YAZARLAR

Doğduğu evde her şey baba baskısı, baba korkusu ile yürüyordu.

Annesi onun gözünde çocuklarına görevini yapan, eşini mutlu etmekle yükümlü, söz hakkı olmayan olmaması gereken bireydi.

Çocukluk yılları baba dayağı ve baba baskısı ile geçti.

Evin erkekleri için kadın; ekilen ve ürün alınan bir tarladan başka bir şey değildi.

Gençliğinde kızlara bakması ama sadece onları cinsiyet olarak görmesi onun flört etmesini, kaçamak bakışlarla bakışmasını, kalbinin tatlı tatlı çarpmasını engellemiş ve bu güzel duyguları hiç tatmamıştı.

Hep kıskançlıkla ve öfkeyle bakardı el ele, göz göze parklarda oturan sevgililere .

İçindeki öfke sadece oturanlara değildi; sarmaş dolaş gezen çiftlerde onun için bir numaralı günahkarlardı. Çünkü ona öğretilen; hangi kadınla birlikte olmak isterse bir gecelik imam nikahı ile çözülen bir şeriat kuralı vardı. Oysa toplumda laik hukuk, laik eğitim, laik yaşam öyle bir yerleşmiş ki onun inancına benzemediği için de kimseyle birlikte olamıyordu. İki farklı cinsin arkadaşça dolaşmasını ise asla kabul edemiyordu.

Onu eğiten ana, baba, okulu ve öğretmenleri düşman oldukları laik yaşantıya onu da düşman etmek için ne gerekiyorsa yapmışlardı.

Gençliği ile oynamışlar ve ona gençliğini hiç yaşatmamışlardı.

Sıcak havada, kızarmış bir patates, yanında buz gibi bir biranın tadını hiç bilmedi.

Balık, rakı ve arkadaşlarla tadını ve içkinin dozunu kaçırmadan yaşanan sohbetli yemeklere hiç katılmadı.

Balo nedir? Bilmez.

Parti nasıl olur? Katılmaz.

Dans etmeyi bilmediği için de zarif ve centilmen bir erkek olamadı. Çünkü dans; erkek ve bayanda, yürüme, oturma, konuşma sırasında vücut dilinin kullanımına ayrı bir özellik ve incelik katar.

Yaşadığı toplumu sevmedi çünkü ona hep etnik kökeni hatırlatıldı. Cumhuriyet kurucularına, hep kin besletilerek büyütüldü.

Vatan kurtarmak, vatan toprağı önemli değildi onun için; varsa yoksa Çanakkale ve İstanbul’un fethi! Onları da amacına ulaşmak için kullanması gerektiği öğretilmişti.

Kurtuluş Savaşı kazanılmasaydı ortada ne Çanakkale destanı ne de İstanbul kalacaktı.

Her ikisi de batılılarca ele geçirilip, dökülen kanlar boşuna akmış olacaktı.

Müzik onun için; ilahi, naat, tasavvuftan öteye geçmedi.

Tiyatro; Necip Fazıl, şiir; Mehmet Akif idi.

Opera, operet, bale, klasik müzik, arya, müzikli ve danslı sahne gösterileri günah, heykeller ve her türlü resim; putperestlikten öteye gitmedi.

Paslı kulaklar, kör gözler, çarpmayan bir yürek, sevmeyi bilmeyen sadece kin ve öfke dolu bir yürek!

Neye, kime ?

Sadece yapamadıklarına, kaybettiği, yaşayamadığı, yaşatmadıkları çocukluğuna ve gençliğine.

Onun için de kimse yaşamasın istedi.

Yazık çok yazık !

Hayatını ve dünyanı karatmışlar çocuk. Sana çok pek çok yazık etmişler!

> Yeni Meram >Yazarlar > ZAVALLI ÇOCUK,
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.