Elimizdeki CD’lerin, kasetlerin dışında, Klasik Türk Musikisini, neo-klasikleri ya da yeni dönem Türk Sanat Müziğini şöyle ekrandan da olsa canlı, görüntülü izleyebileceğimiz bir TRT 4 kanalı vardı.
Şimdilerde yok o kanal…
Daha doğrusu, kanal yerinde duruyor ama, işlevini yitirdi. Özelliği kayboldu…
Katledildi TRT yönetimi tarafından…
Gece geç saatlere kadar anlamsız, işlevsiz ve ne olduğu belli olmayan çizgi filmlerle doldurulan çocuk programları yayınlanıyor.
Çocuklara yönelik eğitici yayınları elbette ki yadsıyor değilim.
Eskilerde yayınlanan bir “Susam Sokağı”nı, günümüzde bazı kanallarda rastladığım “Tom ve Jerry”, ya da “Pembe Panter” gibi çizgi filmleri çocuklar için ben de tavsiye ederim.
Ama hem TRT 4’te yayınlananlar bu kalitede değil, hem de bu tarz programların kanalı değil TRT 4…
***
Gece belli bir saatte sona eriyor bu anlamsız çocuk programları ve müzik yayını başlıyor TRT 4’te. Ama gel de izle!
Arabesk şarkılar, arabesk-sanat müziği karışımı ticari amaçlı piyasa şarkıları, Özbek şarkıcılar, Azeri şarkıcılar ve yine yeri bu kanal olmayan davul-zurna…
Kaliteli müzik yakalayabilme şansımız çok azaldı.
Klasik batı müziğinden, Caz konserlerinden, Türk klasik musikisinden, Türk sanat müziğinden konser yayınları artık TRT arşivlerinin tozlu raflarında yatan kasetlerde saklı.
Bu sanat kısırlığının dar ve çıkmaz sokaklarında, yerel bazda düzenlenen konserler “yol veriyor” ruhumuza arada bir de olsa…
***
5 Mart Cuma akşamı, Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı tarafından Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlenen Türk Sanat Müziği Konser’ine bir arkadaşım davet edince, seve seve gittim.
Konserin başlangıç saatine 15 dakika kala orada olmama rağmen, salon hınca hınç doluydu. Konseri baştan sona ayakta kalarak izledim.
Ama bu durum, bir Türk müziği sevdalısı olarak, konsere gösterilen ilgi açısından beni çok mutlu etti.
Keşke her gün böyle konserler olsa, salon dolsa ve ben hepsini ayakta izlesem…
Hele Türk müziğini gelecekte yaşatacak olan gençlerin ilgisi, apayrı bir kıvanç vesilesi.
Konsere guruplar halinde gelen ve ayakta kalan üniversite öğrencisi genç kızlarla birlikte izledim.
Hiçbirinin ayakta kalmaktan sıkıntısı olmadı; ezgilerin büyüsüne kapılınca…
***
Konseri birlikte hazırlayan öğretim görevlileri Adnan Kılıçarslan ve Murat Can, iki bölümlük bu güzel dinletinin birinci bölümü için Rast, ikinci bölüm için ise Kürdilihicazkâr makamını seçmekle doğru tercih yapmışlar.
Her ikisi de “sol” perdesinde biten, seyir özellikleriyle birbirine uyumlu ve tamamlayıcı makamlar…
Yalnız, birinci bölüm için küçük bir eleştirim olacak.
Benli Hasan Ağa’nın Rast Peşrevi, Dede Efendi’nin Rast Kâr-ı Nev’i ve sonrasında Hafız Post’un “Gelse o şuh meclise” eserleriyle yapılan o muhteşem başlangıcın ardından; “Seninle düştüm dile”, “Gül ağacı değilem” ve ”Ben yaralı ceylanım” gibi türkümsü parçalar bana göre biraz hafif kaldı.
Bunların yerine, “şarkı formu”nda rast makamının daha güzel tercihleri yapılabilirdi.
***
Konserin ikinci bölümü ise tam bir müzik ziyafetiydi…
Avni Anıl’ın “Yağmur duası” ile başlayıp,Yusuf Nalkesen’in “Söyle naz mı bu kaş çatış?” isimli şarkısıyla biten Kürdilihicazkâr seriyi, iki tane de “sözsüz eser”e yer vermekle süslemiş yönetmen Adnan Kılıçarslan.
Tatyos Efendi’nin Kürdilihicazkâr Saz Semaisi ve Kemani Sebuh’un Longası…
Ve bu saz eserlerinin her hanesi sonunda çalınan “teslim” bölümlerini yaylı ve mızraplı sazları karşılıklı konuştururcasına “soru-cevap tekniği” ile icra etmesi gerçekten fazlasıyla lezzet verdi.
Aynı “soru-cevap tekniği”, bazı şarkıların nakaratlarında kadın ve erkek sesleriyle uygulanmıştı. Örneğin “Söyle naz mı bu kaş çatış?” şarkısındaki “canımım ta içisin sen / nasıl severim bir bilsen” mısralarının birinin kadın, diğerinin erkek sesleriyle okunması gibi…
Teşekkürler Adnan Kılıçarslan hoca.
Devamını bekliyoruz… |