YAZARLAR

EN kötü barış, en haklı savaştan daha iyidir.”

* * *

BİR akşam üzeri işinizden çıktınız ve günün yorgunluğu ile evinize doğru yol alıyorsunuz.

Beyniniz sürekli bir an önce ayaklarınızı uzatıp şekerleme yapmanızı emrediyor.

Sokağınıza giriyorsunuz ki, o da ne?
Bir grup çocuk öldüresiye kavgaya tutuşmuş.

Adımlarınız hızlanıyor aniden.

Yanlarına gelerek yüksek sesle “durun!” diye bağırdığınız anda olayı bitireceğinizi düşünüyorsunuz. Ama yaklaşıp “kavganın orta yerini” gördüğünüz an kanınız donuyor. Çünkü, ortada altı-yedi yaşlarında bir kız çocuğu var. Az önce uzaktan seçemediğiniz tüm o yumruklar, tekmeler meğer onaymış.
Böyle bir durumla karşılaşsaydınız?….
Başınızı çevirip “çocuk onlar, bugün kavga eder yarın barışırlar” mı derdiniz, yoksa bir an bile düşünmeden harekete mi geçerdiniz?
Büyük bir ihtimalle müdahale ederdiniz.

Sonra bitirirdiniz bu haksız saldırıyı.

Çünkü; seyretmeyi, tepkisiz kalmayı ne aklınıza, ne vicdanınıza, ne de yüreğinize anlatamazdınız.
Kavganın tam göbeğinde kalmış ve öldüresiye darbelere maruz kaldığı halde sesi çıkmayan o kız çocuğu gibidir kentler. Hepimiz aynı anda ve hiç düşünmeksizin hırpalar, eskitir, horlarız onları.

Oysa bir kentin gelinlik kızlar gibi alımlı, çekici ve kışkırtıcı olması gerekmez mi?
Sabah evden ilk çıktığımız an yüzümüzde tebessümler yaratacak kadar güzel tasarlanmış kaç kent var ülkemizde?
Modern olmak, kentli olmak kavramlarının içi sadece teknolojik ilerlemelerle dolmuyor.

Son model arabalar içinde seyahat ederek süpermarketlerden alışveriş yapıyor olmak, her an her yerde “cepten konuşabilmek” değildir çağdaşlık.

Yaşamı bir bütün olarak algılayıp, her alanında belirli kalite düzeylerini yakalayamadığımız sürece her şeyin havada kaldığı gerçeğini artık görmemiz gerekiyor.

Sanat ve estetikten yoksun bir yaşama biçiminin en hafif deyimle “eksik” olduğunu itiraf edebilmeliyiz.
En önemlisi yaşama bakış açılarımızı, fiziksel mekanı kullanma biçimlerimizi ciddi olarak gözden geçirmeliyiz. Mevcut tavrımızın sürdürülmesindeki inat ya da aymazlığımızın her fırsatta dilimize doladığımız “yaşanası yarınların bugünden kurulması” olgusunu içi boş bir palavra haline getirdiğini anlamalıyız.
Eskişehir tamam…

Gerçekten tam bir “Avrupa kenti”

İzmir de tamam, Bursa da, Antalya da…

Konya’da alt-üst geçitler, asfalt yollar…

Ama geçitler yollar zaten belediyelerin görevi.

Önemli olan daha güzel işler yapabilmek.

Kafa yapımızla da onlar gibi olabilmek.

Bizimkisi makyaj yaparak göz boyamak.

“Vatandaş Mülayim”den oy koparmak.

Yani… “Nabza göre şerbet!” sunmak.

“işte insanca yaşanacak bir yer” diyebilmek, yabancı ülkelerdeki fotoğraf kareleri ya da görüntülerinden mi ibaret kalacak yaşantımızda?

Biz de biraz adam olsak ya!..

SEÇİME şunun şurasında 41 gün falan kaldı.

Adaylarımız destekli savuruyorlar!

“Konya’nın sorunlarını biliyoruz; Konya’yı şöyle kent yapacağız, böyle kent yapacağız.”

Pekii, bugüne kadar neredeydiniz?

Alt-üst geçitlerimizden geçtiniz.

Gerçekten imrenilecek geniş asfalt yollarımızı gördünüz ve bir Konyalı olarak sevindiniz.

Bu kentte görmediğiniz yerler de var.

Gidin görün sanayi çarşılarımızı.

Göremezsiniz ne kaldırım ne de yolları!

Çünkü, pislik içinde yüzüyorlar.

Bazı mahallelerde çöpler zamanında alınmıyor.

Sivil bir havaalanı yaptırmıyorsunuz.

Siz Yeni Hızlı Tren’e takılıyorsunuz.

“Mavi Tünelimiz bitti bitiyor” diyorsunuz.

Kenar semtlerimizi görmüyorsunuz.

Ancak şimdi seçim öncesi gidiyorsunuz.

Sonra da Ankara’ya… Kal artık orada!

Nasıl olsa burası “tepkisiz bir Konya.”

> Yeni Meram >Yazarlar > Tepkisiz Konya
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.