YAZARLAR

Özellikle siyasette, dünde kalan-dünle yaşayanlarla, bugün yeni şeyler söylemek lazım lafını dilinden düşürmeyenler arasında belli belirsiz bir çekişme sürüp gidiyor.

Ancak en fazla prim yapanlar, dün diyerek, bugün yeni şeyler söylemek lazım diyerek lafı eveleyip-geveleyenler.

Laf cambazları dün ile bugün arasındaki o ince ve hassas ayarlı çizgi üzerine kurdukları salıncakta hem sallanıyorlar, hem de insanları sallıyorlar.

Çıkarları dünle ilgiliyse dünde kalanlarla, bugün yeni bir şey söylemek lazım diyenlerle ilgili ise onlarla birlikte hareket ediyorlar.

Her iki taraf bu insanları kendisinden biliyor. Kendisinden bildiği için de, bu lafları eğip-bükenler, eveleyip-geveleyenler bilirkişi durumuna gelmiş oluyorlar.

Bu insanların şehrin geleceği hakkında ne bir beklentileri, nede bir öngörüleri bulunuyor, öyle bir iddiaları olduğu da söyleyene henüz rastlanmadı.

Tam anlamıyla gemisini yürüten kaptan sözüne uygun hareket ettiklerini söyleyebiliriz.

Çünkü herkesin gemisi batsa bunların gemisi batmaz.

Herkesin evi-barkı yansa, bunlarınkine hiçbir şey olmaz.

Bu adamlara rağmen şehrin gelişmesi insanlara tuhaf gelebilir.

Onların aşamadığı tek şey, şehirde karizması olan insanların varlığıdır.

Karizma bu cambazların baş düşmanıdır. Ancak fark edilmemek için, karizma sahiplerine temenna üstüne temenna ettikleri de görmezden gelinmemelidir.

Şehrin bugünkü gelişmesi, kendini toparlaması, karada, havada, denizde yol almasının sırrı karizma sahibi yöneticilerdedir.

Karizma sahiplerinin yaymış olduğu sinerjiden gözleri kamaşan, akılları karışan, hedefleri şaşıran lafazanlar, laf ebeleri, onlarla uğraşmaktan inanın hiç vazgeçmediler. Vazgeçmeye niyetleri de yok.

*/*/*/*/*

Konya yeni ufuklara geçte olsa yürüyor. Ufku olan idarecilere sahip olduğu kadar, kendini onları engellemeye adamış insanlarında var olduğu ve hiç eksilmediği bir şehir.

Aslında kabında duramayan, içi içine sığmayan, atılım üzerine atılım yapması beklenen bir şehir.

Şehirde bu ruh var. Şehirde bu sinerji var. Şehirde bu enerji var.

Ne mi yok? Kişisel cesaret yok!…Birlik ve beraberlik yok…Olanları da engellemek ve karalamak üzerine bir yapı mevcut!…

Herkes, gözünü Ankara’nın yollarına dikmiş, Ankara’dan esen rüzgarların doğrultusunda, Ankara’dan gelecek sese kulaklarını açmış bir şehir oluvermiş bu kadim Başkent.

İktidarı, muhalefeti Ankara’dan gelecek yönlendirmelere tabi bir halde. Hatta Konya’nın bu işi biraz fazla abarttığını düşünenlerdenim.

Kol kırılır yen içinde kalır muhabbetine oldukça sadık Konya.

Şehrin içindeki dengelerle, Ankara dengeleri örtüşmese de, örtüşmüş gibi gösterme konusunda son derece mahir bir siyasete sahip olunduğu konusunda kimsenin bir şüphesi yok.

Önümüzdeki mahalli seçimler, bahar aylarıyla birlikte kıpırdanmalara sebep olmaya başladı.

Büyük Odalarımızın seçim sonuçları, kaç tane kırılan kolun yen içinde kalmasına sebep olacak şimdiden bilemiyoruz.

Düşmenin, çarpmanın, çarpılmanın, bir yerlere toslamanın, kapılara, pervazlara, çerçevelere çarpıp geçmelerin sonucunda, kollar kırılabilir, kollarda, omuzlarda çatlamalar oluşabilir, el ve ayaklarda incinmeler olabilir…

Bu saydıklarımız hemen her kuruluşta, her kurumda, her siyasi partide var.

Ayrılsak da beraberiz, darılsak da beraberiz, incinsek de beraberiz, kırılsak da beraberiz diyerek karelere giren oldukça akıllı siyasi partilerimiz, kurum ve kuruluşlarımız yok değil…

*/*/*/*/*

Sonra dün konusu var. Dünü, kavga etmek için, kendimizi savunmak için, muhatabımızı susturmak için en geçerli silah olarak kullanmakta üstümüze yok.

Dünle kimi vursak, bu şehirde iflah olmuyor. Herkesin elinde mutlaka bir dün silahı var!..

Bu insanda tövbe etmiştir, hidayete ermiştir, gerçekleri görmüştür, hakka ve hakikate dönüş yapmıştır diyemiyoruz.

Defalarca hacca ve umreye gitmiş olanımız, beş vakit alnını secdeden kaldırmayanlarımız dahi hoşgörü şehrinde, gelecekte kendisine muhtemel rakip olmasını düşündüğü insan hakkında iyi şeyler söyleyemiyor.

İçinden gelmiyor. Çünkü eteğindeki taşları dökmeye niyeti yok. Onu çevreleyenlerin, çevresinde olanların kaybetmek istemedikleri mevkiler ve mevziler var.

Aman diyorlar yapma, iyidir, hoştur, belki doğrudur amma, zaman bu doğrunun şu anda söyleneceği zaman değil. Zayıflık gösterdiğiniz, yenilgiyi kabul ettiğiniz söylenir. Geçmişte hakkında hiç iyi konuşmuyordu, başına taş mı düştü derler.

Doğruları ne zaman mı, söyleyeceğiz? Belki hiçbir zaman? Belki vicdanımızla baş başa kaldığımızda yalnızca kendimiz söyleyecek, kendimiz dinleyeceğiz. Belki ölüm döşeğinde, giderayak…

Genelde, hac ve umre de, “Affet beni Allahım!..”.diyerek gözyaşları dökeceğiz.

Döndüğümüzde, nerde kalmıştık diyerek, insanlarla uğraşmaya devam mı edeceğiz?

Ne yazık ki, mantalite, bunu gösteriyor.

Kendisini ve çevresini aşamayan bir çok insan, hırsı aklının önünde olarak neler yapmıyor neler. Çevresi bazen bir adamı iyilik meleği haline getirirken, bazen hoşgörüsüz, geçimsiz, tahammülsüz, dediğim dedikçi, kindar, takıntılı, sıkıntılı bir insan haline getiriyor.

Konya’nın yaşadığı dram burada.

Yürüdüğünüz yollarda engeller, tümsekler, hendekler, kör kuyular, tuzaklar, kapanlar olduğu sürece, ileriye ne kadar bakabilirsiniz?

Ne kadar bakılabilirse o kadar bakabiliyor Konya!…

> Yeni Meram >Yazarlar > Şehirde sinerji var, enerji var, ne mi yok?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.