YAZARLAR

Kaybettiklerimize yanma fıtrattan getirdiğimiz bir özellik. Bazısı ne olursa olsun hiç bir şeye takmaz kafasını.

Onlar için dünya yansa bir hasırlık yerleri yok denir. Sanki dünyada bir hasırlık yerimiz olsa alıp götürebileceğiz!…

Kefenin cebi yok demişler.

Demişlerde aldıran mı var?

Zamanımızda Vehbi Koç gibi, Sakıp Sabancı gibi ülkemizin en büyük zenginleri çekip gitmişler bu alemden.

Adamlar ne götürdüler ki diye konuşan var mı?

Konuşmak yerine susan, konuyu oraya kadar getirmek istemeyen istemediğiniz kadar.

Maddi, manevi kaybedilenlere yanan yanana!…

Oysa her ne kaybedersek kaybedelim, yaradan onun bir benzerini yada tesellisini en kısa zamanda verir kuluna.

O teselli ile oyalar, unutturur o kaybettiğini.

Acıları hafifletir en azından.

Unutmak ve acıların hafiflemesi kişinin iç dünyası ile ilgili olarak çok uzun sürebilir, bazen ömür boyu devam edebilir.

Yaradan, çok sevdiği birini kaybedene sabır diye bir teselli vermiştir. Sabır, şokların atlatılmasına, yaraların kabuk bağlamasına, küllenmesine, insanın kendini toparlayıp normal hayatına dönmesine yardımcı olur.

Mal ve mülkünü kaybedene yeniden başlama, kaybettiklerini tekrar kazanma fırsat ve imkanları verir. Hiç beklemediği anda teklif alanlar, yeni işlere, yeni kulvarlara yelken açanlar bu şekilde yürüyüp gitmişlerdir.

Kul kaybetme noktasında, ne zaman istediği yerine gelmese, çok umduğu bir şey gerçekleşmezse kara yaslar bağlar.

Moraller sıfır olur. Hele elinde bir çok imkan olduğu halde garanti gözüyle bakılan iş olmadıysa hırçınlığın, hiddetin ve öfkenin haddi hududu olmaz.

Mal canın yongasıdır demişler ya.

Malını kaybeden kendini kaybeder çoğu kez.

Hiç bir ikna cümlesi, hiç bir hatır-gönül dindirmez hırsımızı.

Hele bitiş ve tükeniş halleri çok daha başkadır.

Yardım çağrılarınıza cevap alamadığınızı bir düşünün.

Hiç bir çıkış kapısı kalmamış gibi gelir insana.

Aradıklarınız sizin çaresizliğinizi anladıkları an, telefonlara da çıkmazlar. Yok dedirtirler.

Düşenin dostu olmazmış sözünü yaşayarak ve burnu sürtülerek öğrenmekle karşı karşıya olduğunuzu görürsünüz.

Bana zamanında şunu yapmıştı, şöyle demişti, görmezden gelmişti diyenler kapatırlar kapılarını açmazlar.

Oh olsun!…Beter olsun!…

Her ne çekmişsek o da çeksin…Piyasadan silinsin!…gibi sözler sarf edilir arkadan….

En darda kaldığında imdadına yetiştikleriniz, baştan savarlar, dün haber verseydin bir çaresine bakardık, az önce birine bir şeyler verdik tuh, tüh kelimelerine kendilerine siper ederek dalga geçer gibi cümlelerden kurulu olumsuzluk edebiyatının şaheserlerini döktürürler.

Bittim Yarabbi dediğiniz zamanlardır o zamanlar. Ben bittim ne yapacağım şimdi diye karamsarlığın labirentlerinde kaybolur gidersiniz.

Bitme, tükenme anı, sağlıklı düşünememe halidir.

Ne yapacağım diye kendinizi kapattığınız odada, büroda çaresizlik yüreğinize çökmüşken, gözyaşlarınız sessizce yanaklarınızdan aşağıya süzülüyorken, ya birden kapınız vurulur. Yada aradığı hiç bir yere ulaşamayan telefonunuz çalar.

Umutsuzca kapıya yada telefona bakarsınız.

Bir dostunuz, pekte selamünaleyküm demediğiniz bir akrabanız veya bir baba dostunuz gelmiştir.

Ben bittim dostum, ben bittim akraba, ben bittim ağabey diye, sarılırsınız boynuna.

O an koptuğunuz, dağıldığınız ve hıçkıra hıçkıra ağladığınız andır.

Gelen niye gelmiştir, niçin gelmiştir, kimden duyup da gelmiştir?

İçine mi doğmuştur, rüyasını mı görmüştür, kader ağlarını mı örmüştür?

İşte tam o bitmişliğin ve tükenmişliğin son deminde kapınıza gelenlerin yada telefon edenlerin görevi sizi o bitmiş halinizden çekip çıkarmaktan başka bir şey değildir.

O anda onu düşünemezsiniz bile.

Bir anda kafanızdaki efkar bulutları, kalbinizdeki tasalar bilemediğiniz bir şekilde kendiliğinden uçup gider nasıl böyle bir şey olduğuna bir anlamda veremezsiniz..

Bunu sıkıntılarınız çözüldükten bir kaç gün sonra olayları tahlil ve münakaşa ettiğinizde daha net anlarsınız.

Adeta bittim diyene, yettim diye gelinmiştir.

Yardıma gelen kalpleri o insana döndüren, o insanı düşündüren, hiç tereddüt ettirmeyen o sebepleri yaratan bittim diyen kuluna yettim diye serin pınar suyu misali yardım göndermiş, müşkülünü çözmesine yardımcı olmuştur.

Çünkü, Kulum benden umut kesme diyen odur.

Hz. Mevlana bu konuda bakın ne diyor; “Üzülme!..Kaybettiğin herşey başka bir surette geri döner. Bittim diyen kula, yettim diyen bir Rabbin var.”

> Yeni Meram >Yazarlar > Üzülme!..Bittim diyen kula, yettim diyen Rabbin var!…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.