Bayramı buruk geçirmeyelim!
Bayramı buruk geçirmeyelim! - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Bayram sabahları bir başkadır sevgili okurlar. Tatlı bir telaş, tarifsiz bir heyecan, kalplere yayılan değişik ve hoş bir duygu… Bunu anlatmak bir hayli zor. Beklenenler, yolları gözlenenler, evlatlar, gelinler, damatlar, hele o torunlar!...
Çocukken iple çekerdik bayramları…Bayram namazı için kardeşimle beni kaldıran rahmetli babam, hadi çocuklar derdi, çabucak bir kalkın. Kardeşimle beraber, kalkar, abdestimizi alır, bizden çok önce hazır olan babamızla birlikte, düşerdik caminin yoluna..
Cami çıkışında, küçükler ilk bayramlaşmayı cami çıkışında, büyüklerin ellerini öperek yaparlardı. Bizde kardeşimle birlikte, hemen babamızın elini öperdik. Babamın yüzüne çok değişik, hoş bir ifade ve gülümseme yayılırdı.
Eve geldiğimizde annemizin eli öpülürdü.
Ömrü gurbette geçmiş, üç yaşından itibaren, Anadolu’da birçok vilayet gezmiş bir devlet memuru çocuğu olarak, neredeyse bütün bayramlarımız rahmetli babamın görevli bulunduğu şehirlerde ve ilçelerde geçti.
Yani hep biraz buruk…
Sonrasında da aynı kader beni de bağladı.
Ben ve çocuklarım dolaşmaya başladık Anadolu vilayetlerini ve ilçelerini
Bizim çocukluğumuzun bayramlarında akrabalarımız komşularımızdı. O komşulardan ablalar, ağabeyler, amcalar, teyzeler, dedeler ve nineler edindik.
Buruktu o günler amma, kendine göre güzelliği de yok değildi.
Günümüz bayramları karşıdan karşıya elmalı dağlar gibi, kaleden kaleye şahin uçurdum gibi, uzaklardan el sallama babından bir seremoniye dönüştü.
Telefonlu kutlamalar katlanılacak dert olmasa da, en azından telefon var diyor konunun muhatapları.
Ne o bayram, o eski bayram…Ne o hasret gidermeler, geçmişin izlerini taşıyor.
Bayram kavramını tatile dönüştüren, bayramın o ulviliğini ve yüceliğini paraya tahvil eden anlayışlar yüzünden, bayramlarda evlatlarına ve torunlarına hasret gidiyor büyükler.
İnanın kimsenin umurunda değil.
Bir bayram klasiği gibi sunulan, bayram paketleri evlatlarınızı sizden koparıyor. Ne evladınıza, ne gelininize, ne damadınıza, ne de torunlarınıza nazınız geçiyor.
Evlatları bayrama gelenler, başlıyorlar usuldan-usuldan laf çarpıtmaya…
Sizinkiler sahildeler mi?
Ya hiç sorma!
Her sene, her sene gidilir durulur mu?
Torunlar tutturdu, gidelim diye…
Gelin demiştir.
Aman kardeş, o tarafı hiç açma…
Ne dedi kız?
Bayram sabahı bizi arayacaklarmış, arkadaşlarının hepsi oradaymış!
Senin oğlan ne dedi?
Çok sıkılmış, çok bunalmış falan-filan!
Anlayacağınız sevgili okurlar, hemen bir çok ailede böyle olaylar yaşanıyor. Bayramda şehirlerin boşalması cazip ve kolay ödeme imkanları sunan işletmelerin bayram tatilini bizimle yaşayın diye insanları sevdiklerinden çekip alması anlaşılır gibi değil!
Bu insanlar neden kaçıyor, neden gelenekler, sevgi ve saygı insanları bayramda sevdikleriyle bir arada tutamıyor sorusunun cevabını ciddi anlamda arayan yok.
Evlerde yapılan baklavaları ve tatlıları eleştiren, insanların üzerine ne giydiğini yedi mahallede anlatan, bayram ziyaretine gelen çocukların getirdiği hediyeleri dahi, konu yapan bizler, hısım-akraba, hala-dayı, amca-teyze çocukları insanları resmen kaçırıyoruz.
Kaçanların nerede tatil yaptıklarını duyunca da uykuları!
Laf atmalar, bir şeyler öğrenmeler, öğrenilenlerin yanına eklemeler yaparak anlatmalar hep bu yüzden.
Günümüz bayramları da bu şekilde buruk geçiyor. Gürültü kaldıramayanlar, misafir ağırlamayı
kendine zul addedenler, kimsenin kahrını çekemem diyenler, dedikodulardan gına gelip soluğu sahilde bir yerde alanlar, kendilerine yeni bir bayram ortamı hazırlamış durumdalar.
Kim bilir, belki de herkesin kendince haklı olduğu yönler, haklı olduğu taraflar vardır.
Gelin bayramı buruk geçirmeyelim. Herkes madem öyle rahat ediyor. O şekilde mutlu oluyor. Değiştirmekte elimizde olmadığına göre… Açsınlar telefonları, kutlasınlar uzaklardan bayramlarınızı.
Sevgili okurlar, Mübarek Ramazan bayramınızı kutlar sevgi ve saygılarımı sunarım..
Bakmadan Geçme