YAZARLAR

Sayılı günler tez geçer derler. Top, iftar, çadırlar, teravih, sahur, sakalı şerif, söyleşi, oruç zamları derken günler su gibi akıp gidiyor. Sıcak giderek tavan yapıyor, hani deyim yerinde ise yaprak bile kımıldamıyor.

Konya ovasının sarı sıcağında Ramazan’a özgü fıkralarla bir esinti sunarak serinlemek istedik. Önemli olan kutsal ay Ramazanın kazandırdığı manevi getirilerdir.

***

Bektaşi’ye sormuşlar;
– Ramazan hakkında ne düşünüyorsun?
– İftara bir şey dediğim yok ama, şu sahuru öğleye alsalar çok iyi ederlerdi!

***

Nasreddin Hoca’nın, bir Ramazan günü susuzluktan gözleri kararmıştı. Tahammülü tükenen Hoca, çeşmeye dayanıp su içerken

kendisini gören köylü uyarıda bulunur;

-Aman hocam, yaptığın günah değil mi?

Hoca sinirlenir;

-Yıkıl karşımdan! Ramazan bir daha gelir, ben gidersem bir daha gelemem.

***

Oruç tutan Bektaşi’nin biri pek fena susamış. Vakit geçirmek için kırda giderken bakmış gürül gürül akan bir çeşme. Adeta kendinden geçmiş bir halde ağzını dayayıp lıkır lıkır içmeye başlamış. Bu sırada oradan geçen biri görüp uyarmış;
-Aman erenler ne yaptın? Oruç gitti.

Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken yanıt vermiş;

– Oruç gitti, ama fakire de can geldi!

***

İftar sofrasında bir konuk yemeklerin lezzetinden olsa gerek söylenir;

– Keşke Ramazan yılda iki kez gelse!

Sofrada bulunan bir Bektaşi yanıt verir;

– Öyleyse, Ramazan gider gitmez neden bayram yaparsınız; insan sevdiği gidince hiç bayram yapar mı?

***

Canlardan birine, Ramazanda sormuşlar;
Erenler kaç tane oruç tuttun?
-Henüz nasip olmadı. Tuzak kurdum bekliyorum
.

***

Bektaşi’ye, sahurda sorarlar;

-Oruca nasıl niyet etmeli?

Bektaşi, tıka basa yemiş, yanıt vermiş;

-Şayet, dayanırsam tutarım, ancak dayanamazsam yutarım diye niyet edip ağzını çalkalamalı!

***

Tilki ormanda gezmektedir. Ağacın dalında asılı bir geyik budu görür. Açtır ama kuşkulanır, dikizlemeye başlar ve görür ki bu bir tuzak. Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır. Uzaklaşıp sipere yatar. Biraz sonra kurt gelir, budu görür yatan tilkiyi de.

Tilkiye sorar:

-Ne yapıyorsun dostum?
Tilki yanıt verir;

Hiiiç. Yatıyorum.
– Burada bir but var.
– Evet, var.
– Neden yemedin?
Tilki sakince yanıt verir;
– Bugün orucum!
Kurt kendinden emin;
Ben yiyeyim o zaman.
Tilki konuşur;

Buyur afiyet olsun!
Kurt buda uzanır uzanmaz bir patlama, ortalık toz duman. Kurt yaralı, perişan bir halde yatarken tilki sakince budu yemeye başlar. Bunu gören kurt sorar;

– Hani oruçtun?
Tilki pişkin pişkin der ki;

– Biraz önce top patladı duymadın mı?

BİR DAMLA:

Adama sormuşlar;
-Kaç gün oruç tuttun?
-Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim!
Aynı soruyu, orada bulunan Bektaşi’ye sorunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş;
-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!

> Yeni Meram >Yazarlar > RAMAZAN ŞAKALARI
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.