• Haberler
  • Genel
  • Bir Zamanların Türk Sineması ve Topluma Katkısı

Bir Zamanların Türk Sineması ve Topluma Katkısı

Bir Zamanların Türk Sineması ve Topluma Katkısı - Ümit Sürmeli - Yeni Meram Gazetesi

Bir Zamanların Türk Sineması ve Topluma Katkısı
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Biz nasıl bu hale düştük ve nasıl bu kadar terbiyeden, edepten,  Türk Milleti’nin olmazsa olmazı ve asla vazgeçmediği gelenek, görenek ve saygı alışkanlıklarından vazgeçer olduk?

Türk sineması denilince aklınıza gelen filmleri ve yönetmenlerini, yapımcılarını hatırlayalım istedim.

Çocukluğumuzun ve gençliğimizin en büyük eğlencesi sinema idi.

1959’lu yıllardan başlayarak 1990 yılına dek süren sinema keyfimizde unutulmayan filmler izledik.

Türk sinemasının yönetmenleri, yapımcıları toplum bilimci gibi çalışırlardı.

Anne baba saygısı, aile büyüklerine gösterilmesi gereken ilgi ve sevgi, hep bu yönetmenlerce işlenir, toplum yönlendirilir, yapılmaması gereken davranışları izleyince seyirci, çoğu kez eve gidince dedesine, ninesine bir başka yakınlık gösterirdi.

Ana ve babanın ilgisinden yoksun zengin ailelerde, çocukların dağılışı, üvey anne elinde acı çeken yetimler ve yoksullukla savaşıp, okuyan adam olan gençlik anlatılırdı.

Aşklar ve âşıklar tertemiz duygular içinde yüzerken, kirlenmemiş sevgiler, masum aşklar izlettirilirdi.

Bu filmleri ve bu film yönetmenlerini şimdi bir başka sevgi ve saygıyla anıyorum.

Eşkiya, Züğürt Ağa, Üç Arkadaş, Kezban, Ezo Gelin, Hıçkırık, Çalıkuşu, Vurun Kahbeye, Susuz Yaz, Sekreter, Feride, Hababam Sınıfı, Selvi Boylum Al Yazmalım, Yalancı Yarim, Bülbül Yuvası, Kızıl Vazo, Samanyolu, Adı Vasfiye, Boş Çerçeve ve Kemal Sunal, Metin Akpınar, Zeki Alasya filmleri…

Hiç birinde,  ailemizle izlerken utanacağımız ve ezileceğimiz tek sözcük geçmezdi.

Hiç birinde, Amerikan sineması özentisi içinde, toplumumuzun yaşam tarzına aykırı sahneler ve konular yoktur.

Hiç birinde, aşağılayıcı küfürler duymazdınız.

Aksine her konu özenle işlenirken, toplumun gelenekleri, örf ve adetleri gözetilirdi.

Okul- öğretmen, imam- cemaat ilişkisi çok ince mizah duygusu ile işlenir, kahkahalar sinema salonlarını çınlatırdı.

Yönetmenler, film yapımcıları: Atıf Yılmaz, Memduh Ün, Osman F. Seden, Türker İnanoğlu, Nüzhet ve Özdemir  Birsel Kardeşler, Ömer  Lütfü Akad, Osman Sınav, Erol Avcı, Ülkü Erakalın, Ertem Eğilmez, Ömer Kavur ve daha niceleri…

Her birine binlerce teşekkür borçluyuz.

Bütün bunları yazmamın nedeni ise, Pazar günü,  film izlemek için gittiğim sinemada, film öncesi gelecek haftalarda gösterime girecek olan filmin, tanıtım sahnelerinde duyduğum küfürlerdi.

İki torunum ve kızım, bir o kadarda genç izleyicinin olduğu salonda utanç içinde koltuğuma büzüldüm.

Bu küfürleri, filmin yönetmeninin hangi amaçla işlediğini, algılayamadım!

Bu kadar basit, iğrenç, bir o kadar da aşağılayıcı sözleri söyletmesindeki amacı anlayamadım!

Topluma nasıl bir mesaj vermeye çalıştığını düşündüm, düşündüm tekrar tekrar düşündüm, bir türlü işin içinden çıkamadım.

Cumhuriyet savcılığına başvurarak tıpkı televizyonda sansür edildiği gibi çocuklara, gençlere, topluma kötü örnek olacak bu küfürlerin sansürlenmesini  isteyecektim.

Vazgeçtim.

Savcı benden bu sözleri isteyecekti.

Ben kendisine bu çok adi sözleri ne sözlü ne de yazılı söyleyebilirdim!

Şimdi savcılık makamından mutlaka bu tanıtım filmini izlemelerini ve sansür edilerek o sözcüklerin duyulmasını engellemelerini istiyorum.

Filmin adını vermiyorum.

Toplum öylesine yozlaştı ki reklamını yapmaktan korktum.

Biliyorum ki’ nasıl kötü sözlermiş’  diye düşünenler, koşarak gidecekler!

Ayrıca, kısa süre önce Umre’ye giden ve hiç utanmadan bu küfürleri seslendiren, kendi sesiyle seslendiren oyuncuyu da kınıyorum.

Hiç yakışmamış, hiç yakışmıyor!

Sanırım çocuğu yok. Olsaydı bu konuşmaları yapmazdı.

Dilerim cumhuriyet savcıları bu sözlere sansür uygulatırlar ve sinema salonlarındaki bu kepazeliğe bir son verilir.

Bakmadan Geçme