YAZARLAR

■ Ölümü çok hatırlayınız. Onu hatırlamak, insanı günah işlemekten, kötülük yapmaktan korur Ahiret’e zararlı şeylerden sakınmaya neden oluşturur.. ( Hadis)
***
Aralık ve Ocak ayları birer ölüm ayı oldu. Onca değerlerimizi ve yakınlarımızı üst üste yitirdik, gözyaşı döktük;hüzün ve acı dolu günler yaşadık. Kişioğlu doğacak, yaşayacak ve ölecek; bu doğa yasadır. Hiç bir şey sonsuz değildir, her şeyin bir sonu vardır. Ancak Mevlana da doğruyu işaret ediyor;
■ Ölümden sonra hayata giden bir yol bulunur.

Hz. Ömer dedi ki;
“Yâ Kâ’ab, bize ölümü anlat?”
“ Ölüm dikenli çalı gibidir. Âdemoğlunun içine girmiştir. Dikenlerin her biri, kişilerin bir damarına uzanmıştır. Bu hâlde güçlü biri, o dikenli ağacı çekiyor. Kopan kopuyor, kalan kalıyor. Can vermek acısı, dünya acılarının hepsinden daha acıdır fakat, âhiret azâblarının hepsinden daha hafiftir. Mümin, rûhu teslim edeceğinde rahmet meleklerini, Cennet hûrilerini görüp, onların zevki ile can verme acısını duymaz. Rûhu tereyağından kıl çeker gibi kolay çıkar, nimetlere kavuşur.
Her Müslüman’ın ölüme hazırlanması gerek. Bunun için tövbe etmeli, kul hakkı altında kalmamalıdır. Kimseye kötülük yapmamalı, herkesi tatlı dil ve güler yüz ile karşılamalı, kalp kırmamalı, kimse ile tartışmamalıdır. Allahü teâlânın haklarını ödemek lâzımdır. Bunlardan en önemlisi İslâm’ın 5 koşulunu yerine getirmektir. Namaz kılmayan kimse, Müslümanların haklarını vermemiş oluyor. Çünkü, her namazda oturunca (… Ve alâ ibâdillâhissâlihîn) diyerek müminlere dua etmek görevimizdir. Namaz kılmayanlar, Müminleri bu duadan yoksun bırakıyor. İnsan, bu dünyada kalmak için yaratılmadı. Dünyada iş yapmak, çalışmak için yaratıldık. Çalışmalıyız! Çalışıp kazanıp ölen bir kimse için korkacak bir şey yoktur. Hattâ böyle ölmek, bir devlet ele geçirmektir. Ölmek, felâket değildir. Öldükten sonra başına gelecekleri bilmemek felâkettir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
(Allahü teâlânın hidâyet ettiğine vâiz olarak, ölüm kâfidir- Ey ümmetim, emeliniz öz olsun ölümü çok hâtırlayınız!)

Hz. İmâm-ı Gazâlî buyurdu ki:
“Ölüm büyük bir iştir, büyük bir tehlikedir. İnsanlar bunu bilmiyorlar. Hâtırlasalar da kalplerine fazla etki etmiyor. Çünkü dünya meşgalesine öyle dalmıştır ki, başka bir şeye yer kalmamıştır. Kurtuluş çaresi, bazen bir yere çekilmek bir saat kadar kalbini dünya uğraşlarından uzak tutmaktır. Issız yerlerde dolaşan bir kimse, başkalarından yardım geleceğini düşünmez, başının çaresine bakar, önceden önlem alır. Tenha bir yerde oturup kendi kendine demelidir ki, ölüm yaklaştı, belki bugün gelir. Eğer bilmediğin karanlık bir mağaraya gir deseler, ‘İçerisinde kuyu var mı? Zehirli veya yırtıcı hayvana rastlar mıyım ya da ne var, ne yok bilmiyorum’ diyerek, dizlerinin bağı çözülür. Ölümden sonraki işin, mezardaki korkulu hâlinin bundan aşağı olmadığı meydandadır.
Bunu düşünmemek ne biçim bir cesarettir. Bunun en güzel çâresi, ölen arkadaşlarına bakmak, onları düşünmektir…

“Muhibbî, sâdığı yeğdir, kişinin akrabasından
Padişah olsan da derler ‘Er kişi niyetine’.
(Kanuni Sultan Süleyman Muhibbi)

Mezardaki halini düşün! Onları anımsayıp dünyada her birinin mevkisini, zenginliğini, işlerini, sıkıntılarını, neşelerini ölümü nasıl unuttuklarını ve beklemedikleri bir zamanda, âhiret için ellerinde azık yokken, ölümün ansızın gelip onları götürdüğünü düşün! Mezardaki hâllerinin nasıl olduğunu, âzâlarının birbirinden nasıl ayrıldığını, etlerini, derilerini, gözlerini ve dillerini böceklerin, kurtların nasıl yediğini, onlar bu halde iken vârislerinin mallarını taksim edip rahat rahat nasıl yediğini göz önüne getir!..” Kişi bu ve bunun gibi sözleri zaman zaman kendi kendine söylemelidir. Belki böylece kalbi ölüme karşı uyanık olur. Gafletle anımsamak kalbe etki etmez…

Arap hükümdarı olan Zeyyat oğlu Mehmet kızdığı insanları ölümle cezalandırmaktan bile tatmin olmamaya başlamış. Aklına bir fikir gelmiş. Demirden büyük fıçı yaptırmış, içine de çiviler yerleştirilmesini istemiş. Cezalandırılacaklar çivili fıçıya konulacak, üzerlerine sürekli kızgın yağ dökülecek, böylece uzun bir işkenceyle öleceklermiş.
Çivili fıçı tamamlandığında ayaklanma çıkmış, Mehmet’i yakalayan düşmanları, fıçının hiç kullanılmadığını öğrenmişler. Başkaları için planladığı şekilde öldürülen ilk kişi de Mehmet olmuş.

Gördüm iki kişi mezar eşiyor
Gam gasavet gelmiş boydan aşıyor
Çok yaşayan yüze kadar yaşıyor
Gel de bu rüyayı yor deli gönül,
(Ruhsati)

Hint diyarındaki Serendib ülkelerinde bir hükümdar ölünce yerden bir karış yukarda
bir arabaya koyarlar, sırt üstü bağlarlarmış.
Araba çekilip gezdirilirken, başı yere değen hükümdarın saçı sakalı iyice toza toprağa bulanırmış. Hükümdarın cenazesi böyle dolaştırılırken, ardından elinde süpürgeyle bir kadın gelirmiş. Süpürgeyle hükümdara daha toz toprak bulaştırırken bağırırmış;
“Ey gafil insanlar. Şu gördüğünüz fani dün sizin çok kudretli hükümdarınızdı. Bugün dünyaya veda etti ve toprağa yaklaştı. Ona bakın, en kudretlinin de sizden farkı kalmadığını görün!”
Tören üç gün devam eder, sonra büyük bir ateş yakılır, cenaze içine konulur, külleri de rüzgârda savrulurmuş. Hükümdarlar yakılırken, isteyen eşleri de ateşe girer, onların külleri de hükümdarın külleriyle birlikte rüzgâra karışırmış.

Aslanın biri bir tuzağa yakalanır, fena halde yaralanır. Ayağını tuzaktan kurtardıktan sonra bir kuytuya saklanır. Ama yarası ağırdır, uzandığı yerde inlemektedir.
O sırada yakınlarından bir kaplumbağa geçer, aslanın inlemelerini duyar, yanına gelir ve der ki;
“Geçmiş olsun arkadaş, nedir bu halin?”
Aslan “Yaralandım” diye yanıt verir.
Kaplumbağa üsteler:
“Az önce bizim arkadaşlar ava çıkmışlardı, sakın onlar yanlışlıkla seni yaralamış olmasın.”
Aslan başını çevirerek konuşur:
“Beni bu yara öldürmez, ama bu halimde senden bu sözü işitmek öldürür!”

Adamın biri ailesini geçindirebilmek için çok zahmetli işi yapıyor, yine de kıt kanaat nafaka sağlayabiliyordu. Bir gün sabahın kör karanlığında şehre odun taşırken birden dermanı kesiliverdi. Yükünü büyük kayanın üzerine bıraktı, kendisi de oturdu ve yüksek sesle halinden, yaşamından ,fukaralığından sızlanmaya başladı. Sızlandı, sızlandı, sonra ağzından şu sözler döküldü:
“Ey ölüm neredesin, gel de beni kurtar!”
O anda karşısında ölüm belirdi;
“İşte buradayım, söyle ne istiyorsun?”
Adam şaşırdı, durakladı sonra şöyle dedi;
“Şey, şu yükü tek başıma sırtıma alamıyorum. Bir el versen de yüklenip yoluma gitsem…”

■Üzülme! Tabuta yattığın gün son kez kuyunu kazacaklar ■ Her şeye canını sıkma ey gönül! Ne bu dertler kalıcı, ne de bu ömür. (Hz. Mevlana)

> Yeni Meram >Yazarlar > “Padişah Olsan Da Derler; Er Kişi Niyetine!”
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.