YAZARLAR

Mutlaka bir yere geldik. Olduğumuz yerde durup durmadık. Osman’ lı dönemini bir kalem geçelim. Cumhuriyet sürecinde de çok işler başardık, bugünlere dek geldik.

Artık dünya ülkeleri arasında “adı-sanı” olan bir Türkiye fotoğrafı var. Karamsarlığı bırakarak iyimser olalım, bir de bardağın dolu tarafına bakalım. Eksiklerimiz yok mu, elbette var. Örneğin, biraz demokrasi, biraz gelir dağılımı, biraz yönetim, biraz da doğruları söyleme eksikliğimiz var. Daha başka eksiklerimiz de olabilir, doğaldır. Şöyle kendimize gelip bir silkinsek daha iyi yerlere geleceğimiz kuşkusudur.

Atatürk’ün ölümü üzerine silah arkadaşı Başbakan İsmet İnönü Cumhurbaşkanlığına seçilmiş, Başbakanlık makamına da Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam oturmuştu.

Yeni Başbakanın ayağının tozuyla verdiği ilk demeç gazetelere manşete çıkmıştı;

“Her işimiz A’dan, Z’ye bozuktur.”

Aradan tam 72 yıl geçti. Artık her işimiz o denli bozuk değil. Tersine Bozuk işlerde giderek azalma gözleniyor; sıfırlanmayı dileriz ki, torunlarımızın torunları görür.

***

Buradan sözü son günlerde çok tartışılan demokratik yönetim ve anlayışa getireceğim.

Demokrasiler de etki- tepki konusu önemli bir yer tutar. Yasal çerçeveleri aşmamak koşuluyla, bireyler ve örgütler kendilerince beğenmedikleri ve yanlık olduklarına inandıkları düzenlemeler ve olaylara tepkilerini ortaya koymaları bir haktır. Ancak, bu hak “yumurta yağmuruna” dönüşürse, tartışmalı hale gelir. Bu tartışmalardan da “omletler” ve” sucuklu yumurtalar” çıkar.

Güvenlik güçleri,”coplu” ve “biber gazlı” önlemler yerine daha makul, daha yumşak yöntemleri denemelidir. Değilse burada da

“orantısız güç” polemikleri ortaya çıkar.

İkisi de “şiddet” içeriklidir. Bir üçüncü yol bulunmalıdır. Bir Türk büyüğü ne demişti;

Yollar yürümekle aşınmaz!

Demokrasilerde çare tükenmez.

***

Sultan Abdülaziz Han cuma günleri saltanat kayığı ile Boğazda gezintiye çıkar, Emirgân, Beylerbeyi gibi kıyıdaki bir camide cuma namazını kılardı. Halkını mutlu görmek, mutlu kılmak çin çalışmaktan yorulmazdı. Yine bir Boğaz gezisinden sonra, cuma namazını kılmak için yeşillikler arasındaki Emirgan Camiine gitti. Bir vakitler söyleşileriyle Sultan Aziz’e dost olan güzel sesli Kazasker Mustafa İzzeddin Efendi nasıl olmuşsa Sultanın dostluğunu yitirmişti. Buna çok üzülen İzzeddin Efendi, kendini dervişliğe vererek camilerde Kur’an ve hutbe okuyarak vakit geçiriyordu. O gün de Emirgan Camii’nde gönülleri ürperten güzel ve davudî sesi ile Kur’an okuyordu. Padişah çoktan özlediği bu okuyuşu içten dinledi. Okuma bitince İzzeddin Efendi’yi yanına çağırdı;

-İzzet bu ne hal?

İzzeddin Efendi saygı ve alçak gönüllü bir tutum içinde eğilerek yanıt verdi;:

-Efendimin hiddeti, derviş etti İzzeti!

Bu söz Padişahın çok hoşuna gitti; İzzeddin’i bağrına bastı, eski dostluk devam etti.

Aynı dönemde Âli Paşa’nın tanıdıklarından teşrifatçı Kamil Bey’in Avrupa’ya okumaya gönderdiği oğlu eğitimini bitirip memlekete dönmüştü. Kâmil Bey oğlunu yanına alıp takdim için Âli Paşa’ya götürdü;

Oğlumuz, sayenizde birkaç dil öğrendi. Vaktiyle bizi kimse teşvik etmemişti. Aksine yabancı dil öğrenmemize engel olurlardı,

Âli Paşa taşı gediğine koymakta gecikmedi:

– Türkçe öğrenmenize kim engel oldu?

İşte size iki kıssa, iki de hisse

Aradan geçen 72 yıllık süreçte nereden nereye geldik, kuşkusuz yurt ve dünya ölçeğinde çok iyi yerlere geldik. Daha yapacağımız çok şey var; yola devam.

***

GÜNÜN SÖZÜ:

Öfkenin ateşi önce sahibini yakar, sonra kıvılcımı düşmana ya varır ya varmaz.

> Yeni Meram >Yazarlar > NEREDEN NEREYE GELDİK?
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Yeni Meram'a aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan YENİ MERAM veya yenimeram.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.