YAZARLAR

Kıyamette Cenab-ı Hakk’ın kendisini sevindirmesini isteyen, dünyada O’nun kullarını sevindirsin.

Çoğu İslam bilginlerinin öngörüsü budur;

Dünya tarladır, burada ne ekersek, âhiret’te onu biçeceğiz.

Sade kişi evliyalığa kavuşmuş zata sormuş;

“Siz bizim mahalle komşumuzdunuz, bu nimete nasıl kavuştunuz?

Mübarek zat soruyu yanıtlamış;
“Bir gün kapının önünde otururken, bir yoksul geldi, selam verdi;

“ Çok yoksulum ihtiyacım var!”

İçimden şöyle geçirmiştim;

“Bu daha genç, çalışıp kazansa ya!”

O genç, bana dönüp konuştu;
“Şu senin kalbinden geçirdiğinden, Allah beni muhafaza etsin!”

Bu sözleri duyunca heyecandan düşüp bayılmışım. Daha sonra kendime gelince, genci aradım, ama bulamadım. Kalktım, ev dahil neyim varsa tümünü yoksullara dağıttım. Oradan ayrılıp bir dergâha gittim, büyüklere öğrenici oldum. Hâlâ neden o gence böyle yaptım diye, hep içim yanıyor. İşte o tövbe ve istiğfar, Cenab-ı Hakk’a yönelmek, dünyaya karşı soğukluk, elimde avucumda ne varsa hepsini Allah için dağıtmak, bana bu nimeti nasip etti. Bu yüzden büyüklerimiz, buruyor;

“Bir Allah kulu elini açıp bir şey isterse, Allah rızası için derse, onu boş çevirmeyin! Ne olacağı belli olmaz.”
Bağdat’ta yaşayan varlıklı kişi Yemen’deki

Evliya’nın adını duyunca heyecana gelir ve hemen yola çıkar;

“ Mübarek’in elini öpüp duasını alayım!”

Yemen’e varınca Kent’teki girince bir handa konaklar. O sırada bir yoksul yanına gelir ve merhametine sığınmak ister;

“Açım ve yoksulum!”

“Git buradan, parayı sizin için mi kazanıyoruz?”

Yoksul boynunu büker ve der, çıkıp gider. Varlıklı kişi de oradan bir başka kente gelir, yine bir handa konuk olur. Bu kez de yine bir yoksul gelir,

“Acım ve yoksulum!”

Varlıklı kişi bu yoksulu da kovar;

“Git buradan, parayı sizin için mi kazanıyoruz?”

Yoksul da birinci de olduğu gibi der, çıkıp gider.

Varlıklı kişi sonunda mübarek zatın kentine gelir. O zat, öğrenicilerine der ki;

“Bağdat’tan biri geliyor, sakın onu dergâha sokmayın, kapıda beklesin!)

Dergâhtan herkes gidince, varlıklı kişiyi çağırıp, niye geldiğini sorar. O da, yanıtlar;

Efendim, öğreniciniz olmak, himmetinize kavuşmak istiyorum”

Konuşma sırası mübarek zata gelmiştir;

“Hayret, ben sana iki kez geldim. İkisinde de, beni kovdun. Ben de, dedim. Şimdi kovma sırası bende. Burası cimrilerin yeri değildir. Yoksula merhameti olmayanın, dinine de merhameti olmaz.”

Ciddiliğin fazlası nefret doğurur, merhametin

fazlası da otoriteyi azaltır.

Varlıklının biri Hz. İbrahim Ethem’e elinde bir paketle gelip der ki:
– Efendim, çok güzel ve değerli bir cübbem var bunu size armağan etmek istiyorum. Lütfen hediyemi kabul buyurur musunuz?
– Zenginsen alırım, yoksulsan almam. Söyle, zengin misin yoksul musun?
– Çok zenginim efendim.
– Mesela ne kadar malın var?
– İki bin altınım var.
– İki bin altının daha olmasını ister misin?
– Elbette isterim. Havada kaparım.
– O zaman senin daha iki bin altına ihtiyacın var, sen yoksulsun; gözün açtır. Vereceğin armağan gözün kalır. Haydi, sen armağanını al ve buradan uzaklaş!

BİR DAMLA

Peygamber efendimiz, buyuruyor;

“Cömertlerde kusur aramayınız! Onlar düşerken Allah ellerinden tutar.”

> Yeni Meram >Yazarlar > YOKSULA MERHAMET ETMEK!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.