Dünya, insanlık tarihi boyunca bütün uluslarıyla büyük kıyımlar ve acılar yaşayarak bugünlere ulaştı.
Bu kıyım ve acılar bugün yok mu? Fazlasıyla var.
İnsanlık tarihinde, büyük acılar yaşamamış hemen hemen hiçbir millet yok…
Savaşlar, iç çatışmalar.
Farklı ırklar, dinler… Bu gerekçeler olmadığı zaman da boylar, kabileler, mezhepler..
İnsanlar nedense “mutlaka ve mutlaka” çatışmak, birbirine kıymak ve yok etmek için her türlü sebebi “icad” ediyorlar…
Bu kıyımlarda bazen kuvvetlerin eşitsizliği bazı ülkelerin ve milletlerin dramını daha da ağırlaştırabiliyor.
Bugün, Irak’ta ve Afganistan’da olduğu gibi.
***
Ermeni toplumunun ve halkının “bizim” tarihimizde özel bir yeri vardır. Yüzlerce yıl beraber yaşamışız. Aynı kaderi paylaşmışız…
Sevinçlerimiz ve hüzünlerimiz olmuş…
“Millet-i Sadıka” demişiz.
Yani bize “hiçbir zarar gelmeyecek, sadık ve güvenilir halk…”
Ne zamana kadar?
1800’lü yılların sonunda İngiliz oyunlarıyla kurulan Ermeni çetelerine kadar…
Hinçak ve Taşnaksutyon çetecileri, İngilizler ve daha sonra Ruslar tarafından zayıflayan Osmanlıyı daha fazla “kemirebilmek” ve “yıpratabilmek” için Doğu ve Güneydoğu’da yüzlerce yıl “sorunsuz” yaşadıkları Müslüman halka karşı ayaklanmışlar ve katliamlara başlamışlardır.
Bu isyanlar ve kıyımlar, I Dünya Savaşı ile birlikte şiddetlenince ve Doğu-Güneydoğu Anadolu’da cinayetler ve çatışmalar artınca, Osmanlı hükümeti “tehcir” kararı almıştır.
“Tehcir” kararıyla, yüzlerce yıl birlikte yaşamış insanlar bu coğrafyayı terk etmek zorunda kalmışlardır.
İnsani açıdan bakınca, bu bir trajedidir.
Savaş koşulları ve ayakta kalmaya çalışan bir ulus, yani Türkiye açısından bakınca da, alınabilecek en isabetli karar gibi gözükmektedir.
Neden?
***
Çünkü, hiçbir toplum kendisine isyan eden, düşmanla işbirliği yapan ve komşusuna silah çeken topluluğa “yaşam hakkı” tanımamıştır.
Avrupa’nın tarihi bu örneklerle doludur.
Osmanlı hükümeti, Ermeni topluluğuna “soykırım” uygulamak yerine “mecburi göçe” mahkum etmiştir.
Çünkü, bizim tarihimizde “soykırım” yoktur…
Ancak,ABD ve Avrupa’nın tarihi tamamen soykırımdır.
(Son dönemlerde soykırımlarla ilgili oldukça önemli kitaplar çıkmaya başladı. İlgilenenler bunlara bakabilir.)
Bu göç sırasında Ermenilerden ölenler ve öldürülenler olmamış mıdır?
Elbette olmuştur.
Ancak, bu ölümler “devlet” eliyle değildir.
Bunlar, yolculuk sırasındaki çatışmalar ve hastalıklardan kaynaklanan ölümlerdir.
Üstelik “devlet” Ermenilerin belirlenen “iskan” bölgelerine sağ-salim varmaları için “refakatçi” güvenlik görevlileri de tayin etmiştir.
Falih Rıfkı’nın yazdığına göre bu nakil sırasında “görevini doğru yapmayan” iki subay Bağdat’ta Cemal Paşa tarafından idam ettirilmiştir.
Ermenilerin “soykırımını” amaçlayan bir devlet kendi subaylarını neden idam etsin?
***
Keşke, o ölümlerde olmasaydı.
Ama savaş bu… Elimizde kalan coğrafya dört bir yandan saldırıya uğruyor… Bir varoluş mücadelesi veriliyor ve bu zayiat ne yazık ki ortaya çıkıyor.
Ancak, ortada “soykırım” denilebilecek hiçbir davranış yoktur.
Bazı “yazar/aydın” takımı “evrensel” insan haklarından vs. dem vurarak “tarihimizle yüzleşmemiz” gerektiğini sık sık dile getiriyorlar.
Birisi çıkıp “şu kadar Ermeniyi öldürdük” diyor Nobel Edebiyat Ödülü alıyor.
Söylenemez mi?
Elbette söylenir… Düşünce özgürlüğü var. Herkes, her düşünceyi dile getirebilir… Doğru ya da yanlış…
İtirazım olan nokta, bu “yazar/aydın” takımı neden Doğu-Güneydoğu Anadolu’da hemen hemen her aileden Ermenilerin katlettiği insanlara değinmiyor?
Azerbaycan’daki Hocalı katliamlarının fotoğrafları hala zihnimizde…
Veya bugün Ermenistan’ın başkenti olan Revan’ın 20. yüzyıl başlarındaki nüfusunun %80’nin Türk olduğunu bütün kaynaklar yazıyor. Bu Türkler nereye gitti?
Ermeniler tarafından kıyılan insanlar, Ermeni olmadığı için mi “önemsiz.”
Hırant Dink’in öldürülmesini sonsuza kadar lanetleyelim. Hiçbir biçimde onaylanamayacak bir cinayet…
Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşları “eşittir” ve “yaşam hakkına” dokunulamaz… Kimliği, dini, adı ne olursa olsun…
Fakat, bu cinayeti fırsat bilenler, Türkiye’nin tarihine ve acılarına “saygısızlık” yapmak için olanca güçleriyle içlerindekileri döktüler… Acı olan bu…
Başkalarının acılarına her şeyden önce “insan olduklarından” dolayı yanalım. Yanalım da, kendi insanımızın ve tarihimizin acılarına da “biraz” sahip çıkalım…
“Aydın” olmanın gereği bu değil midir?
***
ABD, ne yazık ki her yıl Ermenileri kullanarak Türkiye ile oynuyor…
Kendi siciline ve hala yeryüzünde akıttığı kana bakmıyor.
Küçük bir hikaye ile bu yazıyı bitireyim:
İran’ın “tuhaf” Cumhurbaşkanı –sanıyorum iki yıl kadar önce” Birleşmiş Milletlerdeki konuşması dolayısıyla ABD’yi ziyaret etti.
Orada bir üniversiteye konferans için davet ettiler ve birçok soru sordular.
Rektör yardımcılarından birisi oldukça ilginç bir soru sordu: “Siz zavallı küçük bir ülkenin küçük bir diktatörüsünüz. Ülkenizde insan haklarına hiç saygı göstermiyorsunuz. Utanmaz bir adamsınız. Mesela, ülkenizde eşcinsellerin özgürlüğü yok” gibi sözler söyledi…
Tabii, bu “tuhaf” Cumhurbaşkanı “kem küm”lerle geçiştirdi.
Şunu diyemedi: “Siz Irak’ta üç yıl içinde 2 milyon insanı yok ettiniz. Bu öldürülenler, kıyılanlar, onurlarıyla oynananlar insan değil miydi ve bunların insan hakkı yok muydu? Siz bu küstahlığı nasıl yapıyorsunuz? İnsan haklarından söz edecek son ülke, sizin ülkeniz…”
Ne yazık ki, yeryüzünde insan haklarının katili olan ABD, elindeki sınırsız kozları ülkeleri köşeye sıkıştırmak için kullanıyor…
Bizim tarihimizde, Ermeniler dahil her ulusun kimliğine ve kültürüne saygı “her daim” var olmuştur… Var olmaya da devam etmelidir… |