YAZARLAR

■ Kalbin şifası Kur’an okumaktır.

Kuran okurken yaşama veda eden büyük veli Ruzbehan Baklî’dir.

Babasının sebzeci olması ve kendisinin de gençliğinde bu işle uğraşması nedeniyle “Baklî” lakabı ile anılmıştır
Tasavvufta yetişmek için Irak, Kirman, Hicaz ve Şam’a gezilerde bulundu. Irak’ta Şeyhin öğrencisi oldu; onun eğitiminden geçti, henüz 15 yaşındayken Hz. Hızır’la görüştü.

Ruzbehan Baklî söyleşilerinde der ki;

■ Hep onurlu olmalısın. İnsanlara gereksinim duymadıkça onurunu ve iyiliğini korumuş olursun. Şehvete batarsan, aklın almadığı kederler sana yüklenir.
■ Tövbe, nefse uymaktan dönmek, kalbin Hak yoluna girmesidir.

■ Allahü Teâlâ, sefayı, güzelliği helâl yemede, helâl giymede; katılık ve sıkıntıyı haramda kıldı.
■ Sıddıkların kalbine gaflet gelmeseydi kendilerine Allahü Teâlâ’dan gelen tecellilere dayanamaz, can verirlerdi.
Rûzbehân Baklî, herkese acır, günah işleyenlere de ıslah olmaları için dua eder, herkesin de dua etmesini isterdi;
■Günahkârlara karşı nefsinde merhamet duymayan kimse, hiç olmazsa onlar için tövbe ve istiğfâr ile dua etsin. Zira yeryüzündekilere Allahü Teâlâ’dan mağfiret dilemek meleklerin ahlâkındandır;
“İnsana verilen şeyler içerisinde akıldan daha kıymetlisi yoktur”.
Rûzbehân Baklî, az yer ve şehvetlerden kaçınırdı. Herkese de böyle yapmasını söylerdi. Kendisi çok az yerdi;

“Şehvetlerini ve yeme içmeyi terk eden kimse keramet sahibi olur.”

Her işinde orta yolda idi;

“İşlerin hayırlısı orta yolda olmaktır.”
İkinci kez hacca giden Rûzbehân Baklî bir süre Mekke’de kaldı, ömrünün sonlarına doğru bir ayağı felç oldu. Şiraz’da yaşama son noktayı koydu. Son nefesini vereceği sırada da Kur’ân-ı Kerim okuyordu…

***

Osmanlı Devleti bilgelerinden Alâeddîn Fenârî gençliğinde İran’a gidip Hirat’ta ders aldı; Semerkand ve Buhârâ’da değişik bilginlerden okudu; müderris oldu. Ülkesini özleyince Fâtih Sultan Mehmed Han’ın ilk döneminde Anadolu’ya geldi. Molla Gürânî Fâtih Sultan Mehmed’e Molla Fenârî’nin çocuklarının korunmasını, onlardan birisinin yüce divan üyesi olmasını önerirdi. Alâeddîn Ali Anadolu’ya ayak basınca, durumunu Pâdişâh’a bildirdi. Fatih Sultan Mehmed hocasının da sözlerini anımsatarak onu Bursa’daki Manastır Medresesi’ne müderris atadı; Sultan İkinci Murâd Medresesi’nde görevlendirdi. Ardından Bursa kâdısı, en sonra da kâdıasker yaptı. On yıl bu görevde kaldı. Bir süre sonra da kadıaskerlikten ayrılıp emekli oldu.


■ Kur’an-ı Kerim, ışıkları her köşeye saçılıp yayılan bir güneştir.

■ Cemâlin safhasın açma rakîbe, Önünde kâfirin Kur’an yakışmaz.

■ Kur’an-ı okuyan kimse için ecir vardır. Onu dinleyenin ecri iki kattır.

■ Kur’an insan nevine son bir haberdir.

■ Hattatlar yazdılar Kur’an, hayran olur her okuyan, Kıyamete kadar duran, Kitabımdır benim Kur’an.

BİR DAMLA:

ÜÇ DİLEĞİM VAR!

Bilge insan Alâeddîn Fenârî bir gün yanındakilere dedi ki;

“Cenâb-ı Hak’tan üç dileğim vardır: Evli-barklı olarak evimde ölmemi, hastalığımın pek uzun sürmemesini ve îmânla rûhumu teslim etmeyi istiyorum.”

Öğrencileri arasında bulunan kimi bilginler ölümünden sonra konuştu;

“O evde, ondan önce kimse ölmedi. Öğle namazını kıldıktan sonra hastalanıp, ikindi ezânı okunurken ömrü tamâm oldu. Böylece iki arzusu yerine geldi. Umulur ki, üçüncü duâsı da kabûl edilmiş ola!”

> Yeni Meram >Yazarlar > YAŞAMA VEDA EDERKEN KURAN OKUYORDU!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.