YAZARLAR

Şu günlerde hep Suriye ile yatar kalkar olduk. Suriye – Türkiye ilişkileri tarihten beri her zaman sorunlarla dolu gelişmiştir.

En uzun sınırımızın olduğu ülke Suriye’dir.

Kara sularının uzunluğu 2753 Km, deniz sınırımız ise 5000 km.dir. Böylece komşumuz Suriye ile sınırımız 877.000 km. buluyor.

Suriye, Osmanlı İmparatorluğunun 400 yıla yakın egemenliği altında kalmıştır. Ancak ne var ki, Osmanlı’nın yıkılma sürecinde Arap milliyetçiliği nedeniyle sürekli olumsuz

yaklaşımlarda bulunmuş ve hep bu gözle bakmıştır. Suriye ile ilişkilerimizi geçmişe dönerek özetle irdelersek;
Hatay Sorunu; Hatay’ın Türkiye’ ye katılması Suriye’nin kabul edemediği durum oldu. Ancak bağımsızlığını kazandıktan sonra tüm platformlarda Hatay meselesini gündeme getirdiler. Öyle ki Hatay’ı Suriye kendi siyasi haritası içerinde gösterdi. Hatay meselesi Suriye’nin resmi ideolojisi haline geldi.

Su Sorunu: Türkiye Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde güneydoğu Anadolu kapsamında barajlar yapmaya başlayınca Suriye bu durumdan rahatsız oldu. Arap liginde ve uluslararası arenada sürekli dile getirdi.
Pkk sorunu: 1980’lerin sonunda Öcalan’ın Suriye’ye gitmesi, Suriye’nin PKK’ya lojistik desteği Türkiye – Suriye ilişkilerini daha gergin bir hala getirdi.. Suriye’nin PKK’ya destek vermesindeki amacı Türkiye’yi zora sokarak su konusunda ödün almasıydı; olmadı. toprak bütünlüğümüzde kararlılığı bozmadık, böylece Suriye’nin amacını boşa çıktı.
İki ülke ilişkileri 2000 yılında Hafız Esad’ın ölümü ile birlikte dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in cenaze törenine katılması normalleşme sürecine girdi. Dahası 2003 yılından itibaren Türkiye ve Suriye ilişkilerinde çıkar ilişkisine dayanan bölge ülkelerini kıskandıran konuma dek geldi. Suriye, Türkiye açısından Arap dünyasına açılan Türkiye de Suriye bakımından batıya açılan bir kapı olarak değerlendirildi. Özellikle Türkiye açısından Suriye önemli bir pazardı.
Dış politikada kısa sayılabilecek bir dönem Türkiye – Suriye ilişkiler olumlu yönde değişim göstererek gelişim kaydetti. Ancak. Arap baharıyla başlayan dalga Suriye’yi etkisi altına alınca tılsım da bozuldu. Arap baharının Tunus, Mısır, Libya gibi ülkelerde değişim getirmesiyle birlikte sıranın Suriye ye geldiği açıkça belli olmuştu. Nitekim, 5 Mart 2011’de humusta Baas rejimine karşı başlatılan halk ayaklanması Türkiye- Suriye ilişkilerinde yeni bir döneme girileceğinin habercisi oldu.

Türkiye’nin tutumu hem Arap ülkeleri tarafından hem de Avrupa ve Amerika tarafından dikkatle izlenmektedir. Suriye’nin Türkiye ye karşı tutumu ve Türkiye’nin her fırsatta Suriye halkının yanında olduğunu ifade etmesi yakın zamana kadar kardeş ve dost olan iki ülkenin arasının açılmasına hatta savaşın eşiğine gelmesi manidardır. Suriye, Türkiye’nin silahsız f-4 uçağını uluslararası sularda düşürmesinden sonra pamuk ipliğine bağlı olan ilişkiler tamamen kopmuş ve iki ülke savaşın eşiğine dek geldi.

Osmanlı İmparatorluğunun Güneyde iki büyük kenti vardı; Şam ve Halep! Tarih, edebiyat ve folklor olarak da bu iki kentin, bize çok yakın oldukları da yadsınamaz. Ne garip bir yazgıdır ki , Arap dünyasının Osmanlı İmparatorluğuna başkaldırılarının ana merkezini de Şam ve Halep oluşturmuştur. Bunun en sömür örneği de I.Cihan Savaşında Arapların karşı duruşunu Cemal Paşa saptamış, önde gelen Arap Milliyetçileri suçlu bulunarak darağacına çıkarılmışlardır.

Osmanlıya tuzak kuran ve hep arkadan vuran iki Arap ülkesinden Batılılarca Suriye Fransızlara, Irak’ta İngilizlere bırakılmıştı.

Fransızlar Suriye, İngilizler de Irak halkına insanlık dışı zalimce davranmış vahşet olayları gerçekleştirilmişti.

İki ülke şimdi Osmanlı’yı mumla arıyordur. Onların halk ve yöneticilerine anımsatalım;

Unutmasınlar ki tarih bir kez daha tekerrür edebilir, hem daha acı, daha çok gözyaşı dolu.

BİR DAMLA:

■ Ruhumun güçlenmesini sağlayan, çektiğim acılardır.

‘> nb�E/pN� 8e>
Sırada biraz daha ilerleyince, masanın diğer ucunda büyük bir çikolatalı çörek yığını vardı ve bir çocuk not yazmıştı:

“İstediğiniz kadar alabilirsiniz. Tanrı sadece elmaları gözlüyor!”

*

KAVUNLU SERİNLİK…
Yapılışı dikkate alındığında hanımları daha çok ilgilendiriyor ama sonuçta hepimizi…

Malzemeler: Yarım kavun, 1 adet portakal, yarım su bardağı tozşeker, bir buçuk su bardağı ılık su, 4 su bardağı limonata, yeteri kadar buz.
Limonata için: 4 su bardağı su, 1 su bardağı tozşeker, 4 adet limon.
Kavunlu Serinlik Yapılışı:
Kavun ve portakalı soyup, dilimleyin. Kevgirden bastırarak geçirip, suyunu bir kapta toplayın. Üzerine toz şeker ve ılık su ekleyip, iyice karıştırın. Limonata için su ve tozşekeri kaynatıp, soğumaya bırakın. Limonların suyunu sıkıp, kevgirden geçirin ve tozşekerli su karışımına ekleyin. Hazırladığınız limonatayı kavunlu portakallı suya ilave edip, buzdolabında 1 saat dinlendirin. Servisten önce kırılmış buzları bardaklara pay edin. Üzerine, kavunlu serinliği ekleyip servis yapın.

Afiyet olsun efendim, serinleyin…

*

ÖĞRENCİDEN MAT: Materyalist öğretmenden öğrencisine: “Söyle, Allah nerede? Bilirsen bir portakal vereceğim.”
Öğrenci: “Siz bana O’nun olmadığı yeri gösterin, ben size bir bahçe dolusu portakal vereyim.”

*

OLUR BÖYLE VAKALAR!..

Kaçan bir hırsızı yakalamak için bütün Karadeniz emniyeti seferber olmuş. Hırsızın 2 profil, 1 adet de vesikalık resmi dağıtılmış.

2 gün sonra Samsun emniyetinden mail:

“Hırsızlardan 2’sini yakaladık, 1’ini de yakalamak üzereyiz!”

> Yeni Meram >Yazarlar > TÜRKİYE SURİYE İLİŞKİLERİ
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.