YAZARLAR

Hz. Mevlana’nın çok beğendiğim anlamlı bir özdeyişi vardır;

■ Su, hiçbir vakit ateşten korkmaz.

Su konusuna değişik pencereden bakacağım.

Suyun yaşamsal önemine bundan önceki yazımızda değinmiştik. Bu kez, edebiyat, sanat ve folklor olarak değerlendireceğim

Ruslar suya ana anlamına gelen matratnaya derler. Latince su, Meditatio in aqua yani meditasyondur, Hind’lilere göre ise Osmanha ganjola’dır. Türkçesi yaratıcıya sudan gelinir, suda gidilir.

Evliya Çelebi, seyahatname adlı ünlü yapıtında rastladığı bir kaynağın sularının soğukluğundan satırbaşı açıyor;

“Bu ab-ı leziz öyle berd ü soğukdur ki kimesne elini uzadıp beş taş bile alamaz. Hele soyunup üryan içine girmek, değme babayiğidin kârı olmayıp derhal donar. Meğer insana sevgilisi, “Benim hatırıma haydi gir bakalım şu kuyuya” desin. Ol vakit iş değişir.”

Bir dil bilimciye sormuşlar;

“Bize suyu tanımlar mısınız?

Dil bilimci, birkaç günlük süre istemiş.

Kitaplar karıştırmış, araştırmalar okumuş, geceler boyunca bin bir türlü tanım yapmış, sonra bozup yeniden tanımlamış ve bir sabah, küçük bir deri parçasının üzerine şunu yazdıktan sonra kimseciklere görünmeden o kenti terk edip gitmiş:

– Su, sudur kardeşim!

Su sözcüğü geçen o kadar çok atasözü ve deyim vardır ki, kimi örnekler;

*Su içene yılan bile dokunmaz.
*Su küçüğün, söz büyüğün.
*Sular kadar ömrün olsun.
*Suya sabuna dokunmaksızın.
*Su gibi aziz ol.
*Su testisi suyolunda kırılır.
*Su gibi ezberinde
*Paralar suyunu çekti.
*Su şakırtısı ile akçe şakırtısı merak dağıtırmış.
*Su eyersiz aslan gibidir.
*Suya düşen yılana sarılır.
*Suyun akıntısına gitmeyen yorulur.
*Suların padişahı Çamlıca’dır.
*Su koyvermek.
*Su dökünmek.
*Su katılmamış.
*Susuz ağaç meyve vermez.
*Suyun ımıl ımıl akanından,insanın yere bakanından sakın.
*Susuz çöl, ormansız dağ.
*Su bulanmayınca, durulmaz.

Su! Ey su, senin ne tadın, ne rengin, ne kokun var! Tarife gelmezsin. Seni tadarız ama, gizini çözemeyiz. Sen yaşama gerekli değil, yaşamın ta kendisisin. İçimize, duyularımızla kavranmaz bir haz salarsın. Bir bir vazgeçtiğimiz güçler, seninle birlikte yeniden bize döner. Senin sayende, içimizde kuruyan kaynaklar yeniden fışkırmaya başlar.

Sen dünya yüzündeki zenginliklerin en yücesi, en soylususun, sen ey toprağın karnındaki saf su! İnsan, magnezyumlu bir su kaynağının yanı başında ölebilir. Bir tuzlu göl kıyısında can verebilir. İnsanın eli altında iki litre şebnem olabilir, ama yine de ölebilir. Çünkü bu şebneme zehirli tuzlar karışmış olabilir. Sen ey su, hiçbir şeyle karışmayı kabul etmez, değişip bozulmaya gelmezsin.

Sen ey giz dolu Tanrısal varlık!

Biraz bilmek tehlikelidir ya derinliklerden iç, ya da bilgeliğin tadını tatmaya kalkma. Çünkü sığ sular beyni zehirler, bol sular insanı temizler.

■ Bir gün su içeceğin çeşmeye çamur sıçratma.
■ Saf su isteyen kaynağına gitmeli.

BİR DAMLA:
■ Sular yükselince, balıklar karıncaları yer.
Sular çekilince de karıncalar balıkları yer.
Kimse bu günkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir. Çünkü, kimin kimi yiyeceğine “suyun akışı” karar verir.

> Yeni Meram >Yazarlar > SU ATEŞTEN KORKMAZ!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.