otlar biter mi, biter! Ot bittiğini o mahallede yaşayanlar bilir mi, bilir! İlgililere haber veren olur mu, olur! Bununla ilgilenen olur mu? İşte en zor soru bu!

Bir ilgilenen olsa,  bir sahip çıkan olsa, bir hassasiyet gösteren olsa, böyle mi olurdu sevgili okurlar?

Bir tarihi eserin kubbesinde ot bitmesi, o eserin bakımsızlığının bir nişanesidir.

Bizlere gelince, bal yapmaz arı misali geçeriz o eserin karşısına başlarız ahkam kesmeye!

Aaaa!...kubbeye bak!

Vallahi ot bitmiş!

Ne zamandan beri böyle!

Bayağı oldu!

Yazık valla!

Hiç gören olmamış mı?

Yıkılsa haberleri olmayacak!

Yıkılsa kalsa inan sevinirler. Bu maşallah sağlam, sadece kubbesinde ot bitmiş! Baksana beton şemsiyeye. Çok sürmez ikiside yıkılır kalır diyorlar!

Lafların sıralanması, ilgililerin aranması, konu ile ilgili şikayetlerde bulunulması, duyması ve bilmesi gerekenlere ulaşmadıkça ne yapacaksınız?

Aralarda setler var, tepeler var, hendekler var, dağlar var.

Tarihi eserler ne zaman birinci öncelikli konu oldu ki!

Bundan sonra ne olur diye merak edenlere söyleyelim!

Olmaz amma!...

Yarın birgün otları biçsin diye görevli bir kaç kişi gönderebilirler!

Tarihe gösterdiğimiz hassasiyet nedeniyle, filanca tarihi eserin kubbesinde, bize sormadan kendiliğinden biten otları biçtik diye kendilerine paye çıkarabilirler!

Eserin önünde pozlar verip, paylaşabilirler!

Otlar biçilecek kadar çıktığına göre, burada lale-sümbülde yetişebilir diye düşünüp, o kubbeye lale dikerler!

Adına da

' Laleli kubbe'

yada

'Laleli Huffaz'

derler.

Olmadı gül dikerler, adı  da

'Güllü kubbe'

yahut

'Gül Huffazı'

oluverir!

Bu tarihi eser 7-8  yüz yıl kara, yağmura, rüzgara dayanmış, beni artık görsünler, korusunlar-kollasınlar diye ayakta kalmaya devam ediyor, demezler!

Çünkü tarih sevmezler!

Tarih sevmediklerini, tarihe değer vermediklerini aşklı-meşkli, kelebekli, alakasız ad koyma ve vermelerle defalarca ispat ettiler.

Bu şehri fethedenleri, şehrin banilerini, şehri kültür ve medeniyet merkezi yapanları kaale bile almama yolunu seçtiler!

Vefa gibi çok önemli bir kavramı es geçtiler!

Selçuklunun Başkentinde, Karamanoğullarının taht şehrinde, Osmanlı'nın Karaman Eyaletinin merkezinde tarihe saygı duymamak, ayıptır da dense, günahtır da dense, icat ettikleri susma hakkına sığınmaya devam ediyorlar!

Bu vebali, unvanı, mevkii ve makamı ne olursa olsun kimse taşıyamaz dense de, biz bir yerlerde yanlış mı yapıyoruz diye düşünmeme inatlarını sürdürüyorlar!

Yıkılan yıkılsın, dağılan dağılsın, çöken çöksün, taşları dökülen dökülsün diye hep birlikte, hep beraber bekliyorlar!

Ne yazık ki, o yapıların şehrin ruhundan aldıkları güçle, bugüne kadar kaç inat edeni uğurladığını göremiyorlar!

Sevgili görevli ve sorumlular! Betonlaşmış, betonun ruhsuzluğu ve hissizliği şehri  köşe-bucak sarmışken, betonlaşmalar arasında sıkışıp kalan , nefes alamayan, tarihi eserlerin duvarlarına anlamsız, ne idüğü belirsiz yazılar da yazılır, kubbelerinde otlarda biter. Şu tarihi eserin olduğu yerin, metresi yemin olsun şu kadar lira diye gözleri ışıldayan, eseri nasıl ortadan kaldırırız, etrafındaki alandan kaç metre çalarız diye formül arayan açgözlü, şehre sevdasızlar da türer!

Karşımıza tarih diye ne çıksa üstünü örten, dümdüz eden, kiminin üzerine meydan, kiminin üstüne park-bahçe yapanlarında yaptıkları gün gelip yıkılmış, altlarından belli bir süre sonra, üzeri kapatılan tarih çıkmıştır!

Bu şehrin bir tarihinin olduğunu, tarihi bir şehir olduğunu, tarihle iç içe olduğunu, Dünya Tarihi Şehirler Birliği Yönetim Kurulu Üyeğimiz haricinde bakalım ne zaman anlayacağız?

Bakmadan Geçme