YAZARLAR

“HÜRRİYET ağacı, yalnız zalimlerin kanıyla sulandığı zaman büyür.”

***

IRAK Cumhurbaşkanı ve aşiret reisi Talabani, Kara ordularımızın sınır ötesi harekatı için, “Önce sayın Öcalan İstanbul’da ev hapsine alınmalı” buyurmuş… Suyundan da ister miydi acaba!

***

“LAİKLİK ATEİZM DEĞİL, KORKMAYIN!”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bir TV kanalına verdiği röportajda, “Mübarek sonrası yeni Mısır’ın da laik bir anayasaya sahip olmasını tavsiye ediyorum” dedi. Mısırlılar, “Erdoğan’ın laiklik çağrısı üzerine onu Havalimanında karşılayan Müslüman Kardeşler’in yüzünü görmek isterdik” diye yorum yaptı.

Erdoğan böylece Hüsnü Mübarek rejiminin devrilmesinden sonra Mısır’da yeni anayasanın laik mi yoksa şeriat ilkelerine mi dayanması konusundaki tartışmada safını belli etti:
“Türkiye’de anayasa laikliği, devletin her dine eşit mesafede olması olarak tanımlar. Laiklik kesinlikle ateizm değildir. Ben Recep Tayyip Erdoğan olarak Müslümanım ama laik değilim. Fakat laik bir ülkenin başbakanıyım. Laik bir rejimde insanların dindar olma ya da olmama özgürlüğü vardır.”

-Son 9 yılın en önemli sözüdür bu… Kutlayalım başbakanımızı, açıkça söylediği için… Bu sözler ülkemizdeki zındıklara da ders olmalı!

Öte yandan, Türkiye-İsrail gerginliği için İngiltere’de yayımlanan Guardian gazetesinde yer alan bir yorumda Amerikan’ın, Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliği endişeyle izlediği ve seçim yapmak durumunda kalırsa tercihini İsrail’den yana kullanacağı belirtildi…

-Allahaşkına, “Değişmez müttefikimiz!” ABD’nin, İsrail’i bize tercih edeceğini bilmeyen mi var?

İşte son örneği… Rumlar, İsrail’le Kıbrıs adası çevresinde petrol arama çalışmalarını başlattı. Türkiye “Ben de arayacağım” dedi. Yunan gevuru konuyla ilgili “Türkiye’den korkmuyoruz” restini çekerken dostumuz Amerika, İsrail ve Rumlar’dan yana tavır koyduğunu açıkladı.

Ve biz hala “Amerika” diye övünüyoruz.

Sevsinler böyle Amerika ve dostluğunu…

***

BİR KAHRAMANLIK HİKAYESİ…

Savaş tamtamları çalıyor ya… Biz de bir hikaye anlatalım istedik: Macaristan’daki Türk sınırlarını bekleyen Grijgal Palanka’sında, o Cuma sabahı neş’eli bir hava vardı. Ertesi gün Kurban Bayramı başlayacaktı. Kalenin beyi, Kapoşvar’ı fethe hazırlanan Osmanlı ordusuna katılmak üzere askerlerinin çoğunu alarak gitmişti.

Grijgal’de sadece 114 kişi bulunuyordu.

Altı menzil ötedeki Zigetvar kalesinin beyi Kraçin, fırsatı değerlendirmeye kalktı ve binden çok süvarisiyle Palanka’yı sardı. Mel’un, hemen bir adamını göndermiş, *Vire ile teslim olursanız; Haç’a, Zebur’a, ateşe ve nura yemin ederim ki kimseyi incitmem” demişti.

Palanka; arkası toprakla doldurulmuş, yanyana çakılı kazıklar ve onların önünde hendek bulunan küçük bir kale olduğundan hücumlara karşı dayanıksızdı. Üstelik iki tarafın kuvvetleri arasında aşırı bir dengesizlik mevcuttu. Savaşı göze almak akıl karı değildi.

Gaziler durumu kendi aralarında görüştüler.

Teslim olmaya kimse razı değildi.

Kadı Efendi, “Cuma namazımızı kılar, gözyaşlarımızı döker, birbirimizle helalleşiriz ve düşman üzerine gideriz. Kalanlarımız gazi, ölenlerimiz şehid olur” deyince sorun kalmamıştı. Namazdan sonra, biri Deli Hüsrev, biri Deli Mehmed’in kumandasında iki kola ayrılan gaziler öyle bir saldırdılar ki, gök kubbe çöküyor sanıldı. Düşman safları koyun sürüsüne Kurt dalmış misali dalga dalga karışıyordu. Derken ovanın ötesinden bir toz bulutu yükselince baskıncılarda şafak attı. Kalabalık bir Türk kuvvetinin yaklaşma olduğu vehmine düşüp doludizgin kaçtılar. Oysa civar kalelerdeki beş-on kahraman yardıma geliyordu.

Düşman 64 ölü, gaziler 19 şehit vermişti.

Bu final sahnesinden önce yaşanan bir başka sahne vardı.

Önüne geleni haklayan Deli Mehmed, sonunda şehadet mertebesine erişmiş, toprağa serilip kalmıştı. Bu sırada bir düşman atlısı yaklaştı ve şehidin kafasını kesip saçlarından tutarak kaldırdı. Belli ki onu Zigatvar’a götürecek, “kahramanlığının delili” diye caka satacaktı. Öbür kolun kumandanı Deli Hüsrev olanı biteni görmüştü. Gür sesiyle haykırdı:

“Ne yatarsın Mehmed! Başını alıp gidiyor.”

Ve o anda inanılmayacak, sırrına asla vakıf olunamayacak bir olay meydana geldi. Şehit Deli

Mehmed, başsız gövdesiyle yerinden doğruldu, koşup hamle etti ve baş hırsızını atından çekip cansız yere çaldı. Sonra kendi başını kucakladı ve huzur içinde yattı.

Deli Mehmed defnedilir ve herkes çekilir gider. Ancak, Kadı Efendi hala oradadır. Birden kabrin nur külçesi halinde açıldığını görür. Melekler gelir ve Deli Mehmed’i kucaklayıp öperler…

> Yeni Meram >Yazarlar > Sevsinler böyle Amerika’yı
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.