Belediye Başkanlığı…
İster bir belde olsun, İster bir kent, kanında siyaset virüsü gezen ve idealleri olan her siyasetçinin hayalidir o makamlar…
Aktif siyaset, bazıları kabul etmese bile, eğer vatandaşa hizmet etmek istiyorsanız yapılacak bir iştir…
Çünkü ciddi bir enerji, zaman, para ve emek gerektirir…
Bir insan neden Belediye Başkanı olmak ister…
Bu sorunun cevabı herkese göre değişebilir ama temelde şu gerekçeleri sayabiliriz…
Milyonlarca liralık bütçeleri yönetmek için…
Kent protokolüne girmek için…
Hayallerini gerçekleştirmek için…
Hizmet etmek için…
Seçimler yaklaştığı zaman hepimiz görüyoruz…
Belediye Başkanı olmak için Milletvekilliğinden istifa eden insanlar çıkıyor…
Tuzu kuru olan insanlarda bu makama oturmak için aday oluyor…
Siyasi kurum kendi içerisinden de adaylar çıkartıyor…
Dayısı siyasetçi olup bu makama heveslenen insanlar da aday oluyorlar…
Kimileri de aklının ucundan geçmezken, anlık gelen bir teklifle o koltuklara oturuyorlar…
Sırf toplumda popülaritelikleri yüksek diye aday gösterilen insanları da görüyoruz…
Siyasi Partiler Belediye Başkanlığına aday gösterirlerken, adayın kapasitesinin yanında, bulunduğu mekandaki saygınlığı ve sevilebilirliğine de dikkat ediyorlar…
Sonuçta adaylar arasından, ilgili partide siyasi ilişkileri iyi analiz edebilen ve Genel Merkezle diyaloğu sağlam kurabilen insanlar aday gösteriliyorlar…
Siyasette esen rüzgarın arkasından giderek aday olanlar da o koltuklara oturuyorlar…
Ama kim seçilirse seçilsin, sonuçta o koltukta gösterilen performans koltuk sahibinin kalitesini ortaya çıkartıyor…
Ne yazık ki, ülkemizde kabullenmemiz gereken bir gerçek var…
Koltuğun sahibi başarısız olsa bile, siyasi irade çok güçlü ise arka arkaya başkan seçilebiliyor…
O koltukların sihiri de var elbette…
Makam ve mevki sahibi oluyorsunuz…
İtibar sahibi olmasanız bile makam size o itibarı sağlıyor… En azından koltuk elden gidinceye kadar…
Önemli olan makam gittikten sonra sizi sokakta gören insanların davranış biçimi…
Eğer personelin bile yolda seni gördüğünde yolunu değiştiriyor ve görmezden geliyorsa, bir insan için siyaseten ve manen herhalde bundan daha acı bir şey olamaz…
Geçenlerde çarşıda gezerken Belediye Bakanlığı yapmış birini gördük…
Esnaf, ayağa kalkmış sevgi ve saygı ile o insanın elini sıkıyor ve samimi ifadelerle sohbet ediyordu…
O insanın duyduğu haz birçok şeyle kıyaslanamaz herhalde diye düşündük…
O kimse demek ki makama değer katmıştı…
Ama koltukta otururken etrafınızda pervane olan insanlar koltuk gidince çil yavrusu gibi dağılıyorlarsa…
Sokakta elini sana kerhen uzatıyorsa…
Ya da içinden seni güzel güzel anıyorsa…
Makama değer katamamış olmanın bundan daha iyi bir göstergesi olamaz herhalde…
Üzerinde büyük sorumluluk olan koltuklarda oturuyorsanız…
Bize göre kendinize sormanız gereken…
Vicdanen huzurlu musunuz?
Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korudunuz mu?
Bunları da sormuyorsanız en azından şunu sormanız gerekir…
“ Gök Kubbe de hoş bir seda bırakabildim mi”?
Gerisi hikayedir…
Cümleten hayırlı haftalar… |