YAZARLAR

Mili Eğitim Bakanı Konyamız’ ı atasının yurdu olarak nitelemiş . Atasına sorsaydı mutlaka ulusal bayramların Konyamız’ da nasıl kutlandığını anlatırdı.

Konya sokaklarında büyükbabalarının adı yazılı olan altmış üç yaşında bir Konyalıyım.

Konya Kız İlk Öğretmen Okulunda okurken, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı törenlerine provalar için götürülürdük. Konya esnafı kapıların önüne çıkar, bizleri alkışlardı. Hepimiz şort giyerdik, kısa kollu gömleklerle gururla yürürken namuslu, haysiyetli, bizleri kızları, çocukları gibi gören Konya halkı, Konya esnafı bacaklarımıza bakmaz, bize asla kötü gözle seyretmezdi. Çünkü bizler gelecekte çocuklarını, torunlarını emanet edecekleri ilim ve irfan ordularının neferleri olan evlatlarıydık.

Bu kararı alanlara çok üzüldüm. Stadyumlardaki o coşkuyu, o gepegenç kalplerdeki heyecanı, cıvıl cıvıl konuşmaları, gösteri sırasını bekleme tutkusunu belli ki yaşamamışlar. Geçit töreninde; Cumhurbaşkanının, başbakanın, bakanların, valilerin önünden başlar dimdik, Cumhuriyet gençleri olarak hem de Atatürk tarafından kendilerine emanet edilen Genç Cumhuriyet’in gençleri olarak yürümenin hazzını, onurunu, gururunu, keyfini tatmamışlar! Bu keyfi yaşasalardı böyle bir kararı asla almazlardı.

Ata yurdu Konya ‘da Ulusal Bayramlar bir başka kutlanırdı.

Çünkü bayramlar halkın malıydı. Bizi yönetenler, henüz bayramlarımıza el ve dil uzatmamışlardı. Halk gündüz coşku içinde geçit törenlerini izler, Türk milletinin emeği ve parası ile kurulan çimento, şeker, ipek dokuma, bez dokuma, Sümerbank gibi fabrikalarda dokunan ürünleri gururla seyreder, halka atılan bu ürünleri coşkuyla kapardı.

Gece sokaklarda ellerimizde balonlar ve fenerlerle fener alayına katılır, erkek, kadın, çocuk, mantolu, eşarplı, yazmalı, şalvarlı, taytlı, etekli, bluzlu gençler askerlerin ve belediye bandosunun çaldığı marşlar eşliğinde büyük bir sevinçle yürürdük.

Dini bayramların, ulusal bayramlardan daha önemli olduğunu vurgulamak için kimse bizlere onar gün tatil vermezdi. Her şey tadında kutlanır, büyüklere gidilir, el öpülür, bayram harçlığı alınır, akraba ve komşularla bayramlaşılırdı. Şimdilerde ters tepti. Bayramlarda hele birde onar gün tatil varsa kimse evinde durmuyor, herkes tatilde, herkes bireysel gezmesinde.

Şeker Bayramı’nın adının Ramazan Bayramı olarak değiştirilmesini ise anlamış değilim. Öğrencilerime açıklama yaparken, Şeker Bayramı’nın oruç tutma süresinin tamamlanması, sağlıkla bir ay oruç tutulmasının ardından; tatlı yemenin insanı mutlu etmesi nedeniyle baklava, lokum, şeker ikram edilerek oruç ayının uğurlandığını bu nedenle şeker yenilerek bayramın karşılandığını anlatırdık. Birileri buna da bozuldular ki… adını değiştirdiler. İşimiz gücümüz şekille uğraşıp, işin tadını kaçırmak.

Ata yurdu Konya’da; dürüst, imanını, inancını paraya eşitlemeyen, ibadetini çıkar amacı ve ikiyüzlüce siyasi amaç için kullanmayan sade müslümanlar yaşardı. Esnaf ise, ticaretten elini çekip oğluna devredince işini, yeterli parası varsa hacca giderdi. Eğer devlet dairesinde memur ise emekli olmadan görev zamanı hacca gitmek kimsenin aklına bile gelmezdi. En çok hoşuma giden ise yaşlıların hac dönüşü o pamuk gibi sakalları ile fakirler için verdikleri mahallede ve evlerindeki ‘ Şükür pilavları’ o pilavda ulaştıkları yoksullara bakan gerçek inançlı yalansız, riyasız, çıkarsız mutlu bakışlarıydı. Şimdi yine her şey ters. Hacdan dönenlere davetler veriliyor, onlar ağırlanıyor.

İşte gelinen nokta bu .

İşte Türk gençliği’ ni Atatürk ‘ün emaneti olan Türkiye Cumhuriyeti’nden soyutlayarak, ulusal duygulardan kopararak onun bayramını yönetenlerin tekeline alıp, sadece Ankara ‘da kutlamak yeter diyerek yok saymak!

Samsun’a çıkmasaydı Kemal Paşam;

Amasy a’ da, Erzurum’ da, Sivas’ ta kongreler yaparak, din adamıyla, köylüsüyle, şehirlisiyle, askeriyle Kurtuluş Savaşı’ nı kazanmasaydı Kemal Paşam, bayramlarımıza Atatürk kompleksi ile dur! diyenler onun kurduğu mecliste vekil, onun kurduğu devlette başbakan ve bakan, onun kurduğu cumhuriyetin cumhurbaşkanı olamazlardı.

Hazır olun 23 Nisan ‘Egemenlik Bayramı ‘ olmaktan çıkarılıp, çocuk şenliğine çevrilecek.

Zafer Bayramı artık Yunanlı komşularımızı yenmenin utancı ile yok sayılacak.

19 Mayıs birde arkasına ‘Atatürk’ü Anma ‘ sözcüğü eklenince iyice sinirleri bozdu artık çok kısa bir süre sonra tamamen kalkar.

Cumhuriyet Bayramı mı? onu zaten kutlamamıştık. Birileri kendi bağımsız cumhuriyetlerini kurmaya çalışırken, federasyon, özerklik derken şimdi bu araya sokulur mu?

Konya ve ulusal bayramlarım, Konya ve gerçek inançlı nur yüzlü ak sakallı büyüklerimle, sevgi dolu katıksız, riyasız, inançlı, çıkarsız, gerçek müslüman komşularımla kutladığım dini bayramlarım hoşça kalın. Buraya kadarmış

> Yeni Meram >Yazarlar > ULUSAL BAYRAMLARIMIZDAN NE İSTİYORSUNUZ?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.