YAZARLAR

SELÇUKLU'NUN İZİNDEN…-Erol Sunat-Yeni Meram Gazetesi

Osmanlı, Selçuklunun izinden, Selçuklunun bıraktığı yerden, onun gerçekleştiremediği hayali gerçekleştirmek adına, ondan devraldığı bayrağı ve kutlu davayı Viyana kapılarına kadar götürdü.

Ertuğrul Bey ve oğlu Osman Gaziye, Selçukludan almış oldukları devleti ebed müddet meşalesini zirveye taşıyan bir neslin ataları olmak şerefi nasip oldu.

Kargaşanın ve karmaşanın hakim olduğu Anadolu coğrafyasında,

Moğol belasının açmış olduğu yaraları sarmak,

Dağılmış, ümidini kaybetmiş,

Toparlanması oldukça zor görünen Oğuz boyları arasında birliği ve beraberliği yeniden sağlayacak, Onları Selçuklu sonrasında yeni bir devlet fikrine ikna edebilecek,

Herkesin kabul edeceği cengaverliği gösterebilecek, bir lidere ihtiyaç vardı.

O lideri,  son demlerini yaşayan Selçuklu göstermişti.

Selçuklunun uç beyliğini üstlenen Süleymanşah oğlu Ertuğrul Bey bu görevi bihakkın yerine getirmiş, dağınık Oğuz boylarının birer, ikişer etrafında toplanmasını sağlamıştı.

Oğuz boyları ondan sonra oğlu Osman Gazi etrafında birleşecek, Türk Milleti, tarihin en büyük, en itibarlı, en seçkin ve en muhteşem devletlerinden birini kurma yolunda adım adım ilerleyecekti.

 

*****

Osmanlının kuruluşunda, atılan temel,

Konulan harç,

Selçuklu devlet adamlarının Osmanlının emrine girmesi,

Konya’dan gönderilmesi, ne bir rastlantı, ne de bir tesadüftü.

Selçukluya devlet kurduran Oğuz’un Üçok kolundan olan Kınık boyu,

Anadolu’nun karmaşık beylikler ve devletler yapısı arasından sıyrılarak,

Hem o devletçiklerle,

Hem de o devrin en büyük orduları olan Haçlı ordularıyla,

Anadolu topraklarında ölümüne mücadele etmişti.

Birinci ve İkinci Kılıçaslan, Sultan Mesud bu seferleri karşılayan, Anadolu’yu Haçlılara mezar eden, Anadolu’yu geçilmez yapan, zaferlerin sahipleri oldular.

Rüknettin Süleyman gibi,

Birinci Gıyasettin Keyhüsrev gibi,

Alaeddin Keykubad gibi güçlü,

Ne yaptığını bilen,

Anadolu coğrafyasına Selçuklu Medeniyeti gibi bir medeniyet hediye eden hükümdarlar oldular.

İşte onun içindir ki, Selçuklunun izinden gitmedikçe,

Anadolu’yu tanıyamaz, Osmanlıyı anlayamazsınız!

Hele Konya’yı hiç!

Nereye gidiyorsun ey yolcu?

Konya gibi bir Payitahtı tanımak, araştırmak, keşfetmek varken, bu gidiş nereye denmeyecek mi?

Siz “önce can, sonra canan” diye bir şey bilmiyor musunuz diye sorulmayacak mı?

 

*****

Konya gibi bir şehir, bir Başkent, tarihe yolculuk yapılabilecek, az bilinen hatta hiç bilinmeyen sırlarla ve yapılarla, hiç yazılmamış hikayelerle ve destanlarla dolu bir şehir;

Amma velakin biz, kendi tarihimize, kendi kültürümüze yolculuk yapmak varken,  şehirler arası  gitmelere-gelmelere doyamıyoruz!

Bu şehir, gün gelip bu hercai yolculara; Beni bilmeden, beni irdelemeden, benimle hemhal olmadan, gittiğin yerleri anlayabileceğini nasıl düşünebilirsin diye sormayacak mı?  

Selçuklunun izinden gitmedikçe, Selçukluyu anlamadıkça, araştırmadıkça, Selçuklunun sırrına ermedikçe Osmanlının izinden nasıl gittiğinizi sanıyorsunuz diye gönül koymayacak mı?

Cümbürcemaat yola düşenler!

Osmanlının izinden nasıl gidiyorsunuz?

Lafla mı?

Bildiğimiz kadarıyla, Osmanlının izinden otobüsle gidilmiyor!

Valla biz gidiyoruz arkadaş, Uçakla yada Hızlı trenle de kolayca gidiliyor diyorsanız, uğurlar olsun!

Selçuklu, tartışmasız, şeksiz şüphesiz Osmanlıya açılan kapı.

Ve biz, bu kapının tam önünde duruyoruz!

Ve bu kapının adıdır Konya…

Selçuklu, Kudüs’e kalkan olan Kılıçaslanlara,

Sultan ül Ulema Bahaüddün Veled’e,

Mevlana’ya,

Burhanettin Tirmizi’ye,

Şeyh Sadreddin Konevi’ye,

Şemsi Tebrizi’ye,

Muhiddin Arabi’ye açılan bir kapıdır.

Eğer, Selçuklunun izinden yürümesini bilmez, o izi takip etmezseniz, Osmanlı’yı anlayamazsınız!

 

*****

Konya, Selçuklunun kalbinin attığı yer. Selçuklu Sultanlarının yattığı yer. Bu şehir Sultanlar şehri. Bu şehirde hem Selçuklu Sultanları, hem de gönül sultanları yatıyor.

Bu izleri merak eden oldu mu?

Bir türlü kendine gelmesine,

Kendini toparlamasına imkan verilmeyen,

Kazılan, yarılan,

Bağrı delik-deşik edilen,

Ne yapılacağına bir türlü karar verilemeyen,

Ucube restorelerle canına okunan Alaeddin Tepesi, eşine az rastlanan, dünden bugüne gelebilen eşsiz örneklerden birisi.

İz mi arıyorsunuz?

Selçuklu Sultanlarının izinden mi gideceksiniz?

Gönül sultanlarının izlerini mi takip edeceksiniz?

Osmanlıya giden yolu, Osmanlının izlerini, Osmanlıya açılan kapıyı merak mı ediyorsunuz?

O halde…

Selçuklunun izinden yürüyecek, onun izlerini takip edecek, ipuçlarını, iki büyük devlet arasındaki o güçlü bağlantıyı Selçuklunun izinden giderek yakalayacaksınız?

Selçuklunun izinden gitmedikçe, Osmanlının izinden ancak lafla gidebilirsiniz!

 

*****

İsterseniz hemen bugünden tezi yok, Alaeddin Tepesiyle başlayalım o izleri aramaya…

Sonrasında…

Karatay Medresesine…

İnce Minareye…

İplikçi Camiine…

Zazadın Kervansarayına…

Sonra, mahalle aralarına sıkışıp kalmış ecdad yadigarı türbelere gidelim, ziyaret edelim….

Özür dilemek içinde, Sultan mezarlarının ve Mevlana’nın huzuruna varalım!

Ve diyelim ki;

Biz sizleri o kadar çok unuttuk,

O kadar çok ihmal ettik,

O kadar çok kadir kıymetinizi bilemedik ki…

Diye başlayalım,

Hatalarımızın, yanlışlıklarımızın ve pişmanlıklarımızın arkası gelir inşallah!

 

> Yeni Meram >Yazarlar > SELÇUKLU’NUN İZİNDEN…
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.