YAZARLAR

SEVGİYİ VE DOSTLUĞU TÜKETMEK!-Erol Sunat-Yeni Meram Gazetesi

Bundan yıllar önce, arkadaşınıza, dostunuza onu sevdiğiniz için, özlediğiniz için, birkaç saat sohbet etmek, efkâr dağıtmak, derdinizi paylaşmak için giderdiniz.
Bu gidişler genelde maile olurdu.
Yani cümbürcemaat!
Kundaktaki çocuğunuz, yaşlı anneniz dahil herkes ev oturmalarına giderdi.
Şayet gitmezse, ev sahibi, neden gelmediler, neden getirmediniz diye gönül koyardı.
Kapılarda karşılanmak ve kapılara kadar uğurlanmak vardı.
Samimiyet vardı, içtenlik vardı, güler yüzler, tatlı diller vardı…
Ne evin hanımının ikram diye getirdiği pastalar, börekler söz konusuydu…
Ne de, arkadaşınızın evindeki, koltuğu, kanepesi, sehpası…
Kimsenin aklına öyle bir şey de gelmezdi!
Siyah-beyaz televizyonların her evde bulunmadığı, olsa da, bugünde sohbet edelim, konuşalım diye açılmadığı, gecenin geç saatlerine kadar oturulduğu, bu muhabbetlerden sıkılanın olmadığı çok güzel günlerdi o günler.
İnanın o güzel özellikler, sevgi, saygı, hoşgörü ve muhabbet yalan oldu gitti!
Şimdi ne mi var?
Neler yok ki!
Evinize gelen misafir, dost ve arkadaşınızın tarayıcı gözleri, duvarda, yerde, sehpada, vitrinde, masada ne var ne yok, fotoğraf çeker gibi çekiyor.
Sanırsınız ki, her gelen “ev dekorasyonu” konusunda uzman.
Eşyaların yeri, modasının geçkinliği, sehpaların, fiskosların üzerine konan örtülerin el işçiliği, vitrinde yer alması yada almaması gerekenlerin durumu, unutulmak kaydıyla akıllara yazılıyor ki, bir sonraki gün konuşulacak mevzu çıkıyor!
Misafirliğe neden gidersiniz? Dedikodu yapacak malzeme aramak için mi?
Galiba biraz öyle…
Yıllardan beri tanırım, hala aynı oturma gurubu, koltuk beni değiştir diye yalvarıyor! Masa örtüsü sağlama on yıllık!
Sehpanın iki ayağı çatlamış, birini bildiğin bantla yapıştırmışlar, yok yoksun musunuz, al bir sehpa takımı arkadaş!
Vitrindeki, bardakları, kahve takımlarını gördün değil mi, ev değil, antikacı dükkanı mübarek!
Ya o halı neydi öyle…
Beni al, çöpe at diye bağıran halı bildim bileli salonda serili.
Ev sahibinin yapmış olduğu ikramların çeşidi, kalitesi, nereden alındığı, yapıldıysa tadı, tuzu, damak zevkine hitabı ayrı ayrı dosyalanır gibi, zapturapt altına alınıyor.
İkram faslı açısından, “Gurme” kesilmiş bir yaklaşım hakim.
Kek nasıldı kek?
Şekeri azdı değil mi?
Ucundan az biraz aldım, yiyemedim inan boğazıma takılıp kaldı!
Ya o pasta neydi öyle?
İnsan hazır alır.
Hazır mı almışlar?
Kimden almışlar dedin?
Yok anacım, pasta alacaksan filancadan alacaksın, böyle pasta alacağına otur kendin yap, daha iyi!
Elma getirmiş, ne o öyle ufacık elma, tatlı desen değil, mayhoş desen değil. Mandalinalarda ekşi mi, ekşi. Ben onu bunu bilmem, misafirin gelecekse, meyveyi manavdan alacaksın, meyve daha gelirken kendini gösterecek, ev sahibinin yüzü ağaracak!
Çay da demsizdi, yanına limon istedim, kusura bakma limonumuz kalmamış dediler.
Diyeceksiniz ki, sohbet bu ziyaretin neresinde yer aldı?
Sohbetlerin girizgahı olan hal-hatır sorma faslının sıradanlığı,
Zoraki tebessümlerin sırıtması,
Ortaya karışık mukabili sorulan ve her yere çekilebilir soruların sorulması günümüzün hoş olmayanları…
Bu manzarada ne mi oluyor?
Sayabileceğimiz cümle erdem, cümle güzellik, cümle iyi niyet ya dilimizin ucunda, yada konuşmamak üzere tarafımızdan saklanıyor.
Bu güzellikleri, bu olumlu düşünceleri, bu güzel cümleleri niçin saklıyoruz, kimin için saklıyoruz ve nereye kadar saklamaya devam edeceğiz?
Gönül kapılarımızı, dostluğa, sevgiye, arkadaşlığa, muhabbete açmamız gereken günlerdeyiz.
Bu davranışı ve yaklaşımı geciktirdikçe…
Sevgiyi tüketiyoruz !
Saygıyı tartışılır hale getiriyoruz!
Dostluğu sorgulamakla karşı karşıya bırakıyoruz!
Arkadaşlık konusunda soru işaretleri her geçen gün daha da fazlalaşıyor!
Anadolu’nun temel gıdası olarak kabul gören dedikodu ise, keyif içinde mekandan mekana dolaşıyor, yanına eklemeler yapılarak, dost-düşman herkese ulaşıyor.
Bu konuda sorulacak en ciddi soru, neden bu hale geldik sorusu!
Hoşgörü şehrinde;
Bakış açılarımız,
Yaklaşımlarımız,
Eleştirilerimiz,
Gördüklerimizi, duyduklarımızı, ağzında bakla ıslanmayanlara dönmüş bir şekilde anlatma ve birileriyle paylaşma merakımız, adeta moda olmuş vaziyette.
Sevgili okurlar!
Hasretini çektiğimiz dostlukların, arkadaşlıkların, misafirliklerin ve muhabbetlerin bir an önce geri gelmesini temenni ediyorum.

> Yeni Meram >Yazarlar > SEVGİYİ VE DOSTLUĞU TÜKETMEK!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.