■ Birinin suçunu affedip bağışladıktan
sonra pişman olma, cezalandırdığın
zaman sevinme
. (Hz.Ali)
***
Ramazan'da Halife Hz. Ömer iftar yemeğine davet edilmişti.. Yemek sırasında yalnız Hz. Ömer'e bir kab içinde bir içecek
sunuldu. Hz. Ömer sordu:
"Bu nedir?"
Ev sahibi yanıt verdi:
"Bal şerbetidir efendim, sizin için ayırmıştık da..."
Hz. Ömer içmeyi reddetti ve şöyle dedi:
"Benim yönetimini üstlendiğim halkın çoğu içmek için henüz kuyu suyunu bile bulamazken ben burada bal şerbeti içemem."
***
Bayezid-ı Bestâmi'yi
ölümünden sonra
dostu rüyasında gördü ve kendisine sordu:
- İlahi huzurda seni nasıl karşıladılar?
Bayezid-i Bestami yanıt verdi;
- Bana, "ne getirdin?" diye sordular. Ben de dedim ki "Dilenci bir padişahın huzuruna çıkınca ona ne getirdin diye sormazlar, dile bizden ne dilersen" derler.
***
Hint Diyarında hüküm süren bir hükümdar hırsızlığın da zanaat olduğuna karar vermiş. Söz konusu zanaatın bütün inceliklerini, sırlarını öğrenmek istemiş. Vezirlerinden ülkenin en iyi hırsızını bulup getirmelerini istemiş. Hükümdarın adamları bütün ülkeyi aramış taramış, hapistekilerle, dışarıdakilerle konuşmuşlar ve Hint diyarının en usta hırsızı olarak belirlediklerini bulup hükümdarın karşısına getirmişler. Adam hükümdarın karşısına dikilmiş. Gözlerinde ağır hakarete uğramış bir insanın tepkisi okunuyormuş. Hemen konuşmaya başlamış;
- Ben mi hırsızlık yapıyormuşum?
Ben mi yankesicilik yapıyormuşum? Hükümdarım, bunlar senin gibi yüce bir kişiyi bile kandırmayı nasıl başarmışlar? Ben yaşamım boyunca hiç hırsızlık, yankesicilik yapmadım! Ama düşmanlarımın iftirasına uğradım! Bana dediler ki, “hükümdar hırsızlığın sırlarını öğrenmek istiyor. Ben bir şey öğretemem çünkü bilmiyorum.”
Aynı tempoda uzun konuşmuş; kendisini kıskanan ve düşmanlık eden komşularından yakınmış, bunların dedikoduları yüzünden başına böyle işler geldiğini ağlayıp anlatmış. Arada hükümdara yaklaşıp elini tutmak için de uzanıyormuş. Sonunda hükümdar ikna olmaya başlamış ve salınmasını emretmiş. Adam salondan çıktıktan birkaç dakika sonra az önce parmağında bulunan çok değerli bir yüzüğünün kaybolduğunu fark etmiş. Hemen emir vermiş, Sarayın kapısından çıkmak üzere olan adamı yakalayıp geri getirmişler. Üstü aranmış, yüzük yok olmuş. Hükümdar, yüzüğü yakında bulunan bir suç ortağına vermiş olabileceğini düşünmüş ve adamın hücreye atılmasını ertesi sabah da kafasının kesilmesini istemiş. Bu emirleri vermiş ama içine de kurt düşmüş. Gece, hep ağlamalarını anımsamış. Hücrelerin bulunduğu bölüme inmiş, nöbetçilere seslerini çıkarmamalarını söylemiş ve adamı dinlemeye koyulmuş. Adam, tıpkı gündüz yaptığı gibi ağlamaya devam ediyor, suçsuz olduğunu, şanssızlığı yüzünden bir kez daha iftiraya uğradığını yenileyip duruyormuş. Hükümdar adamı uzunca dinledikten sonra suçsuz olduğuna karar vermiş, sabah erkenden vezirini çağırtıp affettiğini hücreden çıkarılıp yanına getirmelerini söylemiş. Adam hükümdarın önüne getirildiği zaman yüzünde çok başka bir ifade varmış. Selam verdikten sora iki avucunu birleştirip uzatmış ve hükümdarın şaşkın bakışları arasında açmış. Kayıp yüzük avucunda duruyormuş. Hükümdar yüzüğü alırken adam konuşmaya başlamış:
- Benden hırsızlığın, yankesiciliğin sırlarını öğretmemi istediniz.
Bir
; koşullar ne olursa olsun, gerçek zanaatınızı belli etmeyeceksiniz, çok namuslu vatandaş gibi davranacaksınız. Herkesin sizi öyle görmesini, öyle olduğunuza inanmasını sağlayacaksınız.
İki;
en kötü durumda yakalanmış, ağır cezaya çarptırılmış olsanız da bıkmadan masum olduğunuzu tekrarlayacaksınız.
Hükümdarın şaşkın bakışlarında sormuş;
- Üçüncü ders için ne zaman gelmemi emredersiniz?
Bakmadan Geçme