■ Kıyamet gününün sıkıntılarından kurtulmak isteyen, eli darda olana, alacağını tehir etsin veya bağışlasın! (Hadis)
***
Çok şükür, madde olarak hiç kimse ve kuruma tek kuruş borcumuz yok. Yüce Yaradan’a can borcumuz aileme, sevip sayanlara, iyilik edenlere, güzellik getirenlere, ülkemize hizmet edenlere, şehitlerimiz ve gazilerimize şükran borcum var. Alacaklarımı
alamadım ve sildim; helal ettim.
Bizim dinimiz öylesine insancıl, sevecen bir dindir ki, yoksula sahip çıktığı gibi borçlu olanlar içinde kolaylıkları var.
Kimilerinin işleri iyi gitmeyebilir, hastalanır, çalışmayabilir. Herkese iyilik etmek, ödünç
ya da sadaka vermek çok sevaptır. Ancak, ödemek için uğraşıp da borcunu ödeyemeyen yoksullar sıkıştırmamalıdır. Örneğin borcunu
ödemeyenlere süre verilmelidir, bunun da sevabı vardır;
■ Musibetten kurtulmak, istediğine kavuşmak ve Arş'ın gölgesine sığınmak isteyen, eli darda olanın borcunun vadesini uzatsın veya borcu bağışlasın! (Abdürrezzak)
■ Kıyamette günahı çok bir Müslüman’ı hesaba çekerler. O kimse de (Benim hiç iyiliğim yoktur. Sadece çırağıma, "Fakir olan borçluları sıkıştırma, ne zaman ellerine geçerse, o zaman vermelerini söyle, bir şey isterlerse yine ver, boş çevirme!" diye söylerdim) Yüce Yaradan da o kimseyi affederek buyurur ki:
Ey kulum, bugün sen yoksul ve muhtaçsın. Sen dünyada benim kullarıma acıdığın gibi, bugün biz de sana acırız. (Buhari)
***
Ebû Bekr’den bir aktarma;
"Bir cuma günü cuma namazı kılmak için mescide gitmiştim. Önümdeki safta onurlu bir kişi gördüm; sürekli namaz kılıyordu. Cuma namazının başlamasına kadar nâfile namaz kılıyor, borcunu ödüyordu. . Heybetinden, yüreğimde ona karşı sevgi ve sıcaklık oluştu. Cuma namazı kılmaya kalktık. O gördüğüm kişi tedirginlik içinde elbisesine bürünerek, sanki kendini birinden gizliyordu. Namazdan sonra nedenini sordum; yanıt verdi;
-Benim bir kişiye borcum var. Bu nedenle utancımdan böyle yapıyorum.
-Kime borcun var?
- Arkamda duran kişiye.
Alacaklı olan kişi Hz. Dalec bin Ahmet’ti. Bu sözleri Dalec'in o safta bulunan bir arkadaşı işiterek, gidip durumu anlattı. Dalec bin Ahmed de, bu kişiyi evine getirmesini söyledi; gittiklerinde yemek ikramında bulundu. Daha sonra borçluya seslendi;
-Senin borcun unutuldu!
Bu seslenişi “alacağının bağışlandığının “ göstergesiydi. Üstüne üstlük borçluya beş bin dirhem de armağan verdi;
-Mescitte beni görüp, borçlu olduğundan dolayı üzülüp sıkıntıya düştüğün için, hakkını helâl et!"
■ Borç, ağır bir yüktür. (HZ.Muhammed)
■ Borçtan sakınınız. Çünkü o gece keder, gündüz ise alçaklıktır. (Hz. Muhammed)
---
Borçla ilgili kimi özdeyişler;
■ Borç ödemekten daha zor bir şey vardır; borç almak.
■ Düşmanına borç verirsen onu kazanırsın, dostuna borç verirsen onu kaybedersin
■ İnsan dünyada kendisinden daha çok kimseye borçlu değildir.
■ Ne borçlu ol, ne de alacaklı. Yoksa hem paranı hem de arkadaşını kaybedersin.
■ Borç istiklal gibidir; alınır ama asla verilmez.
■ Ümit, mutluluktan alınmış bir miktar borçtur.
■ Dört şey vardır ki; en azını dahi hor görmemek gerekir: yangın, hastalık, düşman ve borç.
■ Ne kimseden borç al, ne kimseye borç ver. Çünkü ödünç para veren, çok kere, hem parasından olur, hem dostundan.
(Shakespeare)
■ Öyle hale geldik ki, insan borcunu ödedi mi, büyük bir iyilik etmiş sayılıyor.
■ Borç vermekle tükenir, yol gitmekle.
Bakmadan Geçme