kapat
Torku Limonata

“Siyah Altın”ın Gölgesinde

  • Giriş Tarihi: 19.11.2014 14:50
  • Güncelleme Tarihi: 17:23
“Siyah Altın”ın Gölgesinde

Barış ve umuda açtığı kollarıyla, dallarını gökyüzü semalarına gönderen zeytin ağacı, geçmişten günümüze uzanan yolda, bir serüvene davet ediyor sizleri. Üreticinin ve işçinin yoğun ve meşakkatli çalışmalarıyla sofralarımızı taçlandıran siyah altın, emin adımlarla geleceğe uzanıyor.

siyah-altinin-golgesinde-2-2

Barış ve umuda açtığı kollarıyla, dallarını gökyüzü semalarına gönderen zeytin ağacı, geçmişten günümüze uzanan yolda, bir serüvene davet ediyor sizleri. Üreticinin ve işçinin yoğun ve meşakkatli çalışmalarıyla sofralarımızı taçlandıran siyah altın, emin adımlarla geleceğe uzanıyor.

TARİH boyunca barışın ve umudun temsilcisi olan zeytin dalı, eski tarihin Tanrı ve Tanrıçaları tarafından kutsal sayılmak suretiyle birçok efsanenin kaynağı olmuştur. Bu nedenle insan yaşamının ilgisini çok az şey zeytin kadar çekebilmiştir.

Geçmişi günümüzden 10 bin yıl öncesine dayanan zeytine dair bir takım rivayetler söz konusudur. Rivayetlerden biri şudur: Hz. Adem, vefatından önce Allah’tan merhamet dilemiş ve bunun için oğlu Şit görevlendirilmiştir. Şit cennet bahçesindeki iyilik ve kötülük ağacından 3 tohum almış ve tohumları babasının ağzına koymuştur. Babası gömülünce tohumlar yeşermiş ve bu tohumlardan zeytin ağacı, servi ağacı ve sedir ağacı büyümüştür.

 

Diğer rivayet ise; İsrailoğulları’nın ilk Kralı Saul, M.Ö. 1035’te tahta çıktığında alnına zeytinyağı sürülerek kutsanmıştır. Yerine geçen oğlu Davut ise dini törenlerde, ayrıca tapınakları aydınlatmakta kullanılan altı kollu şamdanlar için zeytinyağı üretimini sağlayan zeytinlikler ve depoların korunması için özel bekçiler görevlendirmiştir. Başka bir rivayete bakıldığında; Her insan topluluğunun bir dönem ağaca tapmış olduğu, her kültürün varlık nedenini bir Tanrı’da, bir “Hayat Ağacı”nın gölgesinde aramış olduğu görülür.

siyah-altinin-golgesinde-2-1

Zeytin ağacı için Yunanlılar’ın da efsaneleri vardır. Efsanelerin anlatıldığı kitaplara göre, M.Ö. 17. yüzyılda Tanrıların en güçlüsü Zeus’un topladığı Tanrılar Meclisi, Tanrı ve Tanrıça adayları arasında bu yeni kente en değerli armağanı verenin yarışı kazanacağını açıklar. Deniz Tanrısı Poseidon, hızlı ve güçlü, savaşta çok yararlı olacak güzel bir at sunar. Akıl, bilim ve sanat Tanrıçası Athena ise aşıladığı yabani zeytin ağacını armağan eder. Bu ağaç büyüyecek ve yüzyıllarca yaşayacaktır. Bu güzel renkli ağacın meyvesi, insanları besleyecek yiyeceklerin hazırlanması için boğazdan kayan ve lezzeti olağanüstü bir sıvı verecek, yaralarına derman olacak, ayrıca gecelerini aydınlatacaktır.

siyah-altinin-golgesinde-9Yarışı Athena kazanır, zeytin ağacı Akropolis’e dikilir ve koruyucusu (Pallas) olduğu kente onun adı verilir. Efsanenin yansıttığı gerçek; artık “at”ın “zeytin ağacı”na, yani yerleşikliğin göçebeliğe, barış, uygarlık ve refahın ise savaşa ve talana üstün tutulmasıdır. Bir taş duvarla çevrili olan, savaşçılar tarafından korunan bu ağaç, M.Ö. 480’deki Pers işgalinde Akropolis’le birlikte yakılır. Yunanlılar Salamis savaşında Persleri yener ve Atina’yı işgalden kurtarır. Akropolis’in yıkıntıları arasında zeytin ağacı yeniden fışkırır ve sürgünleri tüm Yunanistan’a dikilir. Zeytin ağacı yeniden dirilişin, ölümsüzlüğün simgesidir. Tıpkı akıl ve bilimin insanlığı aydınlattığı, beslediği gibi, Akropolis’in ışığı zeytinyağıyla yanmış, zeytin ağacının dalları ise ateşi beslemiştir. Tanrı’nın lütfu zeytin ağacı ve zeytinyağı, giderek iyilik, soyluluk, sebatkârlık ve azmin simgesi olmuştur.

siyah-altinin-golgesinde-8

Üretici bakışıyla zeytin…

Veysel Kabataş Bursa’nın Gemlik ilçesinde yaşıyor. Kendisi, namı dünyaya yayılmış Gemlik zeytininin üreticilerinden. Uzun yıllardır zeytincilik yapıyor. Zeytinin, sabır isteyen, emek isteyen, bakımı meşakkatli olan bir ürün olduğunu belirtiyor. Her zor şarta, zor koşula rağmen “o bizim siyah altınımız” diyerek zeytinin kendileri için ne denli önemli bir geçim kaynağı olduğunu vurguluyor. Kabataş: “Zeytin ağacı gelecek kuşaklara kalabilsin diye uğraşıyoruz. Çocuklarımız, torunlarımız, onlardan sonra gelenler, zeytini ağacından koparmanın keyfini sürebilsin diye uğraşıyoruz” şeklinde konuşuyor. Sohbetimiz esnasında ilginç yönlerini keşfediyoruz Kabataş’ın. Bir dernekte amatörce Türk sanat musikisiyle ilgileniyor. Merak ediyoruz ve zeytin ağaçlarının arasında bir yandan zeytin topluyor, bir yandan da şarkı söylüyor bizlere.

Zeytin’in Bilinmeyen Yolculuğu

Mustafa Bostancı da Gemlik zeytininin üreticilerinden. İşçileriyle birlikte, büyük emek ve zahmetle çalışması, mağrur duruşunun altındaki mütevazi kişiliğini ortaya seriyor. Onun diğer üreticilerden farkı, yaptığı işi gerçekten seviyor olması ve zeytin ağacına büyük bir saygı duyması. Ağaçlara ve zirai işlere çocukluğundan beri büyük bir ilgisi olduğunu ifade eden Bostancı, memuriyet döneminin ardından emekli olmasıyla, daha çok ilgilenmeye başlamış zeytin ağaçlarıyla. Zeytinin oluşum sürecinden hasat sürecine kadar geçirdiği serüveni sorduğumuzda şöyle anlatıyor bizlere:“Ocak- Şubat aylarında gübreleme yapılır. Mart-Nisan aylarında budama, ayıklama, toprağı sürme(karıştırma) yapılır. Mayıs’ta zeytin ağaçları çiçek açıyor, zararlılarla mücadele için çiçek ilaçlaması yapılır. Haziran’da ikinci ilaçlamalar başlar, ikinci kez ilaçlama gerçekleştirilir. Temmuz’da sulama yapılır çünkü ağaç en çok yaz mevsiminde suya ihtiyaç duyar. Sulamayla birlikte ağacın dibinde oluşan ufak bitkiler kopartılır. Ağustos’ta çapalama yapılır. Eylül geldiğinde sonbahar ilaçlamaları başlar. Zeytin meyvesi yeşil duruma gelir bu ay. Hatta yeşilken kırma dediğimiz sofralık zeytin çeşidi yapılır. Ekim’in sonu, Kasım, Aralık ayları yani şu an zeytinin hasat zamanıdır. Zeytin döneminde kar, kış, soğuğa bakmadan mahsullerimizi gidip toplarız. Zeytini çok olanlar gündelik işçi götürür, az olanlar kendi imkanlarıyla toplar. Topladığımız zeytinleri özel zeytin makinelerimizde seçip, zeytinlerin boylarını ve hangi kalitede olduklarını belirleriz. Daha sonra zeytinleri özel havuzlara dökeriz. Havuzdaki zeytine tuz ve su ekleriz. 6 ay kadar havuzda bekledikten sonra sofralık hale gelir. Bir kısmını satarız, bir kısmını da kendimiz tüketiriz. Küçük boy zeytinleri zeytinyağı yapımında kullanırız. Hiçbir yerin zeytini ve zeytinyağı Gemlik’teki kadar lezzetli olmaz. Ama bilinen bir gerçek var, zeytin üreticisi bunca emek sarf etmesine rağmen, emeğinin karşılığını alamıyor. Üretici, zeytinden beklediği fiyatı alamıyor. Zeytininin kalitesi yüksek ama beklediği değeri görmüyor.”

siyah-altinin-golgesinde-5

“Son zeytin üreticileriyiz”

Piyasaya Gemlik zeytini diye sürülen kötü zeytinlerin yollarına taş koyduğunu vurgulayan Mustafa Bostancı, yetkililerin zeytin üreticisine bu konuda destek vermesini bekliyor. “Gerçek Gemlik zeytininin piyasadaki yeri daraldı. Böyle giderse zeytin üretimi de kötüye gidecek, bu konuda endişelerimiz var. Çocuklarımız çalışıyor, zeytine gereken zamanı ayıramıyorlar ve açıkçası bu işi çok kârlı bulmuyorlar. Bizler belki de son zeytin üreticileriyiz. Zeytinciliğin yok olmasını istemiyoruz” şeklinde konuşan Bostancı, gelecek kuşakların da barışın simgesiyle tanışmasını istediğini vurguluyor.

Üşümez, Yorulmaz Zeytin İşçileri…

siyah-altinin-golgesinde-4Üreticilerin zeytine bakışını değerlendirdikten sonra, işçilerin zeytinle olan hasbihâline şahit oluyoruz. Uzak diyarların tozunu yutarak, kendi hikayelerinin baş kahramanı olarak düşmüşler yollara. Zeytinin getirdiği barışa, uğura inanıp çevirmişler rotalarını Gemlik’e. Zeytin memleketinde, zeytinin taçlandığı yerde kendilerine ekmek bulabilmek için çalışmışlar. Sevmişler zamanla kendilerini bağrına basan Gemlik’i. Her birinin ayrı bir hikayesi var. Hacı Barış, kendi hikayesinin baş kahramanı olup yollara düşenlerden sadece biri. O, bir gündelikçi zeytin işçisi. Yıllar önce memleketi Bingöl’den kalkıp Almanya’ya gider. Ülkesini özlemle anarken, yıllarca işçi olarak çalışır. Şartları daha iyi olabilsin diye, 3 çocuğunu okutabilsin diyedir tüm fedakarlıkları. Ailesine daha iyi bir gelecek sunabilmek içindir her şey. Uzun yıllar çalıştıktan sonra emekli olur ve ailesini alıp veda eder Almanya’ya, tutar ülkesinin yolunu.

Çocukluğundan beri çalışmak ruhuna işlediğinden, memleketi Bingöl’de iş bulamayacağını düşünür ve dört mevsimi de çalışarak geçirebileceği bir iş olsun ister. Zeytincilikten başka bir iş değildir düşündüğü. Ve ailesini alıp düşer Gemlik yollarına. Hacı Barış için 3 çocuğunu okutmak hiç kolay olmaz. Gece gündüz, yaz kış çalışır. Sadece Ekim, Kasım, Aralık aylarında, hasat zamanı gitmez zeytin işine. Zeytinin 4 mevsim gelişimini özümser. Hasat, gübreleme, budama, sulama, ilaçlama gibi, “siyah altın”ın oluşum sürecini kapsayan her ay, farklı bir haliyle tanışır zeytinin.

Hasat zamanı konuk olduğumuz zeytinlikte, yoğun çalışmasını, zeytin işçisi bakışıyla anlatıyor bize Hacı Barış: “Sabah erken kalkarız, işverenimizin söylediği saatte ve yerde hazır olarak bekleriz. Traktörle gelip bizi alırlar, zeytinliğin yolunu tutarız. Zeytinliğe gittiğimizde traktörden sepetleri, seleleri indiririz. Hasat ettiğimiz zeytini bu sepetlere ve selelere boşaltırız. Yüksek ağaçları toplamak için işverenimizin getirdiği merdivenleri kullanırız. Merdivenleri ağaca yerleştirdikten sonra belimize bir kemerle sepetlerimizi bağlarız. Merdivene çıkıp işverenimiz hangi yöntemle istiyorsa zeytini o şekilde toplarız. Elle tek tek toplama, tarak yardımıyla toplama, makineyle ağacı sallayarak toplama yöntemlerden bazıları. İşverenlerimiz genelde elle tek tek toplamamızı istiyor. Çünkü diğer yöntemler ağaca zarar veriyor. Gelecek yıl ağacın zeytin verme oranı azalıyor. İşveren bunu göze alamaz. Elle toplamanın dışındaki diğer yöntemlerde yere, ağacın altına zeytin örtüsü serilir, dökülen zeytin örtüye dökülür, örtüden selelere boşaltılır. Diğer işçi arkadaşlarla öğleye kadar zeytini en çok kim toplayacak diye rekabete gireriz. Sepetlerimize topladığımız mahsulü selelere boşaltırız. Öğle ezanı okunduğunda işverenlerimiz yemek paydosu verir. Hepimiz ağaçtan inip kendi getirdiğimiz ekmek torbalarımızdaki yiyecekleri yeriz. Çayları işverenlerimiz getirir, içimize işleyen soğukta o çayı içmek bizi biraz kendimize getirir. Tekrar ağaca çıkıp başlarız zeytini toplamaya. Bazen de ağaçtan inip, yere dökülen ağaç dibi dediğimiz zeytinleri toplarız. Yerde kar olduğu zaman ellerimiz morarır ama ekmek parası deyip katlanırız. Günün sonunda, işverenimiz akşam paydosu verdiğinde topladığımız zeytinleri traktöre yerleştiririz. O gün kazandığımız paranın sevinciyle evlerimize gideriz. İşverenimiz zeytini evindeki özel makinelerde seçer ve havuzlara döker. Ertesi gün yine aynı şekilde gideriz zeytin toplamaya. Gündelik işinde çalışmak zor. Zeytin fiyatlarından dolayı işverenlerimiz de zor durumda” ifadeleriyle anlatıyor zeytinin kendinde bıraktığı izleri. İlerlemiş yaşına rağmen zeytin işinde çalışırken gençlere taş çıkartıyor Hacı Barış. Esprileri onun gibi gündelikçi arkadaşlarına çalışma şevki veriyor.

Zeytinle bir ömür…

siyah-altinin-golgesinde-6Her ömrün bir hikayesi vardır ve yayılır kulaktan kulağa. Kimi hikaye, bir ağaç gölgesinde başlar, büyür, yeşerir, kimi hikaye ise çorak toprakların türküsünü fısıldar. Siyah altının gölgesinde yetişmiş bir çınar olan Hasan Rıza Bostancı da kendi hikayesini zeytin ağacının gölgesinde büyütüp yeşertenlerden. Bostancı, ailede, kardeşlerinin en küçüğü olarak dünyaya gelir. Lakin kardeşlerinin kimi küçük yaşta hastalıktan vefat eder, kimi de askere gittiğinde bir daha geri dönemez. Tek çocuk olarak yaşamına devam edecektir Bostancı, ailesinin yaşadığı acı kayıplar ve travmaların etkisi onun hep üzerinde olarak.

Mücadele ruhu hep onunladır. Küçük yaşlardan itibaren zeytinliklerde çalışır, meyve yetiştirir, üretimin hep içinde olur. Gençliğinde yerel yönetimlerle ilgili birtakım görevlerde bulunur. Belediye Meclis Üyeliği görevini uzun yıllar sürdürür. Döneminin Cumhurbaşkanı ve Başbakanıyla toplantılara katılma şerefine nail olur. Ağaçların gölgesinde huzur bulduğundan üretim yapma çabasından hiç vazgeçmez. Doğayla iç içe yaşamanın ayrıcalıklarına sahip olur hep. Aklına gelen her şeyi yetiştirir. Ama gözünde en değerli şey, dede yadigârı zeytindir.

siyah-altinin-golgesinde-7

87 yaşının verdiği bilgelikle zeytini şöyle anlatıyor Bostancı; “Zeytin ulu bir ağaçtır. Meyvesi, yağı, dalları ve gövdesinden aynı anda yararlanabileceğiniz başka bir ağaç daha yoktur belki de. Ben çocukluğumdan beri yalnızca zeytinyağıyla beslendim. Yalnızca zeytinyağı tükettik yemeklerimizde de, soframızda da. Başka bir yağ tükettiğimizde o lezzeti bulamayız, tadı tuhaf gelir. Sağlımızı da zeytinyağının mucizesine borçluyuz. Bizler bu mucizeyi yaşamımızın tam merkezinde tutuyoruz.”

Sofralarımıza ulaşan zeytinin serüvenini kelimelere sığdırmak zor. Zeytin hasadını yapan işçiler ve üreticiler, kış, kar, soğuk, yağmur, çamur demeden çalışıyorlar. Onlar “siyah altın”ı sofralarımıza taşıyan neferler…

Haber-Fotoğraf : MERVE AKIN



> Yeni Meram >Yaşam > “Siyah Altın”ın Gölgesinde
HABER YORUMLARI