'Minik, minik, minik kelebek!..'
'Minik, minik, minik kelebek!..' - Erol Sunat - Yeni Meram Gazetesi
Metin Akpınar ve rahmetli Zeki Alasya'nın uzun yıllar önce Devekuşu Kabare sanatçıları ile birlikte sahneye koydukları
' Yasaklar'
adlı oyunlarında kelebekler üzerine yapmış oldukları eşsiz bir parodi vardı. Bu parodi kelebekler üzerinden bir çok konuya gönderme yapıyordu aslında.
Minik minik kelebek, uçmasın, uçmasın diyordu mesela...
Minik kelebek, uçmak ne demek!...
Uçma, yerinde dur, yerinde otur diyordu...
Bulabildiğim kısmını da sizlerle paylaşayım;
Minik, minik, minik kelebek...Minik kelebek...
Uç özgürce durmak ne demek...
Altta gezinme yüksekte dolaş...
Çalış çabala en başa ulaş...
Uç uç uç... koş koş koş!
Minik, minik, minik kelebek...Minik kelebek!
Dur sakince, uçmak ne demek...
Uçmak ne demek...Uçmak ne demek...
Fazla gezinme...
Git bir dalda dur...
Kanat çırpmadan yerinde otur! Yerinde otur, sen otur!
Kelebek nazenin, zayıf ve narin bir canlı.
Ömrü bir gün!
Neden uçsun değil mi efendim? Öyle kendine göre uçulur, gezilir, dolaşılır mı?
Otursun oturduğu yerde...
Kelebek dediğiniz söz dinleyecek, etliye-sütlüye karışmayacak, hele-hele zülfüyare kesinlikle ve katiyetle dokunmadan geçecek!
Fazla gezinmeyecek, ortalarda gözükmeyecek, fincancı katırlarını ürkütmeyecek!
Sakince duracak!
Öyle kafasına göre takılmayacak!
Şuradan şuraya kadar uçarım, kendi gönlüme göre dolaşırım, istediğim yere konarım demeyecek.
Kelebekleri uçurmamak, kaçırmamak, zapturapt altına almak, ne kadar değer verildiğini anlatabilmek adına, adını vadilere filan koymak lazım!
Envai çeşidini dünyanın bir ucundan, hiç bir masraftan kaçınmadan getirtip, el bebek-gül bebek bakıp, gelene gidene bak ne kelebekler getirdik, sizler için diye teşhir etmek lazım.
Garip kelebek, uçsa nereye uçacak, kaçsa nereye kaçacak, konsa nereye konacak?
Kendi ülkemizde ki, kelebekleri bilmeyen , kız çocuklarımıza ilkokullarda kelebek kıyafetleri giydiren, kelebek hikaye ve masalları okutan bizler, kelebek kavramının ne olduğunu birgünden bir güne anlatmamışızdır çocuklarımıza.
Çünkü kendimizde kelebek hakkında pek fazla bir şey bilmeyiz.
Kelebekler, hürriyeti, hür olmayı, dilediğince ve özgürce uçmayı, gönlünün arzu ettiği yerlere konmayı temsil ederler..
Kanatlarındaki renk zenginliği, asil duruşları, narin yapıları, özgürlüklerine düşkün olmaları sanat ve edebiyata konu olmaya devam etsede, kelebek uçurmayı, ölü kelebek koleksiyonlarını ve ölü kelebek müzelerini bizler icat etmedik mi?.
Uç kelebek, koş kelebek dediğimiz biraz da şaşkınlığımızdandır.
Biz kelebeğin uçanından değil uçmayanından, koşanından değil koşmayanından, konuşanından değil konuşmayanından ve söz dinleyeninden hoşlanırız.
Kanat çırpmasından bile rahatsız oluruz haddizatında. Ne o öyle uluorta kanat çırpmak. Kanat çırp denmedikçe, kanat mı çırpılırmış? Kelebek dediğinize kanat çırpma dendiğinde, kanat çırpmayacak!
Şimdi diyeceksiniz ki, bu kelebek hikayesi de neyin nesi?
Kimi Şahin uçurur, kimi güvercin! Biz ise, kartal uçurmaktan vazgeçip merasimle kelebek uçuruyoruz!
Bir dünya yerde, aynı isimle anılan vadiler varmış, olsun varsın efendim!
Oralar başka, buralar başka, gelmişiz aşka!..Bunun adı aşk nasıl olsa!
Bakmadan Geçme