YAZARLAR

“SEN BU ŞEHRİN DEĞERİSİN!” -Erol SUNAT- Yenimeram Gazetesi

Şehrimiz için oldukça güzel çalışmalar ortaya koyanlar var. Çok daha iyisini nasıl yaparız, nasıl başarırız diye kafa yoranlar var. Bu işi kendine vazife olarak addeden şehrine ve şehre gönül verenler var. Şehir dışından, sırf şehrime katkım olur mu diye hiçbir karşılık beklemeden koşup gelenler var.
Bu insanlara yardımcı olabiliyor muyuz?
Pek tabi ki…
Hiç yardımcı olmaz mıyız?
Yardım etmek bizim işimiz!
Maddi-manevi yardıma hazırız diye lafa karışanlar, laf yarıştıranlar, neden olmasın diyenlerde bizler değil miyiz?
Hele ki bu insanlar, şehrin kültür, turizm, sanat ve ticari değerleri için bir şeyler yapıyor ve yapmak için çaba gösteriyorlarsa…
Şehri için kendini paralayanlara,
Bir şeyler yapmak için gece gündüz çalışanlara,
Fikir üretenlere,
Neler yaparsak daha iyi olur diye gecesi gündüzüne karışanlara ne mi diyoruz?
En güzel ve en yaygın bir cümleyle başlayalım isterseniz…
Çünkü birçok dostumuzun bu cümleyle başı döndürüldü!
Başı döndü!
Başı dönmesi sağlandı!
Bu cümle ne mi?
Sen bu şehrin değerisin!
Cümle güzel…
Ağır azam…
Etkili…
Kalplere tesiri yüksek!
İnsanın ayaklarını yerden kesecek kadar hoş!
Söyleyen isimler de etkili isimlerse, değmeyin gitsin!

*****
Bugüne kadar, “Sen bu şehrin değerisin” hitabıyla karşılaşanlardan bazıları “ Estağfurullah, ne haddime” diyerek, tevazu gösterdi.
Bazıları, “demek ben bu şehrin değeri olarak kabul görüyorum!” diyerek sevinçten havalara uçtu, ayakları yere değmedi!
Bazıları, “sen bu şehrin değerisin derler, ardından yüzüstü ortada bırakırlar” diye yaşadıklarını dile getirdi!
Bu hitap şekli, muhatabı için ilk bakışta etkili, beklentisi yüksek, verilen sözlerin arkası gelmesinin an meselesi olduğuna inandırıcı bir cümle olarak tesir yaptı!
Sonrası çorap söküğü misali, art arda sıralandı gitti!
İşin edebiyat kısmına kafamız fevkalade çalışıyor çünkü…
Arkadaş ben bu işi biliyorum diyenlerin yüzlerine yayılan,
Tebessümden zerrece nasibi olmayan o sahte gülücüklere,
Bir dikkat eden,
O tebessüm özürlü bakışları yakalayanlar oldu mu?
Ne diyordu merhum Ziya Paşa?
“Onlar ki laf ile verir dünyaya nizamat!”
Sermayesi laf olanların,
Mangalda kül bırakmayanların,
Ahkam kesmede ellerine su dökülmeyenlerin,
Lafla halledemeyecekleri bir şey var mı?
Gönül okşayıcı, insan ruhuna hitap eden, tatlı laflara doyulur mu sevgili okurlar?
Lafın tatlı olanının içinde, yok, yoktur!
Tatlı lafları kendilerine sermaye edinenler,
Laftan lafa, daldan dala geçiyor,
Ayaklarını gazdan çekmeden anlattıkça anlatıyor,
Bir çok gayretli, hevesli, işine aşık insana övgüler yağdırıp,
Övgüden laf sarhoşu olununcaya kadar, yağmur misali övgüler yağdırdıktan sonra, biz bu övgüleri sizden başkasına yapmıyoruz, sevildiğinizi bilin, bizim desteğimiz her daim sizlerin yanında diyerek sözüm ona güven vermekten de kendilerini alamıyorlar!
İşte bunun adına Anadolu’da şark kurnazlığı deniyor!
Yani lafla destek!
O insanlar başarılı olamazlarsa, az mı destek verdik, sen bu şehrin değerisin dedik, kıymetini bizden başkası bilemez dedik, olmadı, yapamadı, deyip dönüyorlar sırtlarını!
Başarılı olanlar içinse, biz zaten söylemiştik, bu şehrin değerisin diye ilk biz demiştik, diye başarıya ortak olmak için, herkesten önce koşup geliyorlar tebrik etmeye!

*****
Laf ebeleri, lafazanlar, bilgiçler, çokbilmişler, laf allameleri başka neler mi diyorlar?
Senin çalışmalarını hepimiz takdir ediyoruz! Bu enerjiyi nereden bulduğunu merak ettiğimiz bile oluyor! Çalışmaların takdire şayan! Senin görüşlerine katılmayanımız yok! Senin yaptığını kimse yapamaz! Elimizden gelse, ne kadar imkanımız var, önüne yığardık! Sana söz, senin lehine gerekli yerlerle en kısa zamanda görüşeceğiz! Bize hafta içinde bir uğra, o güzel fikirlerinden istifade edelim, ne yapacağımıza karar verelim! Böyle şeyler hemen olmaz tabi, bir yemek yiyelim, olmaz derseniz bir çay kahve içeriz, sizi dinlemiş oluruz!
Bu bir çuval lafın içinde, derde derman olacak ne var?
Laf olsun torba dolsun diye boşuna demiyorlar! Laflardan yollarda yürüttüler birçok insanı, laflardan kuleler inşa ettiler destek adına, laflardan hayallerle süslediler günleri ayları, laflardan umutlar dizdiler peş peşe, laflara tur attırdılar, şehrimizin sokaklarında, caddelerinde…
Laf dediğiniz şey bedava…
Ağırlığı yok, hacmi yok, bir sonraki güne, haftaya, bilmem hangi aya geçen hükmü yok!
Laf işte…Laf ola beri gele denmiş…
Sırt sıvazlamakta üstümüze yok. Hele ki laf la olduktan sonra…Sen bu şehrin değerisin, hepimiz seni takdir ediyoruz, yanındayız, seni sevmeyen yok!
Destek verin! Kimse yanınızda yok!
Destek olun! Destek lafını duyan kayıp, görene, bilene, bulana aşk olsun!
Tutun şu işin bir ucundan!
Anında, herkesin bir işi çıkmış, herkesin bir mazereti, evlere şenlik gerekçeleri oluşmuş!
“Sen bu şehrin değerisin” lafı ve o lafa muhatap edilen kalıvermiş ortada!
Şimdi siz, her şeyi bildiğiniz, gördüğünüz ve duyduğunuz halde, “öyle mi yav!” diyerek, Bu lafları sarf edenler kimler arkadaş bilemedik diye sorarsınız da…

> Yeni Meram >Yazarlar > “SEN BU ŞEHRİN DEĞERİSİN!”
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.